Monthly Archives: Mart 2009
Yorgunluk
İş yapan insan, işin ağırlığı ya da uzun sürmesi sonucu yorgunluk duyar. Uzun süre yol yürümek veya uğraştırıcı hareketler yapmak ta yorgunluk doğuran sebeplerdir.
Yorgunluk, çeşitli organlarda ve özellikle kaslarda yük kaldırma gücü azalır, gevşeme kabiliyeti eksilir ve kasılma süresi uzar. Bunun sonucu olarak ta insanda halsizlik, bitkinlik hali görülür.
Çalışan bir insanda yorgunluk belirtileri kaslarda başlar. Kaslarda duyulan ağrı yorgunluğun başlıca belirtisidir.
Neden yorulunur?
Yorgunluk, iş sırasında bazı metabolizma ürünlerinin toplanmasından meydana gelmektedir.
Çalışmanın şekline göre vücudun bir bölgesinde ya da çalışmaya uyan çeşitli bölgelerde yorgunluk halinin duyulması gerekirken bütün vücudun bir yorgunluk hissettiği görülür. Bunun başlıca sebebi yorgunluk adı verilen, kaslarda biriken bazı maddelerin giderek diğer organlara da yayılmasıdır.
Yorgunluk zihinsel olduğu gibi bedensel de meydana gelmektedir.
Yorulmadan çalışma
Herhangi bir iş yapılırken, vücuda yorgunluk maddelerinin birikmesine fırsat verilmeden, az da olsa birikmiş bu maddelerin yok edilmesini sağlayacak dinlenme aralıkları verilirse, uzun süre yorulmadan çalışmak mümkün olur.
Yorgunluk, yapılan işin büyüklüğüne değil, işin sürekli ya da aralıklı oluşuna bağlıdır. Aralıklı olarak yapılan işe, uzun süre yorgunluk duyulmadan devam edilebilir.
Yorgunluk ve oksijen
Vücutta biriken yorgunluk maddelerini ortadan kaldıran en önemli etken oksijendir. Oksijensiz bir ortamda çalışan kas çok çabuk yorgunluk duyar. İş sırasında oksijene duyulan ihtiyaç, solunumun hızlanmasından, kalp atışının artmasından belli olur. Oksijen azlığından kasın iyice gevşeyememesi sonucu, biriken yorgunluk maddeleri yok edilemediği gibi kaslarda da sertleşme meydana gelir, ölüm katılığı da böylesi kasılmalar sonucu meydana gelir.
Yılancık (Erizipel)
Streptokok cinsi mikropların meydana getirdiği bir çeşit deri hastalığına yılancık denilir.
Hastalık, deride belirli çevresi olan kızartılar ve şişmeler meydana getirir. Yüksek ateş meydana gelir, vücudun organlarında ve sistemlerinde çeşitli belirtiler ortaya çıkar.
Yılancığa ılık iklim bölgelerinde daha çok rastlanır. Hastalık kış ve ilkbahar aylarında daha çok artar. Hastalığa genellikle 20 yaşlarının üstün tün deki kişilerde rastlanır. Az da olsa daha küçük yaşlarda da görülür.
Yılancığı meydana getiren streptokoklar, değişik hastalık durumlarının ortaya çıkmasına da yol açarlar. Bu mikroplar bazı kişilerde bademcik iltihabı, bazılarında kızıl ya da yılancık meydana getirir.
Mikrop deriye, üzerindeki çatlaklardan ya da yaralardan girebilir.
Hastalığın belirtileri
Yılancık, keyifsizlik, titreme, ateş, bulantı ve kusma gibi genel belirtilerle ortaya çıkar. Yılancığın deride başladığı yerde keskin çevreli, kırmızı ve parlak bir şişlik vardır. Hastalık yüzde meydana gelirse, yüzün bir yanında kalabildiği gibi, daha çok her iki yanak, göz kapağı, burun ve kulaklarda da görülebilir. Ağır durumlarda başın derisi hastalanır.
Ateş, hastalığın başlangıcından itibaren yüksektir. 40 – 41 derece arasında gittikten sonra normale döner.
Hastalığın 4 —5′inci günlerinde deri mora yakın kırmızı bir renk alır. Bir hafta sonra da belirtinin görüldüğü yerde soyulma başlar. 7 -10 gün içinde hastalığın belirtileri kaybolur ve hasta zayıflamış bir halde nekahat devresine girer.
Yılancık gövde, kol ve bacaklar gibi geniş bölgeleri kaplarsa genel belirtileri daha şiddetli olur ve hastalık daha ağır bir gidiş gösterir.
Yılancıktan korunmak ve hastalığın tedavisi
Yılancık, tedavi edilmediği takdirde tehlikeli durumlar oluşturabilecek bir hastalıktır. Kan zehirlenmesi (septisemi), zatürree, gözlerde körlüğe kadar varabilecek iltihaplar, nefrit ve bazen de çocuklarda romatizma yapabilir. Hastalığın belirtilerinin geçmesinden sonra yılancığın bir veya birkaç defa tekrarladığı görülebilir.
Yılancıktan korunmak için özel bir ilaç yoktur. Ancak genel sağlık şartlarına uyulması birçok hastalıktan olduğu gibi yılancıktan da korunmayı sağlayacaktır. El, yüz temizliğine dikkat etmek, deriyi kirlenmekten korumak, derideki sıyrıkları ve çatlakları mikroplardan koruyacak tedbirleri almak, yara pansumanlarını gerektiği gibi yapmak hastalık ihtimalini büyük ölçüde azaltır.
