Monthly Archives: Mayıs 2009
Kabızlık ve öneriler

Kabızlık, genelde ilaç kullanılarak çözülmeye çalışılır. Böyle bir yöntemin alışkanlık yaratacağını ve sorununuzu kökünden çözmeyeceğini bilmeliniz gerekir.
Öneri-1
Sabah uyandığınızda aç karnına bir bardak ılık su için ya da akşamdan bir çay bardağı suyun içine koyduğunuz 2–3 tane kuru eriği sabah içindeki suyuyla beraber yiyin.
Öneri-2
1–2 yemek kaşığı keten tohumunu bir çay bardağı suyun içinde akşamdan sabaha kadar ıslatıp, sabah hazır olan malzemeyi yoğurtla karıştırarak yiyin. Keten tohumu bağırsakları çalıştırdığı gibi, içerdiği bol miktarda doymamış yağ oranıyla hücrelerin yenilenmesini sağlar, kolesterolü düşürür.
Öneri-3
Günlük yemeklerinize 1–2 tatlı kaşığı buğday kepeği karıştırın, hem daha çabuk doyun hem de sindirimi kolaylaştırın.
Güzellikte önemsenecek 3 önemli nokta!

1-) Temiz Hava
Temiz hava, güzelliğin en büyük dostudur. Temiz havada yaptığımız yürüyüşler aldığımız oksijenden dolayı kanımızı temizler, cildin taze ve canlı görünmesini sağlar. Bütün hanımlara, zaman buldukça doğada yürüyüşlere çıkmalarını, park ve bahçelerde dolaşmalarını öneririm. Gece uyurken, pencerelerin açık kalmasında da büyük yarar vardır çünkü havasız yatak odalarının oksijen oranı düşüktür. Sağlıklı kalmak için giysilerinizi de keten ve pamuklu doğal kumaşlardan seçmeye özen gösterin. Bu tür kumaşlar vücudun hava almasını sağladığı gibi teri de emer ve aynı zamanda istenmeyen kokuların oluşmasını önler.
Ayrıca doğada yaptığınız yürüyüşlerde arada bir ayakkabılarınızı çıkartıp çıplak ayakla yürürseniz aynı zamanda bedeninizdeki elektro manyetik etkenlerin negatif etkilerinden de kurtulmuş olursunuz. Elektro manyetik etken büyük şehirde yaşayan pek çok insanda mevcuttur, bu da insan bedeninde negatif enerji oluşturur. Negatif etkeni hem çıplak ayakla yaptığınız yürüyüşlerle hem de denize girerek atabilirsiniz.
2-) Su
Vücut sıcaklığının sabit kalması ve sindirimin kolaylaşması için günde 2 veya 3 litre su içmek gerekir. Su aynı zamanda cilt güzelliği için de çok önemlidir, vücudumuzun hemen hemen %70′inin sıvı maddelerden oluştuğunu unutmamalıyız, yeterli miktarda alınan su cildin taze görünmesine ve dengeli kalmasına yardım eder.
Ayrıca duş almak da vücuda ferahlık kazandırır, sıcak suyla 20–30 dakika küvette uzanıp bir banyo yapmak insanı dinlendirir ve sinir sisteminin rahatlamasını sağlar.
3-) Beslenme
Cildiniz için kullandığınız kremler ve maskeler bir yere kadar güzel bir cilde sahip olmanızı sağlayabilir ama kalıcı güzelliğe ancak sağlıklı beslenme yoluyla kavuşabilirsiniz. Aldığınız gıdaların bolca demir, kükürt ve vitamin içermesine dikkat edin. Demir kanı besler, kükürt ise kandaki zararlı maddeleri yok ederek kanın temiz kalmasını sağlar.
