Monthly Archives: Şubat 2009
Yanıklar
Yanık; vücutta ateşin, kaynar suyun veya çok sıcak bir maddenin değmesi sonucu meydana getirdiği kızartılardır.
Yanıklar vücut üzerinde yaptıkları tahribatlara göre derecelendirilirler;
Birinci derece yanıklar
Bu tür yanıklar deri üzerinde hafif bir kızartı meydana getirirler. Genellikle çabuk ve kolay bir şekilde iyi olurlar, üst derideki canlı hücre tabakası yanık sırasında sağlam kaldığı için herhangi bir iz bırakmadan iyileşirler.
İkinci derece yanıklar
İkinci derecede yanık olarak sınıflandırılan bu yanık türünde derinin üst tabakası zarar görür ve yanık yerinde içi su dolu kabarcıklar meydana gelir. İkinci derecedeki yanık da iyi olduğu zaman iz bırakmaz. Ancak yanık yerin yüzeyinin geniş olması baygınlık ve kan zehirlenmesi gibi durumlara da yol açabilir.
Üçüncü derece yanıklar
Bu tür yanıklar ağır yanıklardır. Genellikle deri tamamen yandığı gibi deri altı dokuları da parçalandığından iyi olması güçleştiği gibi, yanık yerinde de kötü görünüm veren izler, bozukluklar meydana gelir. Bu tür yanıklardan sonra organların görevlerini güçleştirici büzülmeler de olur.
Üçüncü derece yanıklarda kan zehirlenmesi, vücutta şişlikler meydana gelmesi görüldüğü gibi yanık yerin geniş bir sahayı kaplaması halinde de hastanın hayatına mal olacak tehlikeler ortaya çıkabilir.
Frengi (Sifiliz)
Hastalık cinsel temasla bulaşabileceği gibi, frengi yaraları yolu ile de insandan insana geçebilir. Ayrıca hastalığın bulaşması frengili bir kişinin kullandığı eşyalarla da olabilir.
Frengi genellikle üç safha gösterir:
* Birinci safhada, mikropların girdiği yerde, genellikle cinsel organlar üzerinde frengi ülseri denilen yuvarlak bir yara meydana gelir. Bu yara önce yumuşak, sonra giderek sertleşen, ağrı yapmayan, içinden hafif sızıntı olan ve dibi koyu kırmızı renkte bir ülserdir. Çevresindeki lenf bezleri şişer. Yara bir süre sonra kapanır.
* Frengi ülserinin meydana çıkmasından bir-buçuk ay sonra hastalığın ikinci safhası başlar. Hastada önce iştahsızlık ve dermansızlık, devamlı yükselip alçalan ateş, kas ve baş ağrıları ile kansızlık görülür. Bu arada deride iç organları kaplayan sümüksü-dokularda frengiye has bazı yaralar meydana gelir. Birinci ve ikinci safhalar hastalığı yayma bakımından çok tehlikelidir.
* Hastalığın üçüncü safhası, ilk iki safhadan 4- 5 yıl sonra görülür. Bu safhada hastalık artık başka organlara da atlamıştır. Bu organlarda da yıpranmalar başlar. Bu arada beyinde meydana getirdiği bozukluktan dolayı hastada delilik halleri görülür.
Tedavi
Antibiyotik, arsenik, bizmut gibi ilâçlar sayesinde frengi günümüzde oldukça azalmıştır. Ancak bulaşmasını önlemek için çok sıkı tedbirler alınması gerekir.
Belsoğukluğu (Gonokokkal Üretrit)
Belsoğukluğu gonokok denilen bakteri cinsi mikroplar tarafından ortaya çıkarılmaktadır. Genellikle hastalığın giriş kapısı kadın ya da erkek üreme yoludur. Hastalık burada başladıktan sonra kan ya da lenf yoluyla vücudun diğer organlarına da geçebilir.
Mikrobun vücuda girmesinden en az 36 saat en çok ta 5 gün içinde idrar yolundan yeşile yakın sarı renkli, zaman zaman irinli bir akıntı gelir. Hastalık halinde idrar yaparken ya da cinsel birleşmede bulunurken ağrılar duyulur.
