Monthly Archives: Aralık 2008
Ruhi hastalıkların sebepleri
Soyaçekim
Ruhi hastalıkların ilk ve hatta tek sebebinin soydan geldiği “Soyaçekim” inancının yanlış olduğu modern tıp tarafından ispatlanmıştır. Soyunda bir ruh hastası bulunan insanında er geç aynı akıbete uğrayacağına inananların hastalıklarından şüphe edilebilir.
Ruhi hastalıkların kalıtım yoluyla nesilden nesle geçişinde bir ölçüde gerçek yönler bulunduğu da bilinmektedir.
Soydan gelen ruhi hastalıkların ortaya çıkışında tesirli olan şartlar, genellikle beş gurupta toplanmaktadır.
1 – Yalnız ana veya baba tarafından hastalık varsa, geçiş ihtimali dörtte birdir.
2 – Hastalık hem ana hem de baba tarafından varsa, geçiş yarı yarıyadır.
3 – Hastalık, ana-babada büyük anne-büyük babanın birisinde veya ikisinde de varsa, geçiş ihtimali yarıdan çok daha fazladır.
4 – Ana baba tarafındaki hastalıklardan, “manic depressi ve psikoz” veya “Şizofreni” geçiş ihtimali en çok olanlardır.
5 – Anadaki hastalığın, kız çocuğuna geçiş ihtimali, erkek çocuğuna nispetle, çok daha yüksektir.
Alkollü içkiler
Ruhi hastalıklarla, zekâ gerilik ve noksanlıklarında alkollü içkilerin rolü ve yeri, uzun zamanlar boyunca araştırılmış, tıp dünyasında tartışılmıştır.
Ağır alkollü içkilerin ruhi hastalıkların doğrudan doğruya sebebi olduğu şeklindeki görüşler bugün terk edilmiştir.
Alkollü içkilere düşkünlük, hastalığın sebebi olmaktan çok, ruhi bozukluğun ve dengesizliğin mevcut olduğunu gösteren ciddi bir belirtidir. Bu durumdaki hastaların alkollü içkilere alışkanlığı, ancak hastalığı kırbaçlayan, arttıran bir sebeptir.
Sayı ve nispetleri az olmakla beraber aşırı içki düşkünlerinin Alkolik psikoz’dan yakalarını kurtaramadıkları ve ruhi hastalığa sürüklendikleri de bir gerçektir.
Yorgunluk
Ruhi hastalıkların sebepleri arasına yorgunluğun da katılması gerektiği görüşü daima tartışılan bir iddiadır. Ruh hastalıklarının bazı türleri ile yorgunluklardaki belirtilerin benzerlikleri iddiaların dayanağı olarak ileri sürülür.
Düşünme zorlukları, dikkat dağınıklığı, halsizlik, genel isteksizlik gibi belirtileri de olan ruhi bozukluklarda yorgunluğun, durumu hastalık haline çevirebileceği tartışmalar arasındadır.
Nevrastenik bozukluklardan sürmenaj bu konudaki hastalıklar arasında en çok görülenidir. Hastalığın sebebi aşın yorgunluktur.
Yorgunluğun, ruh hastalığının sebebi olmadığı kabul edilirse de ruh sağlığının devamı için sakınılması gereken yanlış bir çalışma ve gayretin şekli de olduğu unutulmamalıdır.
Ruhi hastalık ve cinsiyet
Ruhi hastalıkların cinsiyet açısından gösterdiği özellikler tespit edilmiştir.
Kadın ve erkek bakımından ruhi hastalıklar, sayı, nispet ve sebepler bakımından farklılıklar, ayrılıklar gösterir.
1 – Erkekler arasında görülen ruhi hastalıkların sayısı, nispeti, kadınlara kıyasla yarıdan çok fazladır. Ölüm nispeti de, aynı şekilde erkek hastalarda daha yüksek seviyededir.
2 – Kadınlar arasında görülen ruhi hastalıkların, gebelik, adet’ten kesilme, bunlara bağlı rahatsızlardan ileri geldiği tespit edilmiştir.
