Monthly Archives: Aralık 2008
Sedef hastalığı
Bir deri hastalığıdır. Çok uzun zamandan beri bilinmesine rağmen neden meydana geldiği kesin olarak anlaşılamamıştır.
Sedef hastalığı genellikle olgun yaşlarda görülür. Bir ailede birden fazla kişide olabildiği için soya çeken bir hastalık olduğu kabul edilmektedir. Bu hastalık özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında çoğalır. Gebelik hallerinde bazen arttığı bazen de azaldığı görülür.
Belirtileri
Hastalık, deride topluiğne başı büyüklüğünde kırmızı renkte hafif kabartılar görülür. Bu kabartılar büyüyerek enleri birkaç santimetreyi bulan lekeler haline gelir. Bu lekelerin üzerinde kolayca kal-kabilen ve renkleri sedef renginde olan ince zarlar vardır. Bu zarlar hafif bir dokunmayla ya da sürtünmeyle dökülürler. Bu döküntüler, kazınmış bir mum döküntüsünü andırır. Bu sedef görünümlü zarların altında ince, nemli bir zar tabakası daha vardır. Bu zar kazındığında altından ince kanama noktaları çıkar. Bu durum sedef hastalığın başta gelen belirtilerindendir. Bu lekeler büyüyerek bazen bütün vücudu kaplayabilir.
Sedef hastalığının başlama ve yerleşme yerleri genellikle vücudun oynak yerleridir. Bu bakımdan daha çok dizlerde ve dirseklerde görülür. Başın derisinde olan ve saçlara zarar vermeyen sedef hastalığı burada çok miktarda kepeğe yol açar. Sedef hastalığı tırnaklara da yerleşerek küçük çukurlar meydana getirir. Erkeklerde cinsiyet organının uç kısmına oturursa burada frengi ile karıştırılır.
Sedef hastalığı vücudun oynak yerlerine yerleştiğinde buralarda romatizmayı andıran ağrılar ve hatta şekil bozuklukları yapabilir. Hastalığın meydana getirdiği şekil bozukluklarının, görünüş bakımından başka hiç bir yan etkisi yoktur.
Tedavi
Sedef hastalığının kesin bir tedavisi henüz bulunamamıştır. Genellikle yapılan bütün tedavi şekilleri faydasız kalmaktadır. Hastalık bazen geçer gibi okursa da birden yeniden ortaya çıkar. En iyi tedavi sedef hastalığının bulunduğu bölgeye yapılan tedavidir. Bu tedavi de uzun süre devam ettirilmek şartı ile alkali banyolarla başlar. Bunun için yeşil sabun ya da arapsabunu ile karbonatlı su yapılır, bu su adi sabunla kullanılır. Cheysarobin adı verilen madde ile yapılan pomatlar, % 60lık alkol eriyikleri, morötesi, güneş ışınları da faydalı sonuçlar vermektedir.
Hasta, yağsız, ekşisiz, karaciğeri yormayacak yiyecekler yemelidir. Hormonların ve vitaminlerin tedavide yardımcı rolleri büyüktür.
Sarılık

Sarılık başlı başına bir hastalık değildir. Bazı hastalıkların bir belirtisidir.
Kandaki alyuvarların parçalanması sırasında bilürübin adı verilen bir madde ortaya çıkar. Bilürübin sarı renktedir ve karaciğerde safra içine karışarak bağırsağa dökülür. Herhangi bir sebeple kan içinde bu madde çoğaldığı zaman deri altında ve göz akında toplanarak sanlık adı verilen olayı meydana getirir.
Sarılığı ortaya çıkaran hastalıklar başlıca üç bölüme ayrılır:
1 -) Safra yollarını tıkayan hastalıklar
2 -) Karaciğer hücrelerini bozan hastalıklar
3 -) Kandaki alyuvarları çok miktarda parçalayan hastalıklar
Safra yollarını tıkayan hastalıkların başında safra kesesi taşları, safra kesesi iltihaplan ve urları gelir. Bundan başka çevredeki organlardaki urlar safra yollarına basınç yaparak, safranın bağırsağa dökülmesini önler. Safra karaciğerde toplanmaya başlayınca meydana getirdiği dolgunluğun verdiği basınç karaciğer hücrelerini bozar ve bilürübin kana karışarak vücudun her yanına yayılır.
