Monthly Archives: Şubat 2009

Kadın üreme organı

kızlık zarı hymenKarnın iç kısmında ve leğen kemiklerinin ön yüzündeki hafif çukurcukta iki yumurtalık vardır. Kabuklu ceviz büyüklüğündeki yumurtalıkların ana görevi olgunluk çağı süresince her ay bir yumurtayı olgunlaştırarak döllenecek hale getirmektir. Yumurtalıklar, uç kısımları eldiven parmağı gibi kendilerini saran iki boru ile dölyatağına bağlanır. leğen kemiklerinin ortasında ve ters çevrilmiş bir armut görünümündedir. Çocuğun büyümesini sağlayan burasıdır. Dölyatağın üstünden iki boru ile yumurtalıklara, alt tarafındaki ağzı ile de dışarıya bağlıdır.
Dölyatağında her üç ya da dört gün süren kanama olur. Aybaşı ya da adet adı verilen bu kanamalar dölyatağının içyüzünü örten hücre tabakasının değişmesine yol açar. Dölyatağını dışarıya bağlayan dölyolunun ağız kısmında bulunur. Bu zar ilk cinsel birleşmede yırtılır. Dölyolunun ağız kısmında bu kısmı örten küçük dudaklar bulunur. Küçük dudakların üst kısmında bızır (dılak) adı verilen ve cinsel birleşme sırasında şişen küçük bir organ vardır.

Üreme nedir?

Bütün canlı varlıklarda cinsel hücrelerin birleşmesi olayı sonucu gerçekleşen olaya verilen isimdir. Bir tabiat kanunu olan üreme canlıların nesiller boyu yeni yavrularla devamlarını sağlar, üreme olayı, insanlarda ve hayvanlarda olduğu gibi bitkilerde de vardır.
Ana rahmindeki bebekte ister kız ister erkek olsun üreme organları aynıdır. İlk aylardan sonra bu şekil değişerek erkek ya da dişi üreme organı şeklini alır.

Üreme organları buluğ çağında da görevlerini yapacak duruma gelirler. Cinsi olgunluk çağı olan buluğ kızlarda da erkeklerde 11–14 yaşlan arasındadır. Bazı hallerde erken gelişmeler ya da gecikmeler bu yaşların değişiklik göstermesine yol açar.

Ülser hastalığı

536661Vücuttaki sümüksü dokunun (mukozanın) alt tabakalara kadar yıpranması sonucu meydana gelen yaralara adı verilir. Bunlar arasında en fazla tanınanı mide ülseridir.
Ülseri meydana getiren sebeplerin başlıcaları mikroplar, dolaşım bozuklukları, yaralar meydana getiren dış etkenler ve bazı hastalıkların sonucudur. Ülserler iyileştikten sonra da iz bırakabilirler.
Ülser bulunduğu organa, meydana geliş sebebine göre değişik şekiller gösterir ve buna göre de isim alırlar.
Ülser her yaşta ve her meslekte kendini gösterebilir. Hastalığa 20—50 yaşları arasında daha sık rastlanır. Hastalığın kalıtımla da ilgisi olduğunu gösteren çeşitli belirtilere rastlanmıştır.
Mide ülserinin ortalama çapı 5—25 milimetre, derinliği ise 6—20 milimetre kadardır. Onikiparmak bağırsağında ise ortalama çap 2—10 milimetre, derinlik 2—5 milimetre arasında değişir.

