Monthly Archives: Şubat 2009
Salgın ansefalit
Salgın ansefalit de uyku hastalığı diye anılmaktadır. Ancak, salgın ansefalit bir virüs tarafından yapılan önemli bir hastalıktır.
Bu hastalığın belirtileri çok çeşitlidir. Bunların başlıcaları ateş yükselmesi, çift görme ve uyku halidir. Hastalık genellikle baş ağrısı, iştahsızlık, kırıklık ve tepe yanmasıyla başlar. Bunu takiben de sistem ve organlardaki belirtiler ortaya çıkar. Bu hastalar uyandırılınca dalgınlık ve sersemlik halleri dikkati çeken önemli noktalardır. Uyku hali günlerce ve haftalarca sürebilir. Sadece yemek için uyanırlar. Kuvvetli uyanlarla ve zorla uyandırılabilen hastalar göz kapaklarını zorla araladıktan sonra hemen uyumaya başlarlar.
Tedavi
Hastanın bir ay süre ile yatakta kalması ve tam bir istirahat etmesi şarttır. Bu arada sulu yiyecekler verilir. Doktorun uygulayacağı ilâçların yanı sıra vücudun direncini arttırıcı aşılar da yapılır.
Uyku hastalığı
Hastalık önce düzensiz, sürekli bir ateş, sonra deride döküntüler, ödemler ve lenf bezlerinde şişmelerle ortaya çıkar. Lenf bezlerinin şişmesi kan zehirlenmesine (septisemiye) kadar gidebilir. Hastalığın son safhalarında ruh ve sinir bozuklukları arasında sürekli uyku hali ortaya çıkar.
Hastalığı meydana getiren, kamçılı ve kamçısız şekilleri olan bir asalaktır. İnsandan insana, Çeçe Sineği adı verilen ve karasineğe benzeyen bir sinek yolu ile geçer. Kan emen bu sineklerin sokmaları, ağrı verici olmadığı için pek anlaşılmaz. Çeçe sinekleri genellikle sıcak ve rutubetli iklimlerde bulunur, gölgelik, ağaçlı, akarsu yataklarını severler. Bu sineklerin bir özelliğinin de yumurtlamamaları, doğurmalarıdır.
Uyku hastalığı salgınlara da yol açabilir, özellikle hastalığın görüldüğü bölgelere yeni gelenlerin yakalanma ihtimalleri daha kuvvetlidir.
Sineğin soktuğu yerde önce ‘Uyku Hastalığı Şankrı’ adı verilen bir kabartı meydana gelir. Bu kabartı sert bir düğmeye benzer ve koyu kırmızı renktedir. Bir süre sonra genişleyerek ödem haline gelir ve basınca ağrı duyulur. İlk bakışta kan çıbanına benzerse de iltihaplı değildir.
Hastalık ilerledikçe…
Hastalık ilerledikçe asalaklar kana dağılmaya başlar. Nabız hızlanır, ateş giderek yükselir ve kan zehirlenmesi belirtileri ortaya çıkar.
Baş ağrıları, sinir ağrıları, uykusuzluk, deri döküntüleri, kaşıntılar hastalığın başlıca belirtileri arasındadır. Bu arada lenf bezleri de şişmiştir. Hastalığın daha da ilerlemesi halinde asalaklar beyin ve omurilik sıvısı içine girerler. Bunun sonucu olarak ta beyin zan hastalanır.
Hasta çevreye karşı ilgisizlik ve uyku hali başlar. Yürürken ayaklarını sürürler ve konuşmaları güçlükle olur. Bu hale gelen hastalar bir süre sonra hiç uyandırılamaz hale gelirler. Bu halin sonu da komadır.
Tedavi
Uyku hastalığı önceleri iyi edilemeyen hastalıklar arasında idi. Ancak günümüzde ilâçlar, hastalığın ilk safhasında iken tamamen ortadan kalkmasını sağlamaktadır. Bazı hallerde de hastalığın son safhasında bile ilâçlar sayesinde iyi edildiği görülmektedir.
Uykusuzluk nedir?