Dengeli beslenme için her gün yeterli miktarda, mevsime uygun, taze sebze ve meyve yemenizde yarar vardır. Aynı zamanda taze sıkılmış sebze ve meyve sularını da tercih edebilirsiniz. Günlük sebze ve meyve ihtiyacınızın yarısını çiğ olarak karşılamanızı öneririm; çünkü çiğ yenilen sebze ve meyveler içinde bulunan posalardan dolayı bağırsakların iyi çalışmasına yardım eder. Aynı zamanda hücrelerin yenilenmesine yardımcı olur ve kanın temiz kalmasını sağlayarak hazmı kolaylaştırır. Aksi takdirde hazımsızlık ve bunun sonucunda ortaya çıkan kabızlık; güzelliği olumsuz yönde etkiler, cildinizin bozulmasına yol açar.
Happy liftte kullanılan ipler

Yöntemi başarıyla uygulayan Uzman Doktor Ciro Accardo, happy liftin yüzü nasıl gerdiğini, binaları destekleyen sütunların inşaatında, çimentonun önce tahta kafeslerin içine dökülmesine benzetiyor. Çimento kuruyunca tahta kafesler kaldırılır, ama sütunlar sapasağlam ayakta durur. Benzer şekilde, vücutta re-absorbe olan iplik, insan dokularının dış kafesi gibi etki gösterir, ipliğin amacı dokuların gerilmesi ve gençleştirilmesidir. İşlem sonucunda yüzün orijinal yapısında ve mekaniğinde iz kalması söz konusu değildir, iplikler, yumuşak dokularda mükemmel bir gerilme ve yeniden konumlanma oluşturur. Ayrıca söz konusu insan dokularında, gençleştirici bir etki sağlar. Dokuların gerilmesi, yeniden konumlandırılması ve bunların yanında, yumuşak dokularda yabancı bir cisim kalmaması gibi büyük avantajlar getiren happy lift yönteminde, elde edilen sonuçlar kalıcıdır. Yüzün yumuşak doku yaşlanmasının neden olduğu sorunları çözen ve yeniden canlanma sağlayan bu işlemde uygulamadan sonra iplik etrafında üçboyutlu bir ağ oluşur. Bu yeni yaratılan ağ oluşumu, yerçekimine bağlı doku sarkmalarını önler ya da yavaşlatır. Re-absorbe olabilen ipliklerde, implant materyalinin etrafındaki dokularda yeniden canlandırma etkileri olabilir. Buna bağlı olarak, bu iplik doğal hiyalüronik asit dolgusu gibi davranır. Diğer bir deyişle, hastanın endojen hiyalüronik asit yapımında bir artış olur; bu asit, ipliğin varlığına karşı bir yanıt olarak cildin dokularında üretilir. Bu üretim, iplik cilt dokusunda kaldığı sürece devam eder ki bu süre 8–12 ay kadardır. Ayrıca ipliğin implant edildiği her noktaya hiyalüronik asit enjekte edilseydi de, aynı sonuç görülürdü. İşlem, vücudun kendi kendine hiyalüronik asit üretmesine olanak verdiği için ekonomik açıdan da avantajlıdır. Öte yandan uygulamanın, insan dokularına suni olarak üretilen ya da hiyalüronik asidin enjekte edilmesinden sonra ortaya çıkan olası bir alerjik reaksiyon ya da tolerabilite sorunu da yoktur.
Çocuğunuz uyuyamıyor mu?
Bunun birçok nedeni olabilir. Ailelerin ne gibi önlemler alması gerekiyor?

Çocukların herhangi bir yaşta, uykuya geçişte veya uykunun devamında yaşadığı zorlukların son yıllarda artış gösterdiğini ve bu sorunun gittikçe önem kazanan bir konu haline geldiğini belirten Dr. Bahri Elmas, bu duruma genel olarak çocukluk çağı uykusuzluk sendromu dendiğini bildirdi.
