Monthly Archives: Aralık 2008
Sıtma
Sıtma yıllar boyu insanlığın en büyük problemi olmuştur. Hastalığın küçümsenmesi daha çok yayılmasına yol açmıştır. Ancak bugün medeni ülkelerde bu hastalığın kökü tamamen kurutulmuştur. Artık Türkiye’de de alınan tedbirler sonucu sıtmaya pek rastlanmamaktadır.
Bilgisizliğin payı..
Sıtmanın yayılmasında bilgisizliğin payı çok büyüktür. Bilindiği gibi hastalık sivrisineklerle bulaşmaktadır. Bunun yanı sıra sıtmanın mikrobik bir hastalık olduğu da bilinen bir gerçektir. Bu bakımdan, sivrisinekler ve onların üremesine yol açan bataklıkların kapatılması, ilaçlanması sıtma ile mücadelede birinci yoldur. Çevredeki bataklıkların ilaçlanması konusunda bir sağlık kuruluşundan bilgi alınması da mücadelenin tam anlamıyla tıbbi yollardan yapılması açısından önemlidir.
Sıtmanın bulaşma yolları ve şekilleri
Sıtma anofel türü sivrisineklerin aracılığı ile bulaşmaktadır. Bu tür sinekler sıtmalı kişileri sokarak aldıkları mikropları sağlamlara yine sokmak suretiyle bulaştırırlar.
Üç ayrı çeşit sıtma mikrobu vardır ve her mikrobun meydana getirdiği hastalığın gelişmesi de ayrılıklar gösterir. Bazı sıtma nöbetleri her gün, bazısı iki gün ara ile bazısı da dört gün ara ile gelir.
Sıtma mikroplarının üreyişi de iki türlüdür. Bunlardan biri eşeysiz yani erkeksiz – dişisiz üreyiş, ikincisi de eşeyli yani erkekli – dişili üreyiştir. Birinci tür üreyiş insanların vücutlarında ikinci tür üreyiş ise sivrisineklerin vücutlarında olur.
Eşeysiz üreyiş mikrobun sadece parçalanması ile olduğu için hastalık çok kısa sürer. Anofel cinsi sivrisineğin vücudunda olan eşeyli üreme sonunda sıtma mikrobu daha uzun bir yaşama kuvveti kazanır. Bu mikroplar, sivrisineğin soktuğu insanların vücuduna geçerek kana karışır ve sıtma hastalığını meydana getirir.
Belirtileri
Vücuduna sıtma mikrobu giren bir kişide hastalık 12 – 15 gün sonra birden bire ve şiddetli titremelerle kendini gösterir. Başta, belde ve karında ağrılar başlar. Kusma görülür ve hastanın ateşi 39 – 40 dereceye kadar. Titreme bir saat kadar devam eder ve bundan sonra üşümenin yerini bir ateş alır. Yüzde ve gülerde kızarma görülür. Ateşten sonra bol bol ter gelir ve nöbet devresini doldurmuş olur.
Sıtma nöbetlerinin daha ağır geçenleri olduğu gibi çok hafifleri de vardır. Ayrıca sürekli ateş yapan sıtma olduğu gibi devamlı ishal yaparak kolerayı ve dizanteriyi andıran şekilleri de vardır.
Tedavi
Sıtma tedavisinde en etkili ilâç kinindir. Diğer sıtma ilâçları da kinin esası üzerine yapılmıştır.
Hastaya verilecek kinin miktarını doktor tayin etmelidir. Nöbet sırasında hastaya kaba etinden kinin şırınga edilerek ateşin düşürülmesine çalışılması yanlış bir uygulama olarak kabul edilmektedir. Sıtma sadece ağızdan alman ilâçlarla tedavi edilebilir. Hastanın kendini bilmez bir durumda yatması ya da şiddetli kusmalar olması sebebiyle ilâç alamazsa ancak a zaman iğne yolu tercih edilir.
Bazı sıtma mikroplarının kinine karşı dayanıklı olduğu görülmüştür. Böyle durumlarda hastaya daha başka ilâçlar da verilmektedir.
Sürekli sıtmadan dolayı zayıf düşen bünyelerin kuvvetlendirilmesi için de demirli ilâçlarla karaciğer hülasaları verilmelidir.