Kadınlardaki ruhi hastalıklar, organik çöküntülere sebep olmayan nevroz ve psikozlardan kaynakların. Bu özellikler yüzündendir ki ölüm nispeti daha çok düşük, ömür daha uzundur.
Erkeklerde ruhi hastalıklara başlıca sebepleri, aşın içki alışkanlığı, hayat mücadelesinin menfi gelişmeleri, frengi gibi hastalıklar teşkil eder.
Erkeklerdeki görülen genel felç, alkolik psikoz, organik çöküntülere de yol açtığından ruh hastalarının ölüm oranını yükseltir.
Ruhi hastalık ve yaş
Yaş’ın, yaşlılığın, ruhi hastalıklarla doğrudan doğruya değil, dolaylı olarak ilgisi ve ilişiği vardır.
Erkekler, en çok “30–40″ kadınlarsa “25–35″ yaşları arasında ruhi hastalıklara daha çok açıktırlar.
İsteri, nevrasteni ve benzeri nevrozlarla, erken bunama türünden psikozlar daha çok ergenlik çağında patlak verir.
Kadınlar “45–50″ yaş arasında, adet kesilmeleri yüzünden ruhi bunalımın yanı sıra fizyolojik değişikliklerin sarsıntısına da uğrarlar. Bu rahatsızlıkların ruhi hastalıklar çapına ulaşmaması için hekimin yardımına ihtiyaç vardır.
Her iki cinsin de, ruhi bunalım ve hastalıklara çok müstait, bulundukları dönem, yaşlılık-ihtiyarlık yıllarıdır. Bu dönem, fizyolojik çöküntülere, güçsüzlüklere de sebep olduğu için ruh hastalıklarına çok geniş bir kapı açılır.
İhtiyarlık bunamaları, en çok, 70 yaşından sonra insanları tehdit eder.
Ruhi hastalıklar
Ruh hastalıkları “Psikiyatri” tıp dalındaki çalışmalar, Ruhi hastalıkların çoğunun, insan tarafından pek âlâ ve kolayca kontrol altına alınabilecek, giderilebilecek sebeplerden ileri geldiğini ispat etmiştir.
Ruhi hastalıklar, ruh hastalıkları birden bire ortaya çıkmadığı gibi, bir veya birkaç sebepten de ileri gelmez. Ruh Sağlığının, bir, iki beklenmedik olay yüzünden kaybedilebileceği inancı yanlıştır.
Sevdiği bir kimseyi kaybeden bir insanın, iflâs eden bir iş adamının, ağır trafik kazası geçiren bir kimse, halk dilinde “aklını kaybetti” teşhisiyle damgalanır.
Ruhi hastalık, hayat boyu süregelen, birbiriyle alakalı olaylar dizisinin sonunda, birçok sebeplerle ortaya çıkar. Gerçekten ruh hastası olan insan, gerçeklerden uzaklaşır, var olmayanı mevcut kabul eder.
Hastaya gerçekleri kabul ettirmek diye ifade edilebilecek olan tedavi yolları vardır. Ancak bunun kolay olmadığı da bir gerçektir.
Ancak, hemen hemen her insanda görülebilen bazı anormal hareketlerle, garip tutum ve davranışların tedaviyi gerektirecek bir ruh hastalığı olmadığı bilinmelidir. Aşırı temizlik düşkünlüğü, fareden, hamam böceğinden, karanlıktan, yükseklikten, geniş alanlardan, ölçüsüz tedirginlik ve hatta korkular gibi. Bu tutum ve davranışlar kişinin normal ve ruh sağlığı içinde bulunmadığı şeklinde yorumlanmamalıdır.
Evren ve insan
Beden ruhun etkisi altında olduğu gibi ruh da evrenin etkisi altında bulunmaktadır. Ancak bu etki henüz kesin bir şekilde açığa çıkarılamamıştır. Ancak hava şartları ve iklim gibi etkiler insan ruhu üzerinde tabiatın ve dolayısı ile evrenin etkili olduğunu ortaya koymaktadır.