Bu sendromun, tıbbi veya psikiyatrik bir bozukluk gibi çeşitli etkenleri olduğunu ifade eden Elmas, “Diş çıkarma, düzenli saatlerde yatma alışkanlığının kazanılmaması, bağırsak parazitleri, diyette şeker oranının yüksek olması, kahve ve çay gibi uyarıcı maddelerin tüketimi gibi birçok neden bu duruma yol açabilmektedir. Burada ailelere önemli görevler düşmektedir, çocuğunuzda uykusuzluğa neden olabilecek unsurlar tespit edilmeli, uyku hijyeni ve uyku alışkanlıkların kazanılması konusunda hassasiyet gösterilmeli. Bebeklerin sırt üstü pozisyonda yatırılarak uyutulması tavsiye edilmektedir. Bu pozisyon aynı zamanda ani bebek ölüm riskini azaltmaktadır. Ayrıca bebekler ya da çocuklar serin ve rahat bir şekilde giydirilmeli, uyudukları odada karanlık bir ortam oluşturulmalıdır. Bebeğin ya da çocuğun ilk çıkardığı seste hemen odasına koşmamalı, çocuğun kendi başına tekrar uykuya dalmayı öğrenebilmesi için ona bir şans verilmelidir. Çocukluk çağı uykusuzluk sendromu tedavisinde öncelikle davranışsal yaklaşımlar denenmeli, ilaç tedavisi başlansa bile davranışsal yaklaşımların uygulanmasına devam edilmeli” dedi.
İlaç tedavisinde dikkatli bir seçim yapılması gerektiğinin altını çizen Elmas, “Aileler, mümkün olduğu kadar çocuklarını yakından incelemeli. Yatmadan önce içtiği içecekler, gün içerisinde yaşadığı stres, huzursuzluk gibi etkenler varsa bunların giderilmesi için çaba sarf etmeli. Ancak uykusuzluk probleminde bir değişme olmamışsa, sorun çözülememişse bir uzmana müracaat edilmeli. İlaç tedavisinde de en düşük etkili dozlar tercih edilmeli. Erişkinlerin uykusuzluk probleminde kullanılan birçok hipnotik ve sakinleştirici ilaçların çocuklarda kullanımı kesinlikle önerilmemektedir” diye konuştu.
Uykusuzluk probleminde öncelikle davranışsal yaklaşımların denenmesinde büyük faydalar olduğunu dile getiren Elmas, “Çocuğun huzursuzluğunun nedeni araştırılmalı. Huzursuzluğun birçok nedeni olabilir. Ebeveynler için bütün bu nedenleri dikkatli bir şekilde incelemek zor olsa da, gerçek problemi tamamen görmezden gelmek yerine, problemi bulmak için uğraş verilmesi çocukları daha mutlu ve huzurlu kılacaktır. İlaç tedavisi gerekliyse, mutlaka uzman doktorların kontrolünde ve kısa süreli kullanılmalıdır.
Çocukluk çağı uykusuzluk sendromunda, tedavide ilk önce davranışsal yaklaşımlar denenmelidir. Doğal bitkisel ilaçların da tüm yaş gruplarında kullanımına rastlanabilmekte. Kedi otu ve şerbetçi otu kullanımının yapılan çalışmalarda etkinliği görülmüşse de L-triptofan kullanımına bağlı kas yıkımı gibi ciddi yan etkilerinin olması, bu yöntemin güvenilirliği hakkında şüphe uyandırmaktadır” şeklinde konuştu.
Kaynak: Haberturk.com
Obezitede yeni faktör: Bağırsaklar
”Önümüzdeki 10-15 yılda bağırsaklar çok önemli bir organ haline gelecek”
Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, obezite tedavisinde bağırsakların da önemi olduğunun keşfedildiğini belirterek, ”Önümüzdeki 10 – 15 yılda bağırsaklar çok önemli bir organ haline gelecek” dedi.