Belirtileri
Hastalığın ilk belirtisi göz akında görülür. İlk belirtiden sonra safra yollarındaki engel ortadan kalkarsa belirtiler de kaybolur. Bazı safra taşlar, safra yolunu bazen kapar, bazen de açar. Bu durumda sarılık bir kaybolur bir yeniden başlar. Büyük korkular sonucu safra yolunun ağzındaki sıkıştırıcı halka kasılarak safranın dökülmesini önler. Böyle durumlarda da geçici sarılık ortaya çıkar. Bu bir sarılık en çok çocuklarda görülür.
Tıkanmadan meydana gelen sarılıklarda safra bağırsağa hiç akmadığı için büyük abdest renksiz bir hal alır. Bu arada idrarın rengi de koyulaşarak, koyu şarap görünümü verir. İdrarın bu renk değişikliğinden de hastalık ortaya çıkabilir.
Tedavi
Bu tür sarılıklarda, hastalığı meydana getiren sebebe göre tedavi uygulanır. Genellikle iltihaplardan meydana gelen sarılıklarda ilâç tedavisi, urlardan meydana gelen sarılık hallerinde de ameliyat en etkili yoldur.
Urların ameliyat edilemeyecek durumda olması halinde de safra yolu değiştirilerek bir başka yerden bağırsağa akıtılır. Böylece de sarılık önlenmiş olur.
Karaciğer hücrelerinin bozulmasına bağlı sarılıkların başlıca sebepleri toksin maddelerden meydana gelen zehirlenmeler, mikrobik iltihaplar, karaciğerdeki hücrelerin azalıp bağ dokusunun çoğalmasından meydana gelen sirozlardır. Böyle durumlarda karaciğer hücreleri bilürübini safraya tam olarak veremedikleri için safra kanda toplanır. Ancak, safrada çok az miktarda bulunan bilürübin büyük aptesin renkli çıkmasını sağlar, yalnız idrar yine koyu bir renktedir.
Böyle bozukluklardan ileri gelen sarılığın tedavisinde de zehirlerin panzehirleri, mikroplara karşı antibiyotikler, sirozda ise karaciğeri koruyucu ilâçlar kullanılır.
Alyuvarları parçalayıcı hastalıklarda meydana gelen bol miktarda bilürübin safraya geçemediğinden kanda toplanmaya başlar ve sarılık meydana getirir. Bu tür sarılığın tedavisi de sebebe göre yapılmaktadır. Safra taşlarının kana karışırsa hastada kaşıntılar görülür. Bunun yanı sıra nabız yükselir ve ateş artar.
Sarılıkta perhiz
Çeşitli hastalıklar sarılık meydana getirdiği için tedavisi de sebebe göre yapılmaktadır. Bunun yanı sıra sanlık safraya bağlı bir hastalık olduğu için, safra yollan ve pankreas hastalıklarında uygulanan perhizin sanlıkta da uygulanması gerekir.
Sanlık olmuş bir hasta her şeyden önce yağlı yemeklerden uzak durmalıdır. Hastalara yağsız, kolayca hazmedilebilecek yemekler verilmelidir. Ancak, yağsız yemekler verilirken hastanın güçsüz kalmamasına da dikkat etmeli ve yağsız yemekler hastaya yeteri kadar kalori verebilecek şekilde seçilmelidir.
Hastanın günlük perhiz yemekleri şöyle düzenlenebilir:
Sabah saat 08.00’de: Çay, 10 gram şeker, 40 gram kızarmış ekmek, 20 gram bal. Bu gıdaların kalori toplamı 200′dür.
Saat 10.00’da: 250 gram süt, 10 gram şeker. Kalori toplamı 207′dir.
Öğle yemeği: Yağsız pirinç çorbası, patates ezmesi, elma kompostosu, 40 gram kızarmış ekmek. Kalori toplamı 795′dir.
İkindi kahvaltısı: Çay, 10gram şeker. Kalori toplamı 40 ‘dır.
Akşam yemeği: Öğle yemeğinde verilen yemekler aynen verilebilir. Pirinç çorbası, patates ezmesi, elma kompostosu ve 40 gram kızarmış ekmek. Bunların kalori toplamı 795′dir.
Bu perhiz listesi ile hasta günde yaklaşık olarak 2000 kalori almış olmaktadır. Ancak hastanın yatakta dinlenmesi şarttır.