Uykusuzluk, orta beyinde uyanık tutma merkezinin devamlı işler halde kalması sonucu ortaya çıkar. Bunun başlıca sebeplerinden biri ve en önemlisi sinir bozukluklarıdır.
Hasta bütün varlığı ile uyumak istese bile bu arada dışarıdan gelen bütün uyaranları da ortadan kaldırsa bile uyanık tutma merkezi uykunun gelmesine engel olabilir. Uykusuzluktan kurtulmak için alınacak tedbirlerin başında sinir sisteminin ahengini bozacak olaylardan kaçınmak gelir. Dış uyaranların azaltılması da uykuyu getirmek bakımından faydalıdır.
Uykuyu getirmek için bazı hallerde ilâca da başvurulur. Bu ilâçların başında sinir dengesini düzenleyen türler vardır. Sadece uyutucu etkisi olan ilâçların çok büyük gerek duyulmadıkça kullanılmaması lâzımdır. Çünkü bu tür ilâçlar birkaç kullanmadan sonra alışkanlık meydana getirirler. Bunun sonucu olarak ilâcın dozu giderek arttırılır. Ancak öyle bir zaman olur ki artık normalin üstündeki dozlar bile istenen sonucu vermez. Bu tam bir hastalık halidir.
Horlama ve esneme
Horlama, uyku sırasında nefes alınırken yumuşak damak kaslarının gevşemesi ile meydana gelen titreşimle ortaya çıkar. Uykunun derinliğine göre horlama o derece uzun olur. Hafif uykularda ise horlama çok seyrek görülür.
Esneme, hareketsizlik ve sıkıntı sonucunda vücuttaki oksijen azlığını göstermek, kas kuvvetini ayakta tutabilmek için yapılan, derin soluk alma hareketidir. Çocuklarda esneme, gerinmeyle birlikte olur. Bu harekete birçok kasların katıldığı da bir gerçektir. Büyükler ise uyku ihtiyacı duyunca esner ve uykudan uyanınca gerinirler.
Uykuya ilk başlandığı sırada bazı kimselerde sıçramalar görülür. Bunlar refleks hareketleridir. Ancak, sık sık tekrarlanması halinde saradan şüphelenmek gerekir.
İdeal uyku süresi
Normal insanlar ve özellikle gençler, günde sekiz saat uyumalıdırlar. Çocukların sekiz saatten daha çok, yaşlıların ise çok daha az ihtiyacı vardır.
Bazı kimselerde geceleri az uyumalarına rağmen çalışma tempolarında bir aksama görülmez. Bunlar incelenirse, gündüzleri çeşitli zamanlarda kısa sürelerle uyku uyudukları görülür. Bu durum da geceleri uykuya duyulan ihtiyacı karşılamaktadır. ,
Uykusuz kalanların hafızalarında bozulma, sesler duyma ve şekiller görme gibi ruhi bozukluklarla karşılaşmaları mümkündür. Bu gibi, uykusuzluk halinin devamı halinde kişinin iradesinin zayıfladığı ve telkinlerle her istenene uydurulabildiği görülmüştür.
İdeal uyku tablosu
Yeni doğmuş bebek: Günde 24 saat
1 Yaşındaki çocuk:…….Günde 18 saat
2-5 Yaşındaki çocuk:….Günde 14 saat
5-6 Yaşındaki çocuk:….Günde 12 saat
7-14 Yaşındaki çocuk:..Günde 10 saat
15-50 Yaş arası:………Günde 7-8 saat
50-70 Yaş arası:………Günde 5-6 saat
70 Yaşından sonra:……Günde 7-8 saat
Uyku
Vücudun tam dinlenme haline uyku denir, insan ömrünün üçte birini kapsayan uykunun nasıl meydana geldiği tam olarak bilinememektedir. Ancak uykusuz insanlarda iş yapma kabiliyetlerindeki azalma ve sinir sistemlerindeki bozukluk uykunun beyinden idare edildiği gerçeğini ortaya koymaktadır.
Uyku süresi her insanda değişiklik gösterir. Bazı insanlarda birkaç saatlik uyku, yeterli olabilirken, bazılarında ise ancak, sekiz saatlik uyku, normal ihtiyacı giderebilmektedir.