Hastalık sülfamit antibiyotiklerle tedavi edilir. Antibiyotiklerin streptokoklar üzerinde etkisi kesindir.
Ağrı, ateş ve bulantı gibi belirtiler için ayrıca ilaçlar kullanılır. Derideki yılancıklı yere sulandırılmış tentürdiyotla ( sulandırma oranı 20gr tentürdiyot ve 60 gr alkol şeklinde olmalıdır ) kompres yapılmalıdır.
Yılancık hastalığının ihmali kesinlikle affetmeyen bir hastalık olduğu unutulmamalı ve hastalık görüldüğünde bir doktora başvurulmalıdır.
Yılan sokması
Yılanların zehirleri, cinslerine göre çeşitli özellikler gösterir. Bazı yılanların zehirleri vücuda yavaş yavaş iyileştiği için ağrı yapmaz. Bazıları ise ağrı ile birlikte çok çabuk bir etki gösterir.
Yılan zehirleri organizmada değişik belirtilere yol açar. Bazı zehirler, solunum, dolaşımı ve görmeyi bozar. Bazıları kanın pıhtılaşmasına veya sulanmasına sebep olur. Ayrıca şiddetli ağrılar, şişler ve renk değişimi meydana getiren yılan zehirleri de vardır.
Daha çok yılan sokmasının sonucu, olayın şekline, yılanın cinsine ve sokulan kişinin durumuna bağlıdır. Ufak tefek yapılı insanlar ve çocuklar yılan sokması sonucu çok tehlikeli durumlara girerler. Yılan zehrinin fazla olması bu gibi kimselerde ölüme bile yol açabilir. Yılanın dişinin damar içine geçmesi ve zehrin hemen kana karışması ölüm tehlikesinin artmasına yol açan bir sebeptir.
Hemen her yılanda zehir üretecek bezler bulunur ama zehri ısırdığı yere akıtacak anatomik yapı sadece zehirli yılan adı verilen yılanlarda vardır.
Yılan zehirleri, insanda meydana getirdikleri sonuca göre çeşitlere ayrılır:
* Felç yapan zehirler: Bu tür zehirler daha çok kobra yılanlarında vardır.
* Sinir hücrelerini etkileyen zehirler: Çıngıraklı yılanların zehirleri bu türdendir.
* Şok yapan zehirler: Bu zehirler daha çok ok yılanında ve adi yılanda bulunur.
* Kanı pıhtılaştıran zehirler: Engerek cinsi yılanlarda bulunur.
* Kan hücrelerini bozan zehirler ve doku hücrelerini etkileyen zehirler ise çeşitli yılanlarda bulunur.
Kan Şekerinin Yüksek Olması Hafıza Kaybıyla Bağlantılı
Yaşlanmaya rağmen kan şekerinin normal seviyede tutulması, şeker hastalığından başka problemlere karşı da korunma sağlayabilir. Araştırmacılar, yüksek çözünürlüğe sahip beyin görüntüleme tetkiklerini kullanarak, kan şeker seviyesinin yükselmesinin hafıza kaybıyla alâkalı önemli bir beyin merkezini seçici olarak hedeflediğini ortaya koydular. Bu neticeler düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme gibi kan şekerini azaltan uygulamaların hem vücuda hem de yaşlanan beyne faydalı olduğunu göstermektedir. Düzenli egzersizin kan şekerinin normal seviyede kalmasına yardımcı olduğu ve yaşlanmayla irtibatlı hafıza kaybının azalmasında rol aldığı önceki çalışmalarda ortaya konulmuştu. Bu araştırmada ise, kan şekerinin yükselmesinden etkilenen spesifik beyin bölgeleri gösterilmiş oldu. Şeker hastalığı ortaya çıkmasa bile, kan şekerinin belli bir seviyenin üzerine çıkmasının engellenmesi, zihin sağlığının hafıza gibi çeşitli yönlerinin korunmasını sağlayabilecektir. Bu araştırma ayrıca şeker hastalarında niçin Alzheimer hastalığı riskinin arttığını da kısmen açıklamaktadır. Araştırmanın neticeleri Annals of Neurology’de yayımlandı. (WebMD Health News 30.12.2008)
Evli Çiftlerde Kalp Hastalığı Riskleri Benzer
1OO.OOO’den fazla evli çiftin incelendiği 71 çalışmanın neticeleri bir araştırmada değerlendirildi. Karı-kocadan birinde sigara içiciliği, vücut ağırlığı, vücut kütle indeksi, kan basıncı, kan trigliseriti veya kan LDL kolesterolünün yüksekliği gibi kalp hastalığı risk faktörlerinden en az biri varsa, diğer eşte de benzeri problemin bulunması ihtimali yüksek bulundu. Karı-koca arasındaki bu benzerliğin sebeplerinden biri, eşlerin benzeri çevre faktörlerinde yaşamaları olabilir. Diğer muhtemel sebep ise, insanların kendilerine benzeyen kişilerle evlenmeye meyilli olmalarıdır. Bu neticelere dayanarak araştırmacılar, koroner risk faktörlerini azaltmayı hedefleyen uygulamalara sadece kişinin değil, eşinin ve ailesinin de dâhil edilmesi gerektiğini ifade etmektedirler. Araştırmanın neticeleri American Journal of Epidemiology’de yayımlandı. (WebMD Health News 09.01.2009)