Saranın sebepleri ve tedavisi
Saranın meydana gelişinde beyin kabuğunu etkileyen çarpma, vurma ve yaralanmaların rolü büyüktür. Doğum sırasında çocuğun uğradığı sıkışmalar ilerde saranın ortaya çıkmasına yol açabilir. Baş travmaları yüzünden beyin üzerine yapılan baskılarda saraya sebep olabilir. Travmalardan başka, sinir sistemi frengisi, beyin urları, ansefalit, menenjit, beyin apsesi de saraya sebep olur. Alkol, kurşun, cıva, striknin zehirlenmeleri de saraya sebep olmaktadır. Çok seyrek olmakla birlikte vücudun herhangi bir bölgesinde bulunan yaralardan, bağırsak asalaklarından, safra kesesi taşlarından, bazı ameliyatlardan sonra tepke yolu ile sara nöbetleri görülmektedir.
Saranın tedavisi, ileri geliş sebebine göre yapılır. Sara hastası çok sakin bir hayat yaşamalıdır. Maddi ve manevi bir rahatlık içinde olmalı, çalışma ve uyku saatleri düzenli bulunmalıdır. Saralı hastaya verilecek ilâçlar kesinlikle doktor kontrolü altında verilmelidir.
Sara
Sara bir sinir hastalığıdır. Hastanın bayılması, kasılma, çırpınma ve kıvranmalarla kendini gösterir.
Sara hastalığı üç ayrı belirti halinde görülür:
1 -) Büyük nöbet
2 -) Küçük nöbet
3 -) Nöbet yerini tutan belirtiler
Büyük nöbet: Bu hal hastalığın tam kendini gösterdiği devredir. Bazı hallerde nöbet gelmeden önce çeşitli belirtiler görülür. Bu belirtilerin başlıcaları; huy değişikliği, kederlenme, sevinç hali, hareketlenme, vücudun bazı kısımlarında uyuşma ve karıncalanmalardır. Bu belirtilerin ardından nöbet gelir. Ancak belirtilerle nöbet arasında bazı zaman iki üç saat bazı zaman da birkaç gün süre olabilir.
Nöbetlerin devirleri
Sara hastalığında görülen nöbet dört kısma ayrılır:
1 -) Esinti devri
2 -) Kasılma devri
3 -) Çırpınma devri
4 -) Uyku devri
Esinti devresi nöbetin hemen başlangıcında görülür. Beyin kabuğunun irkilmeye uğradığını gösteren bu hareket duygu organlarında, damarlarda ve ruh alanında kendini gösterir.
Hareket esintileri, aniden koşmaya başlamak, kulağını kaşımak ve ellerle tuhaf hareketler yapma halleridir.
Duyu esintileri uyuşma, karıncalanma, vücudun bazı bölümlerinde sıcaklık ya da soğukluk hissedilmesi gibi haller doğurur.
Duyu esintilerinde görme, işitme, koku alma ve tat duyumlarındaki değişiklikler ortaya çıkar. Hasta bu durumda çirkin şekiller ve alevler görebilir. Çevresindeki eşyalar olduğundan daha büyük ya da çok küçük görülebilir.
İşitme esintilerinde çınlama, uğultu ve düdük sesleri duyulur.
Tat ve koku açısından da hasta nöbetin başlamasından hemen sonra kötü kokular duyar.
Damarların sıkışması ya da gevşemesinden meydana gelen değişiklikler de bu belirtiler üzerinde önemli rol oynar. Nöbetten hemen önce yüz kızarması, renk solması, gözyaşı, salya akması ve terleme damarlardaki değişiklikler sonucu görülen belirtilerdir.
Ruhsal esintilerde hastaya korku, fenalık, hafızanın birden kaybolması gibi haller gelir.
Esintiler genel olarak çok kısa sürer. Esintilerin süresi bir ya da iki saniyedir. Birçok hasta nöbetten hemen önce gelen esintiyi bildiği için hemen sakin bir yere oturur ve nöbet sırasında hayati tehlike yaratacak düşmeleri önleyebilir.
Esintilerin arkasından kasılma hali görülür. Aniden kaslara gelen kasılma hali, hastanın nerede olursa olsun düşmesine sebep olur. Gırtlak kaslarındaki kasılma yüzünden saralılar düşerken haykırmaya benzer bir ses çıkarırlar. Bu devrede hasta tamamen kendini kaybettiği için düştüğü yeri tam anlamıyla bilemez. Kasılma ile birlikte düşen saralı hasta, bir tetanoslu hasta gibi gerilir, gözleri kayar ve soluk hali durduğu için morarmalar görülür. Bu sırada çene kaslarındaki gerilme ile de hasta dilini ısırabilir. Hastalığın bu devresi de birkaç saniye en fazla bir dakika sürer.
