Monthly Archives: Aralık 2008

Solunum

solunum, canlıların yaşamasında başrolü oynayan bir bölümdür. Belirli bir süre aç ve susuz kalabilen insan, birkaç dakika havasız kalırsa hemen ölür. Bu bakımdan solunumun yaşam üzerindeki rolü büyüktür.
çeşitli organlardan meydana gelmiştir. Ağız, burun, gırtlak, soluk borusu, akciğerler, akciğer içi soluk boruları, kesecikler (alveol), akciğer zan, göğüs kafesini yapan kaburga kemikleri, kaslar, diyafram ve karın duvarlarının ortaya çıkardığı sistem solunum sistemidir.

Solunum olayı

Hava, ağız ve burundan geçtikten sonra solunum yollarını takip ederek akciğer keseciklerine kadar gelir. Havanın bu akışına yardımcı solunum organlarının etkisi büyüktür. Soluk almayı sağlamak için kaburga kemiklerine bağlı kaslar kasılır, kubbemsi diyafram düzleşir, böylece göğüs içi boşluğu hacmi büyür. Bu etkilerle genişleyen akciğer içindeki havanın hacmi azalacağından dışarıdan akciğerlere hava dolar. Soluk alma bir kuvvet sarfıyla yapılan aktif harekettir. Soluk verme ise tam tersi pasif bir harekettir. Kasların ve diyaframın gevşemesiyle göğüs içi hacminin küçülmesi sonucu sıkışan hava dışarıya çıkar. Bu soluk verme hareketidir.
Kaburgaların kaldırılması ile yapılan solunuma göğüs solunumu, bu harekete diyaframın da katılmasıyla karnın kubbeleşmesine de karın solunumu denilir. Normal halde iki solunum birlikte yapılır. Erkekte karın, kadında ise göğüs solunumu daha hâkimdir.
Solunum sadece akciğerler vasıtasıyla yapılmaz. Deri de bir solunum organıdır. Deri üzerindeki delikler sayesinde soluk alıp vermeyi sağlar. Büyük yanık olaylarında, vücudu kaplayan derinin sekizde beşi yanarsa o insan oksijensiz kaldığı için ölür. Bu durum da derinin solunum üzerindeki etkisini gösterir.

Siyatik

, bacakla kalça sinirlerinin, özellikle büyük kalça sinirinin iltihaplanması ile ortaya çıkar. Omurlar arasındaki disklerin kayması sonucu ortaya çıkabileceği gibi mikroplu hastalıklar, soğuk algınlığı da siyatiği meydana getirir. Nevraljinin bir başka şekli olduğu için olarak da isimlendirilir.

Siyatik bacakta ağrılarla başlar. Hastalık büyük kalça sinirinin kökünde başlamışsa ağrı belden uyluğa, bacağın arka yüzüne, topuğa ve ayağa kadar yayılır, özellikle sabahları yataktan kalkarken ağrı daha çok hissedilir. Hastanın öksürmesi ve karın kaslarını germesi halinde ağrı şiddetli bir şekilde duyulur.

Siyatik çeşitli sebeplerden meydana geldiği için tedavisi de bunlara göre yapılır. Bu arada prostat büyümesinden veya genel bir bünye hastalığından meydana gelen siyatiklerde özel tedbirler gerekir.
Siyatiği meydana getiren sebep ne olursa olsun hastanın yatması ilk ve önemli bir şarttır. Yatarken dizlerin hafif bükülü olmasına dikkat etmek gerekir. Çünkü bu durumda sinirler gerginliğini kaybeder. Dizlerin hafif bükülü olmasını sağlamak için diz altına bir yastık doymak yeterlidir. Hasta sigara ve içki kesinlikle içmemeli, peklik hali varsa giderilmelidir. Beldeki ağrılara karşı uygun bir korsa kullanmak ta yararlı olur.

