Monthly Archives: Eylül 2008
Kan grupları

Bütün insanların kanları birbirine benzer ama tamamen birbirinin aynı değildir. Her insanın kanma ait bazı özellikler vardır. Bu özellikler kalıtım yolu ile ana ve babadan çocuklara geçer.
Uzun incelemeler sonunda insan kanının dört ana gruba ayrıldığı görülmüştür. Bu gruplar A, B, AB ve 0 olarak isimlendirilmiştir.
Bir insanın kan grubunun bilinmesi bazı bakımlardan çok yararlıdır. Bu yararlar şöyle sıralanabilir :
* Hastayken kan verilmesi gereken bir insanın kan grubunun bilinmesi ona hangi gruptan sağlam bir insanın kanının verilebileceğini gösterir. Aynı şekilde acil bir durum karşısında bir hastaya kan vermek isteyen insan kendi kanının grubunu biliyorsa ve bu kan grubu hastaya yarıyorsa bir an önce hastanın kurtarılmasını sağlar.
* Bazı ameliyatlarda bir şahıstan bir başka şahsa organ parçalan nakledilip aşı yapılırken her iki şahsın da kanının aynı gruptan olması alınacak sonucun başarılı olması bakımından lüzumludur.
* Kan grupları, ana ve babadan çocuğa kalıtım şeklinde geçtiği için bu tür olaylara bağlı davaların hepsinde kesin sonuçlar vermemekle beraber, bazı hallerde analık, babalık ve evlatlık iddialarının tıbbi bir inceleme ile bir dereceye kadar belirlenmesi mümkün olur.
Bu konuda yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan bazı gerçekler vardır :
“O” grubundan ana ve babadan ancak “O” grubundan olan bir çocuk dünyaya gelir. AB grubundan olan bir ana ile B, A, AB grubundan olan bir babadan doğan çocuklar “0″ grubundan olamazlar.
Kan gruplarının bilinmesi sadece tıp alanında değil sosyal alanda da büyük yararlar sağlamaktadır.
Kan gruplarının bilinmesi için bir sağlık kuruluşuna müracaat etmek yeterlidir. Çok kısa bir ameliye sonunda hemen herkes kan grubunu öğrenebilmektedir.
Bir insandan bir başka insana kan naklinde kan grubunun olduğu kadar Rh faktörünün de rolü vardır. Rh faktörü kimi insanda pozitif kimi insanda da negatif olmaktadır. Bu bakımdan kan nakli yapılırken kan gruplarının uyması kadar Rh faktörünün de aynı olması gerekmektedir.
Kan dolaşımımız