Kasılma halinden sonra çırpınma dönemi başlar. Çırpınma ritmik hareketlerle bütün vücuda yayılır. Çırpınma sırasında hastanın göz bebekleri büyür, dışkılarını kaçırabilirler, ağızlarından kanlı köpükler gelebilir. Soluk almaları da hırıltılıdır. Bir iki dakika kadar süren bu çırpınmadan sonra hastada soluk kesilir. Bu devre hastalığın en tehlikeli dönemidir. Daha sonra da horultulu derin bir uyku başlar. Beş dakika ile yarım saat arasında değişen uyku süresinden sonra hasta ne olduğundan habersiz şaşkın bir halde uyanır.
Bazen, uykudan uyanan hasta etrafına saldırır, bağırır ve hatta adam öldürmeye varacak hareketler yapabilir. Bu arada hastanın kendini öldürdüğü de olur. Nöbetten sonra görülen bu halin nöbet öncesi de görüldüğü olur.
Küçük nöbet
Sara nöbetleri bazı hallerde bütün belirtileri ile kendini göstermez. Bazen hafif bir baş dönmesi, düşme ve kısa süre ile kendini kaybetme şeklinde hafif geçtiği de olur. O derece hafif geçtiği olur ki, meselâ yemek yiyen bir kişinin elinden çatalının düştüğü kısa bir süre sonra o kişinin çatalını tekrar alarak yemeğe devam ettiği görülür. Bunun bir sara nöbeti olduğunu kimse anlamaz.
Nöbet yerini tutan belirtiler: Saranın bu şeklinde nöbetler ve kıvranmalar yoktur. Nöbetlerin yerine çeşitli hareket, duyum, duygu, iç organ bozuklukları, ruh bozuklukları geçer.
Bunlar şöyle sıralanabilir:
Hastada esneme, aksırma, titreme, konuşma bozuklukları, irade dışı hareketler, tikler, selam verir gibi sallanmalar, göz kırpmalar, ağrılar, yarım baş ağrıları, görme, işitme ve tat alma bozuklukları, yatağa işemeler, kalp ağrıları, astım nöbetleri, neşesizlik, sıkıntı, huy değişikliği, öfke, hırsızlık, ırza tasallut ve içkiye düşkünlük gibi belirtiler ortaya çıkar. Bunların en fazla ilgi çekicisi seyahat isteğidir. Bu halde hasta büyük ölçüde seyahatlere çıkar. Gayet sıhhatli görünmesine rağmen yaptığından habersizdir. Seyahati sırasında nöbet hali geçip kendine gelince şaşırır. Nerede bulunduğunu ve oraya niçin geldiğini anlayamaz.
Ruhi hastalıkların genel belirtileri
1 – Davranış Bozuklukları
Ruhi hastalıklar sinsi sinsi seyreder, belirtiler birer birer ortaya çıkar. Bu özelliği bakımından hastalığı teşhis kolay değildir. Sabır ve zaman ister.
Genel ve en çarpıcı belirti, hastanın eski alışkanlıklarındaki büyük değişiklerdir.
Bunun içindir ki, tedavide başarıya ulaşabilmenin en büyük yardımcısı hastanın çocukluk yıllarından itibaren hayat hikâyesidir. Ruhi hastalıklar, alışkanlıkların değişmesinin yanı sıra, tutum, davranış, düşünce ve duygu bozuklukları ile belirir, teşhise imkân verir.
Alışkanlıkların geniş Ölçüde değişmesinin farkına varmayan kimse sadece hastanın kendisidir. Bu da hastalığın en açık belirtilerinden biridir.
Sağlıklı günlerinde, işine gücüne karşı sorumluluk duygusu taşıyan, kılığından kıyafetine, yediğinden içtiğine, her konuda hassas olan kişi, hastalığın pençesine düşünce tam bir derbeder, ölçüsüz bir vurdumduymazdır. Hasta, dalgınlığı içinde dünyadan elini eteğini çeker.