Sivilce

sivilceDeri üzerindeki kıl dibi keseciklerinin çeşitli mikroplarla iltihaplanması adı verilen küçük çıbanları ortaya çıkarır.
Sivilce oldukça çeşitlidir. Akne, ergenlik kıl dibinden deri yüzüne açılan kanalcıklarda mikrop, yağ ve hücrelerde tıkanmalara sebep olur. Bu tür iltihaplanmalara yağ bezleri de katılmaktadır.
Akne ve ergenlik dışında basit ve geçici sivilcelere hemen herkeste rastlanır. Bunlar kolaylıkla geçebilirse de bazı karışımlar sonucu insanın başına dertte çıkarabilirler.

Tedavi

Sivilce başlangıcı görüldüğünde üzerine birkaç defa tentürdiyot basmakla önlenebilir. Gelişme halindeki sivilceyi sıkmak tehlikeli sonuçlar verebilir. Bunların üzerine merhem koyarak gelişmesi ve içindeki irinin boşalmasını beklemek gerekir. İrin boşalana kadar pansumana dikkat etmek gerekir.
Sivilcenin içinden çıkan irinlerin ve sızıntıların ellerle vücudun başka yerlerine sürülmesi mikropların yayılmasına bunun sonucu olarak ta yeni yeni sivilcelerin çıkmasına sebep olur.

Ağır siroz

Sirozun birinci devresinden sonra karın zarı Periton’dan içeri su sızmaya başlar. Bu durum, karın üzerine konulan bir parmağa öteki elin parmağı ile vurulması sırasında su dolu kısımdan tok bir ses gelmesi ile anlaşılabilir.

Bu dönemde idrar azalır ve hastanın tansiyonu düşer. Karında su toplanması halinde iğnelerle boşaltılabilir. Ama ne var ki bu su organizmanın besin değeri olan maddelerini beraberinde getirdiği için, hastada giderek zayıflama ve durumunda gün geçtikçe ağırlaşma görülür. Eğer bu devrede bir de şeker hastalığı ortaya çıkarsa karaciğerin düzelmesi iyice zorlaşır. Sirozda ortaya çıkacak diğer hastalıklarla sindirim yolları hastalıkları durumu daha da ağırlaştırır.

Karaciğerin küçülmediği ve karında su toplanması olmadığı hallerde karaciğer görevlerini yerine getirebilmesi ve bunun tedaviyle daha da güçlendirilmesi mümkündür.
Karaciğerin küçüldüğü hastalık hallerinde tedavi çok daha zordur.

Siroz nasıl başlar?

Siroz neden ortaya çıkarsa çıksın önce bir karaciğer bozukluğu ile başlar. Bu bozukluk karaciğerin iltihaplanmasından meydana gelir. İltihaplanma hali de karaciğerin büyümesine sebep olur. Bunu takiben de karaciğerin katılaşması başlar. Giderek bütün karaciğerin dokusunu kaplayan katılaşma toplardamarlar ve safra yollarını baskıya uğratır. Bu baskı ile de karaciğer dokusundaki kan dolaşımı ve safra akımı engellenir. Bunun sonucu olarak ta karında su toplanır.

Karaciğerin küçüldüğü sirozlarda özellikle alkolden ileri gelen hastalıklarda durum çok ağırlaşır. Yüzde damarlar belirir, vücudun birçok yerlerinde kanamalar görülür, burun kanaması, basur memesi kanaması bunun başlangıcıdır. Kaslarda ağrılar, ayaklarda şişlikler ortaya çıkar. Bu şişliklere parmakla basılınca kanın çekildiği ve parmak izinin bir süre kaldığı görülür. Hastada çarpıntı ve heyecan hali vardır. Eller ve ayaklar titrer, sarhoş gibi bir hal alır ve bakışlar dalgınlaşır.

Laboratuar muayenesinde kanda kolesterol idrarda ve kanda safra çıkarsa karaciğerin görevlerini normal olarak yapmadığı ortaya çıkar. Vücutta görülen kanama sürelerinin ölçüleri ile de durum anlaşılabilir.