Kan ve lenf gibi sıvıları vücudun tüm bölümlerine, kapalı devrede (damarlar) gönderen sisteme dolaşım sistemi denir. Kalp ve damarlardan oluşan dolaşım sistemine aynı zamanda kardiyovasküler sistem denir. Kan ve lenf sıvılarının canlılığının devamı için dolaşım, kapalı bir sistem olan damarlar aracılığı ile yapılır. Kan, damarlar aracılığı ile merkezden n uçtaki hücrelere kadar ulaşır. Kanın damar içindeki akışını kalp sağlar. Burada hareketin merkezi kalp, kanın iletim yolları da damarlardır.
Dolaşım sistemi, organ ve dokuların canlılıklarını korumaları, fonksiyonlarını yapabilmeleri için gerekli olan besin maddelerini ve oksijeni hücrelere taşır. Kan dolaşımı vücut hücrelerinin oksijenlenmesinin ve vücut sıcaklığının ayarlanmasını sağlar.
Dolaşım sırasında karbon dioksit ve metabolizma atıkları boşaltım organlarına iletilerek atılması sağlanır. Aynı zamanda dolaşım sistemi vücutta enzimlerin, vitaminlerin ve hormonların da dağılmasını sağlar
Büyük dolaşım
Kalp ile vücudun periferi (çevre) arasında oluşan dolaşımdır. Büyük dolaşıma aynı zamanda sistemik dolaşım ya da periferik dolaşım denir.
Kalbin sol ventrikülünün sistolü ile sol ventrikülden çıkan kan aorta pompalanır. Aort aracılığı ile oksijenden zengin kan, merkezden (kalpten) perifere gönderilir. Aort kalpten çıktıktan sonra dallara ayrılır ve kapiller aracılığı ile kan hücre düzeyine kadar taşınır. Hücreler ve kapiller arasında gerçekleşen oksijen ve karbon dioksit alışverişinden sonra oksijeni azalmış kan, periferden önce kapillerle daha sonra venlere aktarılarak v. cava superior (üst ekstremitelerin venöz kanının toplandığı ana toplardamar) ve v. cava inferior (alt ekstremitelerin venöz kanının toplandığı ana toplardamar) aracılığı ile kalbin sağ atriumuna getirilir. Sol ventrikülden aorta ile çıkan arterlerin v. cava supireior ve inferiorlarla sağ atriuma dönmesi, büyük dolaşımdır.
Küçük dolaşım
Sağ ventrikülün sistolü ile sağ ventrikülden çıkan arteria pulmonalis aracılığıyla, venöz kan akciğerlere getirilir. Akciğere getirilen bu venöz kan ile akciğer arasında oksijen karbon dioksit alışverişi gerçekleşir. Gaz alışverişi ile oksijenlenmiş kapiller kan her seferinde daha büyük damarlara aktarılarak ve nihayet v. pulmonalislerle kalbin sol atriumuna getirilir.
Sağ ventrikülden a. pulmpnalisle çıkan kanın akciğerleri dolaştıktan sonra v. pulmonalislerle kalbin sol atriumuna dönmesine, küçük dolaşım denir.
Portal dolaşım
Mide, dalak, bağırsaklar (ince ve kalın bağırsaklar) ve pankreastan gelen venler, kendi aralarında birleşerek bir ven kütüğü oluştururlar. Bu ven kütüğüne vena portae denir. V. portae karaciğerin alt yüzünde bulunan porta hepatis denilen kapıdan içeriye doğru sokulur. Karaciğer içine sokulan v. portae burada dallara ayrılır ve kapiller ağ oluşturur. Burada, getirilen kan minarelleri ayrıştırıldıktan ve işlendikten sonra tekrar karaciğerde küçük venlerle toplanmaya başlanır ve nihayet karaciğerden v. hepatica aracılığı ile v. cava inferiora açılırlar. Karın organlarından kalbe dönen besince zengin venöz kanın içerdiği sindirim ürünlerinin (karbonhidrat, albumin) karaciğerde işlenmesi, vücut için hazır hâle getirilmesi (depolanması) ve toksik maddelerinin ayrıştırılmasına portal dolaşım denir.
Plesenta, intrauterin hayatta anne ve fetüs (cenin) arasında besin ve gaz alışverişini sağlayan oluşumdur. Plesenta ve anne arasındaki geçişi sağlayan bağ ise göbek bağıdır. Göbek bağı içinde iki adet umbilical arter ve bir adet umbilical ven bulunur.
Fetüs plasenta yoluyla besin ve oksijeni anneden alır, atık ürünleri ise, yine aynı yolla venöz dolaşımına gönderilmek üzere plasentaya gönderir. Bu esnada oluşan kanın akış yönü umbilical arterlerde fetüsten plasentaya, umbilical vende ise plasentadan fetüse doğru olur.
Fetüste kalbin sağ ve sol atriumlar arasında foramen ovale adlı delik bulunur. Bu delik aracılığı ile atriumlar arası kan akışı mümkündür.
Fetüste sağ ventrikülden çıkan a. pulmonalis, arcus aortaya (aortanın kavis yapan parçası) ductus arteriosus adlı kanal ile birleşmiştir.
Fetüste akciğerler çalışmaz, fetüs akciğer solunumu yapmaz. Ancak az miktarda kan a. pulmonalislerle akciğere gelir.
Kan