Hasta, alışılmadık bir canlılık, hareketlilik gösterisi içindedir. Kılık kıyafetine aşırı düşkünlüklerin yanı sıra, temizlik konusunda anormal, olmadık titizlikler gösterir. İyimserlikte olduğu kadar, karamsarlıkta da ölçüsüzlükler, vehimler, şüpheler görülür. Gereksiz suskunluklar kadar yersiz bir konuşkanlık hevesi ortaya çıkar. Hasta, hiç bir konuda sır saklamanın gerekliliğinin, farkında olmaz gene düşüklüğünü bir hüner sayar.
Hasta herhangi bir hareketi durup dinlemeden tekrarlar (Stereotipi Duruş Stezotipisi). Ellerini ovuşturur, bulunduğu yerde durmadan yürür.
Hasta herhangi bir şekilde duruşu saatlerce sürdürür (Duruş Stereotipi). Elleri çenesinde, dirsekleri dizlerinde, gözleri bir noktaya dikili olarak uzun müddet hareketsiz kalır.
Hasta, başka bir hareket yapmak arzusuna rağmen, iradesi dışında diğer bir hareketi tekrarlar veya birçok hareketi sürdürür (Perseverasyon).
Ancak, tiklerle alışkanlık spazmozları, Stereotipi–Perseverasyon hastalıklarından sayılmayan basit hareketlerdir.
Tiklere ve alışkanlık spazmozlarına karşı bilinçli davranış mevcuttur.
Bu durumda olanlar, tiklerinden, alışkanlıklarından kurtulmak isterler. Parmak çıtlatmak, omuz silkmek, gereksiz burun çekmek alışkanlıkları olanlar, hareketlerini normal ölçüler içinde tutmaya gayret eder, bunda bir dereceye kadar başarılı da olurlar.
Hâlbuki Stereotipilerde bilinç yoktur. Ağır vakalarda hasta tam bir hareketsizliğe bürünür. Bu duruma bitkinlik sebep olabileceği gibi, mukavemet isteği de yol açabilir (Davranış Negativizmi).
Hasta gayretine rağmen hareketi çok ağır şekilde, yapar (Psikomotor Gerilik).
Hasta, gördüğü herhangi bir hareketi, zorlamaya, ikaza gerek kalmadan tekrarlar(Ekopzasia). Bu gibi hastalar itaat ederler. Herhangi bir duruş şeklinde, kımıldamadan saatlerce kalırlar.
Otomatizm denilen bu hallerde hasta iradesine sahip değildir, otomatik olarak katıldığı hareketin anlamını, önemini bilmez. Uykuda dolaşmak, otomatik yazı yazmak gibi.
Hasta düşünerek veya hiç düşünmeden birden bire feveran eder (Tepi). Birçok vakalarda hastanın, herhangi bir konuda şiddetli bir tepki göstermek için hazırlandığı görülür. Hasta ancak bu patlamadan sonra sükûnete kavuşur. Şiddetli tepkiye mani olmaya hastanın gücü yetmez.
2 – Konuşma Bozukluğu
Hasta, normal, alışılagelmiş konuşma üslubunu, aşırı konuşkanlık veya suskunlukla değiştirir. Bazı hallerde maksadını, gevezeliğe varan ölçülerle de olsa, anlatmayı başarır, sözünün sonunu düzgünce getirir.
Bazı hallerde ise bunun tak aksi görülür. Hasta sözünün sonunu getiremez, konuyu dağıtır, değiştirir, unutur.
Konuşmada ağırlaşma bazı hallerde son derece ileri bir safhaya ulaşır (Mutizm). Hasta mahzun, sessiz ve dilsizdir. Melankoli içindedir.
Hasta konuşursa bir zarara uğrayacağı vehmi içine girer, ağzını açarsa mikropların hücumuna uğrayacağına inanmış görünür. Hasta, sorulara cevap vermediği halde, yalnızken kendi kendine konuşur. Bu durum Negativizm’den ileri gelir.
Hastanın sorulara verdiği cevaplar, hastalığın teşhisinde büyük kolaylık sağlar. Hasta, soruları birçoğunu tekrarladığı kelime yağmuru ile cevaplandırır. Cevaplar soru ile ilgili değildir. Sözler arasında da irtibat yoktur (Verbigezasyon).
Hasta, soru ne olursa olsun, konuların değiştirilmesini de anlamamış görünerek, kendince bir takım kelime veya kelimeleri biteviye tekrarlar durur (Konuşma Perseverasyonu).