Dış ülserler

Ülserin deri üzerinden gözle görülen şekline denir. Bunların başlıcaları Varis Ülseri’dir. Bacakta, diz kapağından aşağı kısımlarda genellikle bacağın içe dönük yerlerinde görülür. Kolaylıkla iyi olmayan bir hastalıktır.
Hasta, varisin olduğu yerde önce bir ağırlık ve dolgunluk hissi duyar. Bu hal akşamları daha da artar. Varisin bulunduğu bölgenin derisinde koyu renkli bir kısım meydana gelir, bu arada deri yavaş yavaş çatlayarak sulanmaya ve kabuklanmaya başlar.
Varis tedavi edilmezse ülser de iyileşmez. Giderek derinleşir, koyu kırmızı yer yer pis kokan kabuklarla örtülü bir duruma girer.
Varis tedavisinden sonra için hasta kesinlikle istirahat ettirilmelidir. Hasta sırt üstü yatarak bacaklarını yukarıya kaldırmalı, ülser yüzleri antiseptik pansumanla kapatılmalı ve hücre çoğalmasını sağlayan merhemler sürülmelidir.

Frenginin derin belirtisi de bir ülserdir. Hastalığın birinci safhasında, mikrobun deriden girdiği yerde, ya yuvarlak ya da yumurta biçimi yüksekçe üzeri düz bir kabarcık şeklinde kendini gösterir. İçinden sızıntı halinde bir akıntı gelir. Bu hal bir süre sonra da ülsere dönüşür.
Verem ülseri de genellikle dış organlarda görülen bir şekildir. Daha çok gençlerde görülür. En fazla ağızda, dudaklarda, dilde, yanakların iç kısımlarında, boğaz ve burun çevresinde ve makat yakınlarında görülür. Çevreleri girintili çıkıntılı bir biçim gösterir. Bu yaralar kırmızı küçük ülserlerin birleşmesinden meydana gelmiştir ve içlerinde verem basili bulunur. Bu yaralar vereme karşı kullanılan ilâçlarla çok çabuk iyi olurlar ancak deri üzerinde iz bırakırlar.

İç ülserler

İç organların üzerini kaplayan sümüksü doku (mukoza) da görülürler. İç ülserler yakıcı bir madde içmekten, mikroplardan veya midedeki fazla asitten meydana gelirler. İç ülserler arasında en çok önem kazanan mide ülseridir. midede olabileceği gibi onikiparmak bağırsağında da görülebilir. Bu ülserin meydana geliş sebebi daha çok midedeki asidin çoğalmasına dayanır. Mide ülserinin en büyük tehlikesi kanama ve delinmedir. Bu durum hastanın hayatına mal olabilir.

Ülser’in Belirtileri

İç ülserler bulundukları yere göre değişik belirtiler gösterirler. Mide ülserinde görülen en belli başlı belirti yemekten hemen sonra ortaya çıkan kuşak şeklindeki ağrı ve midede dolgunluk hissidir. Çoğu zaman hasta kusarak rahatlar.

Onikiparmak bağırsağı ülserlerinde ağrı yemeklerden uzun bir süre sonra duyulur. Ağrı, midenin acıkması sonucu kazınması şeklinde kendini gösterir.
Mide kanserlerinin bazı hallerde ülserleştiği görülmüştür. Böyle hallerde kanama ve delinmeler görülebilir.
Ülserin kansere dönüştüğüne ait bugüne kadar herhangi bir belirtiye rastlanmamıştır.
Mikropların sümükdokularda yaptığı ülserlerin en belli başlı örneği Tifoda bağırsak çeperinde meydana gelen bağırsak ülseridir. Bağırsak ülserinde de en büyük tehlike, bağırsak çeperinin delinmesi sonucu ortaya çıkan peritonittir.

Tedavi

Mide ve bağırsak ülserlerinde iki tür tedavi uygulanır. Bunlardan birincisi ilâçla tedavi şekli, ikincisi ise ameliyattır. İlâçla yapılan tedavilerde de hastalığın bulunduğu safhaya göre başarılı sonuçlar alınmaktadır. Ancak bu tedavinin sabırla devam ettirilmesi gerekir.