Belsoğukluğu tedavi edilmezse, idrar ve tireme yollarının üst kısımlarına kadar yayılarak hastalık yapabileceği gibi kan ve lenf yolundan oynaklarda, kalpte, kemiklerde, kaslarda, beyin zarlarında, sinirlerde, akciğerde, orta kulakta ve böbrekte iltihaplara, apselere bazı hallerde de septisemiye yol açar.
Tedavi
Sülfamitler, penisin ve streptomisin gibi antibiyotiklerin bulunmasından sonra belsoğukluğu eski tehlikesini yitirmiştir. Bu ilâçların yanı sıra hastalığın başlangıcı ile birlikte baharatlı, biberli ve tuzlu yiyeceklerden kaçınmak, içki, kahve ve çay içmemek, aşırı yorgunluk yapacak hareketlere girişmemek gereklidir.
Hastalık tamamen iyi oluncaya kadar kesinlikle cinsel temas yapılmamalıdır.
Üreme yolları hastalıkları
Üreme yollan hastalıkları genellikle erkekten kadına ve kadından erkeğe cinsel birleşme sırasında geçer. Bu hastalıklara Zührevi hastalıklar da denir.
Vücudun başka taraflarında ortaya çıkan bazı hastalıklar, bu arada iltihaplı hastalıklar, verem ve tümörler üreme yollarına yerleşebilir.
Cinsel organların dışarıya açılan kısımları çok sayıda mikrop barındırabilecek ve bunların içeriye geçmesine imkân verebilecek durumdadır. Bu sebeple de cinsel organların dış yüzlerinde zaman zaman iltihaplanmalar görülür. Vücudun bir başka köşesindeki mikroplar kan ve lenf yolu ile üreme yollarına getirilebilir. Erkeklerde idrar yolundan gelen mikropların prostata ve husyelere atlaması bazen sperma oluşmasını bozarak kısırlığa yol açabilir. Bu durum kadınlarda ise daha tehlikelidir. Vulva ağzından rahme ve oradan da yumurtalıklara geçebilen mikroplar burada bazen hayati tehlikeler doğuracak iltihaplanmalar ve kısırlığa yol açacak durumlar meydana getirebilirler. Böyle bir mikroplanma tehlikeli bir durum yaratmasa bile kadında akıntı meydana getireceği için huzursuzluk yaratabilir. Kadınlar özellikle ay halleri ile doğum sonrası devrelerde rahim içi mikropların yerleşmesi ve gelişmesi açısından çok müsaittir.
Üreme yollarında görülen hastalıkların başlıcaları şöyle sıralanabilir:
1-) Belsoğukluğu
2-) Frengi
3-) Yumuşak Şankr
4-) Lenf Organülma Venerum
Erkek üreme organı
Erkekte üreme organları gövde ile bacağın birleştiği yerdedir. Deri bir torba içinde yumurta biçiminde erkeklik bezleri vardır. Bunların içersinde erkek cinsel hücreleri oluşur. Bu bezlerden çıkan kanal birleşerek mesanenin arka yüzüne gider. Kanal prostat adı verilen ceviz büyüklüğündeki bezin ortasından geçerek idrar yoluna açılır. Erkeklik bezlerinin hemen üstünde, içi kanla dolduğunda sertleşen bir organ vardır. Bu organa erkeklik organı ya da penis denilir. İdrar yolu bu organın içinden geçerek baş kısmından dışarı açılır. Bezlerde oluşan erkek cinsel hücreleri bezleri prostata bağlayan kanallardan geçerek prostat içinde birikir. Cinsel birleşme sırasında sürtünmeyle meydana gelen sinirsel etkiyle prostat içindeki hücrelerin dışarıya yani dölyatağının ağzına dökülmesi sağlanır.
Bir baş ve kuyruktan ibaret olan erkek cinsel hücreleri kuyruklarının hareketi ile dölyatağından içeri doğru ilerlerler. Aynı zaman içinde bir yumurta olgunlaşarak kadının yumurtalığından dölyatağına giden boru içine atılmış ise burada erkek cinsel hücresiyle karışır, döllenir ve iki üç gün içinde döl yatağına düşer. Döllenmiş yumurta burada gelişmeye başlar. Yumurta erkek cinsel hücreleriyle karşılaşmazsa yine dölyatağına düşer ve bu olaydan 14 gün kadar sonra meydana gelen aybaşı kanaması ile de dışarı atılır.