Hasta kendine göre bir konuşma dili belirler. Uydurma bir dille konuşur. Heceleri böler, ayırır, birleştirir ve bunları dile getirir (Neologism).
Hasta, parçalayıp böldüğü bu kelimelerle yarattığı konuşma diline son derece bağlı görünür.
Hasta, kendisine sorulan sorulara herhangi bir cevap vermek yerine, soruyu tekrarlamakta direnir (Echolallia).
3 – Duygulardaki Bozukluklar
Ruhi hastalıklarda, duygular ve duygusal tepkilerde beliren bozukluklar ortaya çıkan vakalar ciddi ve önemli bir başka türü teşkil eder.
Hasta, korku, sevinç, sinirlilik, öfke, şüphecilik, kaygılanma ve benzeri hallerde aşırılıklar gösterir. Basit bir sebeple bu konulardan herhangi birisine ait duygular, aşırı ölçüler içinde ve sürekli biçimde açığa vurulur.
Hastanın içinde bulunduğu duruma hiçte uygun düşmeyen, abartılmış neşeli, sevinçli hali, hastalığın en önemli belirtilerindendir. Bunun tam aksini teşkil eden, sebepsiz, ölçüsüz, derin keder ve üzüntülerin ortaya çıkması da teşhisi kolaylaştırır.
Hastanın düşüncesi ile duygulan arasında denge ve ahenk kaybolur. Sevindirici düşüncelere rağmen teessürle hareket veya üzüntü kaynaklı düşüncelere rağmen duyguların neşe ve sevinçle belirtilmesi diğer hastalık belirtileridir.
Hasta, normal hallerde sevindirici veya üzücü duygulara yol açan olaylar karşısında tamamen duygusuz kalır. Erken bunama (Apaty – Duygusuzluk hali).
Hasta yeterince başarılı olmadığı düşüncesiyle, çevresiyle ilgisizdir. Yerinde, çok basit bir ikaz, uyarı karşısında ani, çok şiddetli tepkiler gösterir. Tam manasıyla infial içindedir(İrritabilitiy).
Yok yere, olmadık hallerde kızar, bağırıp çağırır, gücenir, küser korkuya ve teessüre kapılır.
Hastanın duygularında denge kaybolur. Gülerken ağlar, ağlarken güler, duyguları, sebepsiz yere sık sık değişir.
Hasta, duygularını kontrol etmek gücünü tamamen kaybeder. Telkinlere açık, bir çocuk gibidir. Normal olaylara karşı belli duyguların açıklanmaması hastalığın en önemli belirtilerindendir.
4 – Düşünmedeki Bozukluklar
Ruhi hastalıkların diğer bir bölümünde, düşünmede bozukluklarla hastalık ortaya çıkar.
Hasta hayal içindedir. Gerçeklere göre düşünme kabiliyeti kaybolur. Uygulanması, gerçekleştirilmesi mümkün olmayan düşüncelerle hülyalar sürer gider.
Arzular, istekler ve temenniler ite dilekler, duygular düşünme kabiliyetini pençesine alır (antistic).
Düşünce şuuraltının emrine girer. Hasta, olduğu gibi değil, olmasını istediği biçimde düşüncelerle davranışlar içinde görünür.
Hasta, düşünme de güçlük çeker, ağırlaşma belirtileri gösterir. Ayrıca, herhangi bir düşünceye takılıp kalma yüzünden başka konularla ilgilenme ve düşünme yeteneği de kaybolur (Düşünme Güçlüğü).
Herhangi bir fikir düşünceyi tam bir şekilde hâkimiyeti altına alır. Hasta bunun farkındadır. Ancak kendisini bunun tesirinden kurtaramaz (Apsesyon). Düşüncenin, anormal fikrin baskısından kurtulması gerektiğini bilen hasta, bunun için başarısız gayretler de gösterir.
Hasta, herhangi bir ikaza aldırmadan dalgınlık içinde bir takım fikir ve düşüncelere kapılır. Durumunun farkında olmadığı içindir ki, bu halden kurtulmak için hiç bir gayret göstermez (Preoküpasyon).
Hasta, birbirine zıt fikir ve düşüncelerin tesiri altında görünür. Bir kimseyi hem sever hem de ondan nefret eder (Ambivalaus). Kendini aynı zaman da, birbirinden çok uzak iki yerde bulunuyor farz eder.
