Monthly Archives: Ocak 2009
Tansiyon neden yükselir?
Tansiyon, doğrudan doğruya bir damar hastalığı değildir. Çeşitli organların, özellikle kalbin, iç salgı bezlerinin, sinir sisteminin, kan kitlesinin ve böbreklerin etkisi ile tansiyon yükselmeleri görülür. Tansiyon yükselmesinin en büyük sebebi böbreklerdir. Böbreklerin normal görevlerini yapamamaları yüzünden, böbreklerden geçen kan azalırsa tansiyon yükselmesi, böbreklerden geçen kanın çoğalması sonucu da tansiyon düşmesi görülür. Böbreklerde tansiyonun yükselmesine ya da alçalmasına sebep olan bazı maddeler ortaya çıkan bozukluk sebebiyle kana geçer ve böylece de hipertansiyon ya da hipotansiyon durumu meydana gelir.
Tam sağlıklı bir insanın atardamarlarındaki gerilim derecesine normal tansiyon denir. Normal tansiyon denir. Normal tansiyon, yaşa, vücudun durumuna, beden ve kafa çalışma derecesine ve günün her saatine göre değişiklik gösterir. Normal tansiyon dinlenme sırasında en düşük derecededir.
Kan damarlarının çapını düzenleyen sinirlerin görevlerini tam olarak yerine getirememesinden düşük tansiyon ortaya çıkar.
Düşük tansiyon genellikle sinir bozukluklarında, yorgunluklarda, üzüntülü durumlarda olur. Ciddi kalp hastalıklarında da tansiyonun düşüklüğü önemli bir belirti olmaktadır. Düşük tansiyon böbreküstü muhafazası hastalıklarında da görülür.
Tansiyonu düşük olanlarda enerji azlığı, baş dönmesi, göz kararması, çekingenlik belirtiler olur.
Yüksek tansiyon da bir ya da birkaç hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkar.
Özellikle böbrekten kan geçmesini engelleyen, idrarı önleyen hastalıklarda görülür. İlerlemiş böbrek hastalığı, damar sertliği tansiyonu yükselten sebepler arasındadır.
Tansiyon
Tansiyon, damarlardaki kanın basıncı ile damarların bu basınca karşı direnmesinin gerilim derecesine tansiyon denilir. Tansiyon, genellikle atardamarların, az oranda da toplardamarların gerilim derecesi olarak kullanılır. Ayrıca sinir gerginliklerine, karın içi sıvı fazlalığından ileri gelen gerilimlere, kafa içi basınçlarına da tıp dilinde tansiyon denilir.
Tansiyon, düşük, normal ya da yüksek olabilir. Düşük tansiyona hipotansiyon, yüksek tansiyona da hipertansiyon denir.
Şirpençe
Daha çok ensede ve sırtta görülen bir kan çıbanıdır. Çok çabuk gelişir ve öldürücü durum yaratabilir. Zayıf bünyelilerde, yorgun düşenlerde ve şeker hastalarında görülür.
Şirpençe, derinin alt tabakalarının iltihabıdır. Hastalık stafilokok cinsi mikroplar tarafından yapılır. Mikroplar derinin altına yayılarak burasını petek görünümüne getirir. Hastalığın görüldüğü bölge yıpranır ve sonra da göz göz açılıp irin toplamaya başlar.
Başlangıçta basit bir çıban görünümündedir. Ateş, titreme ve halsizlik dikkati çeker. Çıbanın bulunduğu bölgede ağrı görülür. Esmer koyu kırmızı renkli çıban bulunduğu yerden çevreye ve deri altına doğru yayılmaya başlar. Bir iki gün sonra deri birkaç yerinden incelenerek altında sarımtırak bir irin belirir. Bu irin dışarıya akar. Mikropların kana karışması halinde ise titremeler ve terlemeler görülür.
Böbrek, damar ve şeker hastalan ile yaşlılarda ve zayıflarda hastalığın sonu önemlidir. Ortaya çıkacak septisemi yani kan zehirlenmesi ciddi durumlara yol açabilir. Tedavi için antibiyotik kullanılmalıdır. Hastada şeker hastalığı varsa dikkatle takip edilerek ona göre tedavi edilir.
Şeker hastaları ne yiyebilir
Şeker hastalarına uygulanacak perhizde günlük 1595 kalori göz önünde tutulur.

Besinlerin karbonhidrat değerleri cinslerine göre değişeceğinden, alınacak miktarlarda karbonhidrat değerine göre ayarlama yapmak gerekir. Yenecek meyve ekşi elma olursa bir tane, ayva ise yarım yenmelidir. Buna karşılık olarak kayısı 3 – 5, çilek 30 – 40 tane yenebilir. Karpuz ve kavunda ise tatlı ise ince bir dilim tatsız ise normal bir dilim yenebilir.
Perhiz yemeğinde miktar yenecek yemeğin cinsine göre ayarlanmalıdır. Yenecek sebze lahana ise 200 gram, patates ise 50 gram yenebilir.
Diyabet’in yarattığı tehlikeler
Şeker hastalığı zaman zaman tehlikeli durumlara yol açar. Bunlardan en önemlisi komadır. Kandaki şeker miktarı yüzde 300′ün üzerine çıkınca koma ihtimali belirir. Şeker komasında hasta tam anlamıyla kendini kaybeder ve zamanında tedavi edilmezse hayatına mal olabilir. İnsülinin bulunmasından sonra şeker hastalığında bu tehlike çok azalmıştır. Komaya giren şeker hastası hemen tedaviye alınarak insülin şırınga edilirse komadan çıkar.
Kan şekerinin normalin çok altına düşmesi de hipoglisemik şok adı verilen bir tehlike meydana getirir. Şeker hastalarının tedavisinde fazla insülin yapılması şoka yol açabilir. Kan şekeri çok düşen hastada önce huzursuzluk ve terleme görülür. Daha sonra da kaslarda saraya benzeyen kasılmalar ortaya çıkar. Bu sırada hasta kendini kaybeder. Bu şoktan kurtarmak için hastaya glikoz verilmesi gerekir.
Şeker hastalığının vücutta yaptığı etki sonucu, hastalar vereme çok çabuk yakalanabilirler. Her iki hastalığın birlikte bulunması tedaviyi oldukça güçleştirir. Çünkü veremi yenebilmek için hastanın vücudu güçlendiren besinler alması gerekir oysa bu besinler şeker hastalığı için ters etki gösterir.