Hastalığın başlangıcında Perhizle birlikte asit azaltıcı ilâçlar kullanılmaya başlanır. Mide ya da onikiparmak bağırsağı ülserinin başlangıcı evde de basit olarak tedavi edilebilir. Yapılacak iş üç gün süre ile sabah saat 07.00′den başlamak üzere birinci saat bir bardak süt, ikinci saat bir kaşık karbonat içmektir. Bu uygulama üç gün boyunca sabahtan akşama kadar sürdürülürken sıkı bir perhiz de uygulanır, üç günün sonunda süt-karbonat uygulamasına muhallebi ve püre gibi hafif yemekler de eklenebilir. Ağrının azalması ve hastanın genel bir iyileşmeye dönüşü tedavinin durması için sebep sayılamaz. Uygulama daha uzun bir süre daha sürdürülmelidir.

Diğer bir tedavi yolu ise ameliyattır. Mide ülserlerinde, ülserli kısım, midenin üçte ikisiyle birlikte çıkarılır. Onikiparmak bağırsağı ülserinde ise mide bir başka yoldan ince bağırsağa bağlanır. Bu yolla mide asidi onikiparmak bağırsağından geçmeyeceğinden ülser de kendiliğinden iyi olacaktır.

Uyuz hastalığı

uyuz
bir deri hastalığıdır. Uyuzböceği adı verilen bir asalağın insanın derisi altına girmesi sonucu ortaya çıkar. Uyuzböcekleri erkek ve dişi olmak üzere iki cinstir. Dişi uyuzböcekleri erkeklerine göre çok büyüktürler. Hastalığı meydana getirenler de bunlardır. Erkek uyuzböcekleri çiftleşmeden sonra deride yüzeysel bir tünel açtıktan sonra ölürler.

Dişi böcekler ise deride bir yandan tünel açarken bir yandan da yumurtlarlar. 6 – 8 yumurta bıraktıktan sonra deride bir tünel açan dişi uyuzböcekleri bir de hava deliği açtıktan sonra tünele devam e-derler. Bu şekilde dişiler deride iki üç ay süre ile yaşayabilirler.

Yumurtalardan 14–15 gün içinde çıkan kurtçuklar üç hafta içinde cinsel olgunluğa erişirler. Büyümüş bir uyuzböceğinde gövdenin yanlarında dört çift bacak, dikenli bir sırt, başın üzerinde de deriyi kazmak için dikenli bir çıkıntı bulunur.

Uyuzböceği özellikle sıcakta harekete geçtiği için etkisini geceleri yatakta gösterir. İnsandan insana aynı yatakta yatmakla, cinsel temasla geçebilir. Özellikle savaş sırasında kalabalık insan gruplarının bir arada bulunmaları sonucu insandan insana geçerek salgınlar meydana getirir.

Hastalığın belirtileri

Uyuz, asalak vücuda girdikten iki gün sonra kaşıntılarla kendini belli eder. Kaşıntılar böceğin tükürüğünden ya da deride tünel açarken sinir uçlarının irkilmesinden ortaya çıkar. Böceğin deride açtığı tünel gözle kolaylıkla görülebilir. Tünel bir toplu iğne ile delinerek takip edilirse sonunda uyuzböceğini bulup çıkarmak mümkün olur. Böcek genellikle parmak aralarında, bileklerin iç yüzlerinde, dirseklerin dış yüzünde, koltuk altlarında, kadınların meme dışı çevreleri ile süt çocuklarının tabanlarında yerleşir. Uyuzun yerleştiği yerde kaşınmadan ileri gelen kızartı, sıyrık, iltihap, yara görülür. Hastanın genel durumu iyidir ancak, gece kendini gösteren kaşıntılar yüzünden büyük ölçüde uykusuzluk çeker.