Hasta, kendisiyle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan alaylarla, eşyaların, davranışların, doğrudan doğruya kendisini hedef aldığı, tehdit ettiği inancı içindedir (Paranoya ve Erken Bunama). Hastalığın temelinde şuuraltı günahkârlık, suçluluk, kendini kusurlu, kabahatli görmek gibi düşünceler, fikirler bulunur.
5 – Düşünme İçerikliği Bozuklukları
Düşüncenin şeklinde görülen bozukluk ve hastalıklardan ayrı olarak, düşünme içeriliği anormallikleri, ruhi hastalıkların başka çeşitlerini teşkil eder.
Hastalığın en önemli belirtileri, akıl ve mantık dışı konuşmalar, sözler, gerçek dışı muhakeme ve hükümlerdir.
Hastayı, düşüncelerinin ve muhakemesinin yanlışlığına inandırmak mümkün değildir. Herhangi bir kimsenin düşmanlığına inanarak söyledikleri doğru ve mantıklı görünürse de esasında yanlıştır. Çünkü ortada bir düşmanlık yoktur (Paranoyak).
Hasta büyüklük kompleksi içindedir. Zulmedilme düşüncesinin esiri görünür. Başarısızlıklara mazeret arama gayretleri vardır.
Günahkârlık, fakirlik düşüncelerin altında bulunan hasta, ağır hallerde kendisinin ve nihayet dünyanın varlığını inkar, yok olduğunu iddia eder.
Hasta, organik ciddi hiç bir rahatsızlığı olmadığı halde hasta olduğu inancındadır. Hastalık hastalığı (Hipokomdirya) diye de tarif edilen bu anormallik, muhtelif ruhi hastalıkların belirtisi olarak ortaya çıkar.
Basit hastalıkların, çok ağır ve ciddi rahatsızlıklara dönüşebileceği, dönüştüğü inancının yerleşmesinin asıl sebebinin, marazi ve ruhi olduğu ortaya çıkar.
Hasta, her şeyin, herkesin, hatta kendisinin, durup dinlenmeden değiştiği kanaatindedir. Hasta düşüncesindeki anormalliğin farkındadır, kendi kendisinden şikâyetçi görünür.
Hasta, dıştan hiçbir uyarı, ikaz olmadığı halde, duyu organlarıyla bazı izlenimler sağladığını iddia eder (Sanrı).
Hasta gözlerini bir noktaya diker, bir şeyler seyreder gibi görünür (Görme Sanrıları).
Hasta kulaklarını dikmiş, bir şeyler dinliyormuş gibidir (İşitme Sanrılan)
Hasta, bazen fısıldayarak, bazen yüksek sesle hayaletlerle konuşur.
Hasta, hayaletlerin kendisini tehdit ettiklerini, onların zulmüne uğradıklarını ileri sürebileceği gibi, bunların tam aksini de iddia edebilir.
Erken bunamalarda hastalık, kişinin, her türlü hareketinin ve davranışlarının kontrol altında bulundurulduğunu ileri sürmesiyle belirir. Hasta, bütün fikir ve düşüncelerinin başkaları tarafından olunduğuna, aklından geçenlerin bilindiğine vücudunun olmadık alet ve cihazlarla kontrol altına alınmış bulunduğuna inanır.
Hasta, içinde bulunduğu yer ve zamanı tayin etmek gücünden yoksundur(Oryantasyon Bozukluğu).
Hastalık belirtileri arasında, kişinin, günü, tarihi ve bulunduğu yeri bilmemesi de bulunur.
6 – Hafıza, Dikkat ve Uykudaki Bozukluklar
Ruhi hastalıklar, “Hafıza, Dikkat ve Uyku” bozuklukları ile de ayrı türlerin belirtisiyle ortaya çıkar.
Ruhi hastalıklarda hafıza tamamen veya kısmen kaybedilir. Çeşitli kademelerde unutkanlıklar görülür.
Hastalık, dikkatin, aşırı şekilde artması veya azalmasıyla belirir. Hasta dikkatini herhangi bir konu üzerinde toplayamaz.
Uyku düzeninde, alışılmadık, ciddi ve sürekli değişikliklerin ortaya çıkmasıyla ruhi hastalık belirir.
Hastalık, uykunun, anormal şekilde artması veya azalması yahut tamamen ortadan kaybolmasıyla ortaya çıkar.