Sıtmadan korunmanın en etkili yolu ise sivrisineklerle savaşmaktır.
Sıraca
Sıraca bir deri veremidir. Verem mikropları deriye dışarıdan ya da vücut içinden gelerek yerleşir. Çeşitli sebeplerle direnci azalmış bir bünyeye verem mikrobu dışarıdan gelerek deriden içeri girebilir. Deri üzerindeki sıyrıklardan içeri giren verem mikrobu sıracaya yol açar. Vücudun içinde ise herhangi bir yerdeki verem odağından mikroplar kan, lenf ve temas yolu ile deri altına ya da deriye yayılır.
Verem yaraları solunum yollarının kapısı olan ağız, dudaklar ve burun çevresi ile anüs çevresi ve cinsel organlar çevresinde bulunabilir. Deri vereminin sıraca şekli ise en çok koyunda, gövdede, ellerde, kollarda, bacaklarda ve yüzde olur. Hastalık bazen deri altı bezlerini ve kemikleri de kaplayabilir. Sarıçalı derilerde fistüller, bu fistüllerden gelen irinli, kanlı bir akıntı görülür. Fistüllerin çevresi morumsu kırmızı renktedir. Yaralar kapanırken buruşuk izler bırakır. Sarıçalı bir kimsenin boyun derisi akan fistüller, kapan fistül izleri içinde, büzülmüş koyu esmer, kırmızı, mor renkler gösteren karışık bir durumdadır. Bu hastalığın gidişi oldukça yavaştır.
Tedavi
Sıraca hastalığının tedavisinde genel verem tedavisinde kullanılan ilâçlar kullanılmaktadır. Bu arada vücudun dayanıklılığını arttıran ilâçlar, iyi bir beslenme ve açık havada dinlenme başlıca tedavi yollarıdır. Bunun yanı sıra hastalıktan dolayı açılan yaraların bakımına da önem vermek gerekir. Pansuman sırasında temizlik büyük ölçüde dikkat edilmesi gereken noktalardır.
Septisemi belirtileri
Hastalık önce bir titremeyle başlar ve arkasından 40 – 41 dereceye kadar yükselen bir ateş görülür. Bu arada nabzın da düzeni bozulur ve 120′ye kadar çıkar. Bu arada bilinmesi gereken önemli bir nokta ise, ateşin yükselmesine rağmen nabız atışlarında azalma görülürse bu durumun kötüye gittiğine bir işarettir.
Hastanın genel durumu çok bozulur ve yüzü solar. Şiddetli baş ağrısı ile birlikte kusma ve bulantı görülür. Hasta zaman zaman kendini kaybeder, bazen de şuursuz hareketler yapar. Oynak yerlerde, romatizmayı andıran ağrılar görülür.
Septisemi’de tedavi
Septisemi tedavisinin başında antibiyotikler ve sülfamitler gelir. Bu ilâçların kullanılmasında duyarlılık denemesi yapılır ve hangi ilâcın yararlı olduğu tespit edilerek tedavi o ilâçla sürdürülür. Bunun alınacak sonuç bakımından büyük yararı vardır. Çok ağır durumlarda ise septisemi yapan mikroplara karşı hazırlanan özel serumların büyük yararı olduğu görülmüştür. Çok ağır durumlarda özellikle hastada baygınlık ve dolaşım bozukluğu görülmesi halinde hastanın kanına uygun gruptan 24 saat içinde 2 – 3 defa 300 – 500santilitreküp kan vermek çok faydalıdır. Böyle bir durum olmasa bile 3 – 4 günde bir 300– 500 santimetreküp kan vermek hastanın çabuk iyileşmesini sağlar. Bunun yanı sıra özel protein enjeksiyonlarının yararlı olduğu görülmüştür.
İlâç tedavisinin yanı sıra hasta kesin olarak dinlendirilmeli limonata, portakal suyu, meyve suları gibi bol şekerli içecekler verilmeli, günde bir litre süt içirilmelidir. Yemeklerden sonra taze meyve verilmesi hastanın taze vitamin alması bakımından yararlı olur.
Septisemi

Küçük bir yaradan kana karışan mikropların yaptığı genel hastalık ve zehirlenme olayına septisemi (kan zehirlenmesi) adı verilir.