İnsan ve çevre
Ruh üzerinde insanın yaşadığı çevrenin büyük etkisi vardır. Aynı yaradılışa sahip iki insan ayrı ayrı çevrelerde yetiştirildiklerinde birbirlerinden çok değişik karakter ve kişilik kazanırlar.
Yapılan incelemeler, insanın kişiliğine biçim veren çevre etkenlerinin arasında tabiatın birinci planda geldiğini göstermiştir. İnsanın var olduğu günden buyana ruh bakımından da beden bakımından da en fazla tabiatın etkisinde kaldığı bir gerçektir. Bu etkenler insanı heyecanlandırmış, duygulandırmış ve bu etkenlerle düşünme yolunu tutmuştur insan. Hatta bu yolda bazı inanışlara sahip olmuştur.
Ancak zamanın ilerlemesi ve düşünmenin bilgi ile beslenmesi birçok inanışın değişmesine yol açmıştır. Ama ne var ki insan ruhu hiç bir zaman duygulardan kurtulup aklın ve mantığın emri altına girmemiştir. Çünkü insanın çevresi daima bilinmeyenlerle doludur. Bunlar akıl yolu ile açıklanmadıkça duygu oluşmuştur, insan ruhundaki korku ve sevgi daima birbirleri ile çırpışmaktadır. Bu çırpışmada merak ve bilginin payı büyüktür. İnsan, herhangi bir şeyi merak eder. Onu tanımadıkça korku hissine kapılır. Tanıdığı zaman ise sever.
Eski çağlarda, özellikle taş devrinde insanlar çevrelerindeki pek çok şeyin ne olduğunu bilmedikleri için korku ve sevgi arasında bocalamışlardır. Pek çok olaylar karşısında kararsız kalmışlar ve bunun sonucu olarak da pek çok olaydan korkmuşlardır. Ama yine de o insanlar korktukları olayları tanıdıkça onları sevmişlerdir.
Ruh hastası
Ruh Hastası sözü, halk arasında sağlık konusundaki sohbetler arasında en çok kullanılan bir hükümdür.
Ancak biz kimsenin gerçekten Ruh Hastası olup olmadığına yalnız hekim karar verebilir.
Süreklilik gösteren asabi halleri, sinir gerginliklerini, bunalım belirtilerini Ruhi Hastalıklarla karıştırmamak gerekir.
Bunun için, her şeyden önce “Ruh Sağlığı” hakkında, bir ölçüde de olsa, bilgi sahibi olunması şarttır.
İnsanın ruhi yapısı “Psişik yapı” ve sinir sistemi son derece karmaşık, o nispette de hassastır. Günlük yaşayışın, çalışma şartlarının, aile düzeninin, toplumun meselelerinin, şahsi alışkanlıkların, kısacası, hayatın iyi veyahut kötü, bütün gelişmeleri insanın “Ruhi Yapısı” üzerinde de büyük tesirler yaratır.
“Ruhi Yapı” ile sinir sistemi, karşılaşılan anormal durum ve yaşanılan büyük olaylar karşısında, hassasiyetini, hafif asabi rahatsızlıklardan başlayan ve giderek ruhi-bedeni “Somatik”, uzvi “organik” bozukluklara varan belirtilerle gösterir.
Ruhi “Psişik” hafif belirtileri ağırlaştıran şartlar gelişirse, uzvi bozukluklara da sebep olur.
Tansiyon bozuklukları, mide ülserleri, hatta çeşitli kanserlere “Psiko-Somatik” hastalıklar adının verilmesi bu sebeptendir. Savaşlar, ihtilaller, tabii afetler geçiren toplumlarda bu tip hastalıkların arttığı tespit edilmiştir.
Yakınını, sevdiklerini kaybeden insanları tehdit eden hastalıklar arasında “Ruhi Hastalık” önemli bir yer tutar.