Kan insana hayat veren bir sıvıdır. Damarlar içinde bir nehir gibi dolaşarak nefes almayı ve beslenmeyi yani yaşamayı sağlar.
İnsanlarda kan oranı vücut ağırlığı ile ilgilidir. Genellikle insanda vücut ağırlığının 12-15′te biri oranında kan bulunur. Temiz kanın rengi kırmızı, kirli kanın rengi ise siyaha yakın kırmızıdır.
Bir damla kan incelendiğinde içinde iki tür yuvarlaklar olduğu görülür. Bunlardan biri al diğeri de ak yuvarlardır. Alyuvarlar para gibi yuvarlak ve genellikle birbirlerinin üzerlerine sıralanmış hücrelerdir. Bu hücrelerin normal olarak içlerinde çekirdekleri yoktur.
Akyuvarların ise içlerinde çekirdekleri vardır. Bu çekirdekler akyuvarın çeşidine göre ya parçalı bir şekilde, ya düz, yuvarlak ya da çomak şeklinde ve tek olarak bulunurlar.
Alyuvarların sayısı sağlam bir insanın kanının bir milimetreküpünde 4,5-5 milyon kadardır.
Akyuvarlar ise daha azdır. Sağlam insanın kanının bir milimetreküpünde 5-7 bin arasında akyuvar bulunur.
Bazı hastalık hallerinde akyuvarların da alyuvarların da sayılarında artış olur. Bazı hastalıklarda da bu sayı azalır. Bu sayının artıp eksilmesi, hastanın kanının incelenmesi sonunda o hastalığa teşhis koymak bakımından önemli rol oynar.
Alyuvarların içinde hemoglobin adı verilen boyalı bir madde vardır. Bu boyalı madde sayesinde alyuvarlar havanın oksijenini alır. Kan bütün vücudu dolaştığı zaman hayat için çok gerekli olan oksijen kullanılır. Bu oksijenin yerine alınan zehirli karbon gazlan hemoglobin tarafından tutulur. Kan akciğere geldiği zaman bu zehirli gazlar solunumla dışarı atılır.
Akyuvarlar vücuda giren mikroplara karşı insanı koruyan bir özellik taşırlar. Çoğu zaman dışardan bir mikrobun vücuda girmesi halinde kandaki akyuvarların sayılan artar. Böylece vücut kendisine saldıran düşmanlan, akyuvarlann mikroplan yutup yok etmesi sayesinde yener.
Doğuştan kalp anormallikleri

Çocuğun rahim içi hayatı sırasında hatalı bir gelişme ya da bir hastalık sonucu kalpte çeşitli arızalar ve anormal teşekkül şekilleri olabilir. Böyle anormallikleri olan çocukların bir kısmı doğumdan sonra ilk haftalar veya aylar içinde ölür. Bazı durumlarda bozukluklar uzun süre gözden kaçabilir. Bunların belirtileri daha sonra ortaya çıkar. Tıbbın çok ileri gitmiş olması bu tür anormallikleri bir ameliyatla düzeltmeyi mümkün kılmıştır.
Doğuştan gelen kalp anormallikleri şöyle sıralanabilir :
* Kulakçıklar arasında bulunan deliğin, çocuğun gelişmesi sırasında kapanmayarak açık kalması kirli ve temiz kanın birbirine karışmasına sebep olur.
* Kalbin sağda oluşu. Bazı kişilerde kalbin, bünyenin sağında yerleşmiş olduğu görülür. Bazı hallerde sadece kalbin sağda yerleşmesi gibi, bazı hallerde de bütün iç organların ters olarak yerleşmiş olduğu da görülen olaylar arasındadır.
* Karıncıklar arasındaki bölmede aralıklar kalması.
* Kalp kapaklarındaki fena teşekküller ve darlıklar.
Bu anormalliklerin belirtileri genellikle doğumdan sonra ortaya çıkar. Ancak, bunların ileri yaşlara kadar kendini göstermeyenleri de vardır. Ortaya çıkan morluklar bunun en açık belirtileridir. Mavi Hastalık adı da bu görünümden ileri gelmektedir. Morluk özellikle burun, kulak, dudak, yanak, el ve ayak parmaklarında görülür. Hastanın rengi koyu bir hal alır. Bunun başlıca sebebi kanın yeterince oksijen alamaması, kirli kanın temiz kanla karışmasıdır. Böyle çocuklarda solunum güçlüğü ve daha ileri yaşlarda da kalp yetmezliği durumları ortaya çıkar.
Tıbbın süratle gelişmesi bu gibi hastalıkların ameliyatla iyi edilmesini sağlamaktadır.
Ekstrasistol

Kalp atışlanndaki zaman aralıklarının düzensizliğine verilen isimdir.
İki vuruş arasında zamanın uzaması ve ondan sonra gelen vuruşların üst üste olmasıyla göğüste kuş çırpmır gibi bir his duyulur.
Ekstrasistol pek çok normal kişilerde, sigara ve kahve tiryakilerinde, mide bozukluklarında, zehirlenmelerde görülebilir. Miyokard (Kalp kası) ve koroner damar hastalıkları ve yüksek tansiyon ekstrasistollere yol açabilir.
Gençlerde görülen ekstrasistol önemli sayılmamaktadır. Sık sık gelmesi ve o kişinin rahatını kaçırması halinde sigara ve kahve yasak edilmeli, sindirim bozukluğu ve kabızlık varsa tedavi edilmelidir. Teşkil edici ilaçlarla da yararlı sonuçlar alınabilir.
Yaşlıların ekstrasistollerine gereken önem verilmeli ve bunun sebebi araştırılarak tedavi edilmelidir.