Uyku derinliği
Dışarıdan yapılan etkilere karşı uyanabilme kabiliyetine ’Uyku derinliği’ denilir. Normal kimselerde ilk iki saatte uyku en derin noktaya varır. Uykusuzluktan şikâyetçi olanlar, bu derin noktaya varmakta güçlük çekenlerdir. Normal bünyelerde uykunun asıl görevi ilk iki saat içinde biter, ondan sonraki saatler vücut, hafif bir uyku ile dinlenmesini sürdürür.
Nasıl uyunulur?
Vücudun hemen bütün organları uykuya belirli oranlarda katılırlar. Uyku sırasında sadece kas çalışmaları durmaz. Beyin çalışmalarının bir kısmı da durur. Bunun sonucu da solunum sisteminde ve dolaşım sisteminde yavaşlama, tansiyonda düşme ve vücut ısısında azalma görülür.
Önce göz kapakları ağırlaşarak düşmeye ve gözler ışıktan korunmak için yukarıya kaymaya başlar. Solunum sayısının azalması sonucu oksijen yetersizliğinden derin soluk alma yani esneme hali görülür.
Küçük çocukların özellikle süt çocuklarının uykuya ihtiyaçları fazladır.
Günün büyük bir bölümünü uyuyarak geçirirler.
Yemekte veya yemekten hemen sonra elinde olmadan uyuyanlara rastlanır. Bunun başlıca sebebi kanın mideye çekilmesi ve beynin kansız kalmasıdır. Bazı hastalıklarda ise uyku hali günlerce sürebilir.
Uyku yorulan beyni dinlendirmeye yarar. Ancak, yalnızca yorgunluğu gidermek için uyunur şeklinde bir tarif yapılırsa bu, tam anlamıyla doğru olmaz. Gerçekte yorgun bir insanın uykuya büyük ölçüde ihtiyacı vardır. Ama yorgun bir insan hemen uyumaz, özellikle beyinleri ile çalışanlar yani beyin yorgunluğuna yol açan işlerde çalışanlar, gündüz uyumayı düşünemezler bile. Uyumak için önce sakin bir yer seçilir, varsa buradaki ışık azaltılır ve daha sonra da kafadaki düşünceler kovularak uykuya yavaş yavaş geçilebilir.
Günümüzde uzmanlar, orta beyinde insanı uyanık tutan bir merkezin bulunduğu ve bu merkezin çalışmasının durması sonucu uykunun meydana geldiği fikrinde birleşmişlerdir. Çevrede çok sayıda uyaran bulunmasına rağmen uyuyabilmekte bu fikrin doğruluğuna bir belge olarak kabul edilmektedir.
Bazı monoton seslerin ve hareketlerin uykuyu doğurduğu da görülmüştür.
Küçük çocukların, ninni ve sallanma ile uyumalarına karşılık büyüklerin de su sesi ya da tren tıkırtısı ve hatta sıkıcı bir konuşma karşısında uyudukları bir gerçektir. Ya da bazı monoton sesler de uykuyu kaçırabilir.
Beyindeki uyanık tutma merkezi dışarıdan gelen uyaranları değerlendirir, bunlar arasında bir ağrı, bir sancı ya da korkutucu bir ses derhal uyanmaya yol açar. Çocuğu kucağında bir anne gürültü arasında uykusunu sürdürebilir ama çocuğunun en küçük bir hareketi ile hemen uyanır. Yine bunun gibi gürültü arasında uyumaya alışmış bir değirmenci, değirmenin durması üzerine derhal uyanır. Bütün bu olaylar orta beyindeki uyanık tutma merkezinin uyarılan süzgeçten geçirmesi sonucu gerekli olanları beyin kabuğuna ileterek uyanmayı sağladığını ortaya koymaktadır.
Uykuda öğrenilmez!
Çok karışık derslerin uykuda öğrenilebileceği iddiaları zaman zaman ortaya atılmıştır. Ancak yapılan deneyler, derin uyku sırasında hiç bir şeyin öğrenilemeyeceğini ispatlamıştır. Sadece, deneylerin sonucu uykudan önceki uyuşukluk devresinde insanların telkine çok müsait olduğu gerçeğini ortaya koymuştur.