Tedavi

Uyuzun görüldüğü yerlerde, hasta olmayan insanların da tedavi altına alınmaları gerekir. Uyuza karşı çok öncelerden beri kullanılan ilâç kükürttür. Kükürt, pomat ya da eriyik halinde hazırlandıktan sonra hasta yıkanır, keselenir ve ilacı sürer. Bu uygulama üç gün yapılır. Bunda dikkat edilecek husus, ilâcın hastalık görülmeyen yerlere de sürülmesidir. Uygulama üç gün devam ettikten sonra dördüncü gün hastanın çamaşırı ve yattığı yatak değiştirilmelidir. Kirli yatak ve yorgan çarşafları DDT ile dezenfekte edilmelidir. Hastaların yıkanmasında arapsabunu kullanmak ta yararlıdır.

Hastalık benzoat de benzil ile arapsabunu ve alkol karışımı solüsyonlarla tedavi edilebilmektedir. Bu ilaç ta kullanılmadan önce hasta iyice yıkanıp keselenerek parazitlerin deride açtığı tünellerin yırtılması sağlanmalıdır. Bundan sonra hasta kurulanır ve ilâç bütün vücuda ovularak sürülür. Uyuz hayvanlarda da görülür.

Nasıl korunulur?

Uyuzdan korunmanın başlıca şartı temizliktir. Bu arada başkasının yattığı yatakta yatmamak, evleri, eşyaları DDT ile dezenfekte etmek, hastalığa tutulanları sağlam insanlardan ayırmak, sağlam kimselere de uyuz tedavisi uygulamak faydalı sonuçlar verir.

Uyurgezerlik

uyurgezer Uyurgezerlik bir ruh hastalığıdır. Rüyaların hareket haline dönüşmesine bağlı bozukluktan ileri gelir. Genellikle hassas çocuklarda görülür.
Uyurgezerler, derin bir uykudan hafif bir uykuya geçerken gördükleri rüyanın etkisi altında yataklarında kıpırdarlar ve daha sonra da hareket etmeye başlarlar. Hastalığın hafif şekillerinde hastalar yalnız gördüklerini, yaşadıklarını konuşarak belirtirler. Buna uykuda konuşma da denir. Çoğu zaman normal insanlar bile çok yorgun olduklarında, hareketli bir gün geçirdiklerinde uykularında konuşur.
Hastalığın daha ileri safhalarında ise hasta yataktan kalkar, sokağa, dama ya da bahçeye çıkarak herhangi bir işle uğraşabilir. Uyurgezerler arasında dama, yüksek duvarlara ve hatta kulelere çıkıp tehlikeli hareketler yapanlar vardır. Bu durumda uyandırılacak olurlarsa duyacakları korku sonucu bulundukları yerden düşebilirler. Uyku halindeyken de düşebilecekleri göz önüne alınarak bulundukları yerin çevresinde koruyucu tedbirlere başvurmak gerekir.

Uyurgezerlerin gece kalkıp yazı yazanlarına ve iş yapanlarına da rastlanmaktadır.
Bir uyurgezerin hareketleri, gündüz yaptığı hareketlerin tekrarı gibidir. Hastalar uyku halinde evin içindeki eşyalara çarpmadan rahatlıkla dolaşabilirler. Uyurgezerlerin bu halleri sırasında konuşanlarına pek ender rastlanır.
Uyurgezerler uyandıklarında, uyku halinde dolaştıklarını ve bu sırada yaptıktan işleri pek hatırlamazlar. Uykuda gezerken pek çok uyurgezerin gözleri kapalı değildir.
Uyurgezerlik tehlikeli bir hastalıktır. Tedavisi ise şartlıdır.

Tedavi
Hastalığın tedavisinde hastanın bütün ruh durumu gözden geçirilir, dertleri çözümlenmeye çalışılır ve uykusu düzene konulur. Yorgun ve uykusuz geçen günlerden sonra uyurgezerlerde hastalığın arttığı görülür. Hasta ile birlikte uykusu hafif birinin yatmasında yarar vardır. Bu kişi hastayı doğabilecek çeşitli tehlikelere karşı koruyabilir. Yaş ilerledikçe uyurgezerlerin hastalıklarında azalma ve ileri yaşlarda da kaybolma söz konusudur.