Vücudun herhangi bir yerindeki yarada bulunan mikroplar, yorgunluk, zafiyet, vitaminsizlik ve kansızlık gibi hallerde, şeker, tüberküloz gibi hastalıklardan dolayı zayıf düşmüş bir bünyede kana karışacak olursa, bünyenin karşı koyma gücü azaldığından kolaylıkla artarlar ve kan mikroplarla dolar. Böylece de septisemi başlar.
Mikroplar vücudun çeşitli yerlerine yayılarak oralarda cerahat odacıkları meydana getirirlerse buna piyoremi denilir. Mikroplar kana karıştığı halde çoğalmayıp hiç bir olay meydana getirmezlerse bu hale de bakteriemi adı verilmektedir.
Kan mikroplarla savaşabilmek için akyuvarlarını çoğaltmak mecburiyetindedir. Buna karşılık alyuvarlarda azalma vardır. Yüksek ateş sırasında alınacak kan mikrop üreme yerlerine eklenirse mikropların kolayca ürediği görülür.
Hastalığın erken teşhis ve tedavisi başarılı sonuçlar vermektedir.
Korunma
Bademcik iltihabından parmak ucundaki yaraya kadar her şeyin septisemi yapabileceği göz önüne alınmalıdır. Bu bakımdan yaraların temiz tutulması, iltihaplanmış yerlerin cerrahi müdahale ile çıkarılması ihmal edilmemelidir.
Zayıf bünyelere hiç bir şey yapmayan mikroplar zayıf bünyeler üzerinde hemen hastalık meydana getirirler. Bunun için de beslenme, yaşama düzenine dikkat etmek, vücudu zayıf düşmekten korumalıdır.
Sedimantasyon

Tıp alanında bazı hastalıkların tanınmasında büyük ölçüde yardımı olan bir kan inceleme usulüdür.
Bu işlemin esası şöyledir:
Kanda bulunan alyuvarlar, kanın sıvı kısmı ile kaba dağılma adı verilen bir düzen meydana getirir. Bu tür düzenler çoğunlukla oynaktır. Özgül ağırlığı daha büyük olan parçalar daha hafif olanların ortamından ayrılarak, belli bir hızla dibe doğru çöker. Bu çökme hızı parçacıkların birbiri ile birleşerek daha büyük parçalar haline geçmesi sonucu hızlanır. Sedimantasyon (Çökme) denilen bu olay kanda da meydana gelir. Alyuvarların her biri, negatif elektrik yüklü olduklarından, birbirlerini iterler, özgül ağırlıkları, plazmanın özgül ağırlığından çok olmasına rağmen büyük parçalar meydana getiremediğinden yavaş yavaş çökerler.
Bu olaydan, tıpta bazı hastalıkların vücut üzerlerindeki etkilerinin anlaşılması bakımından yararlanılır. Alyuvarların sedimantasyon hızını ölçmek için hastadan aç karnına kan alınır, bu kana pıhtılaşmasını önlemek için nitrat karıştırılır. İnce, uzun tüplere konur, yarım saat ve daha uzun bir süre bekletildikten sonra çöken alyuvarlar üzerinde kalan plâzma sütununun uzunluğu ölçülür.
Normal hallerde sedimantasyon hızı, birinci saatte erkeklerde 2 – 5 milimetre, kadınlarda ise 7 milimetredir. İkinci saatte, erkeklerde 9 milimetre, kadınlarda 12 milimetredir. 24 saatte ise, erkeklerde de kadınlarda da bu hız, 55 milimetre olarak tespit edilmiştir.
Sedimantasyon hızlanması
Bugüne kadar kesinlikle anlaşılamayan bir sebepten dolayı tifo, tifüs ve verem gibi mikroplu hastalıklarda, romatizmada ve kanserde, sedimantasyon bir saatte 65 milimetreye, gebelikte ise 35 milimetreye kadar yükselir. Bu olaya “sedimantasyon hızlanması” denir. Böylece, bir hastalık sırasında hızlı sedimantasyona rastlanması, sedimantasyonu hızlandırıcı hastalıklar göz önüne alınarak teşhis kolaylığı sağlar.