Türkiye Diyabet Vakfı ile Türk Diyabet Cemiyeti tarafından Antalya’da Sungate Port Royal Hotel’de düzenlenen 45. Ulusal Diyabet Kongresi’nde bugüne kadar yapılan çalışmalar, basın toplantısıyla duyuruldu. Kongre Genel Sekreteri ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Profesör Dr. İlhan Yetkin, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Diyabet Bölümü Başkanı ve Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Profesör Temel Yılmaz ve Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, ”obezite geni” diye bir kavram bulunmadığını, doğrusunun ”obezite genleri” olduğunu belirttiği konuşmasında, tek bir geni çözerek obeziteyi engellemenin mümkün olmadığını söyledi. Şişmanlığın belki de tıbbi açıdan en zor problemlerden biri olduğuna işaret eden Prof. Dr. Hotamışlıgil, ”Bu alanda çok önemli gelişmeler oluyor, ama tek bir ilaçla da olacak iş değil” diye konuştu.
Bugüne kadar diyabet ve insülin konusundaki bilimsel çalışmalarda vücuttaki şeker üzerinde yoğunlaşıldığını ifade eden Prof. Dr.Hotamışlıgil, yağların da hem heyecan verici hem de çetin moleküller olduğunu vurguladı. Bu hazine deşildikçe çok kıymetli verilerin ortaya çıktığına işaret eden Prof. Dr. Hotamışlıgil, yağların giderek sahadaki görünürlüğünü artırmaya başladığını bildirdi.
Bağırsakların da vücut dengesinde çok önemli bir organ olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Hotamışlıgil, bir insanın bağırsaklarının bir yüzeye yayılması gerektiğinde, bir tenis sahasının tabanını kaplayıp yan sahaya da taşacak kadar geniş olduğunu belirtti. Bu kadar geniş bir yüzeyi kaplayacak bu organda, 3.5 – 4 milyon organizmanın yaşadığını kaydeden Prof. Dr. Hotamışlıgil, bağırsakların insan vücudundaki öneminin çeşitli nedenlerle ameliyatla kesilip atılmasıyla ortaya çıktığını ifade etti. Bağırsakların yeni bilimsel gelişmelerde ve tedavi yöntemlerinde önemsenmeye başlandığını anlatan Prof. Dr.Hotamışlıgil, ”Önümüzdeki 10-15 yıl içinde çok önemli bir organ haline gelecek” dedi.
Prof. Dr. Hotamışlıgil, bağırsakların obezite olgusundaki önemini ise şişman bir farenin bağırsak muhteviyatının zayıf bir fareye aktarıldığı deney sonrasında zayıf farede obezite geliştiğinin görüldüğü örneğiyle açıkladı.
Diyabet 2020 Projesi
Prof. Dr. Temel Yılmaz ise Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Diyabet Federasyonu ve Sağlık Bakanlığının onayı ile Diyabet 2020 Projesi’nin hayata geçirileceğini kaydetti. Diyabetli hasta hakları, diyabet ekonomisi, çocukluk çağı diyabeti ve tedavide görev alan kişilerin bu hastalığın yönetimindeki rolü gibi 10 başlık altında Türkiye’de diyabetle ilgili herkesin işin içine gireceği bir platform oluşturulacağını kaydeden Prof. Dr. Yılmaz, ”Herkes görüşlerini internet, faks veya kitle iletişim araçları yoluyla gönderebilecek. Bu projeye görüş veren herkesin ismine yer verileceği 10 ayrı kurul tarafından ortak bir rapor hazırlanacak” diye konuştu.
Raporun Sağlık Bakanlığı ve Uluslararası Diyabet Federasyonu için sağlam bir veri olacağını bildiren Prof. Dr. Yılmaz, ”Uluslararası Diyabet Federasyonu tarafından gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere örnek olacak bir proje olarak tavsiye edilmesi kararı alındı” dedi.
Prof. Dr. Yılmaz, bir soru üzerine okul kantinlerinin obeziteyi tetikleyen yerler olduğuna da dikkati çekti. Prof. Dr. Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:
”Diyabetli 20 anne, okul çağındaki çocuklarının okuldaki beslenmesi üzerine düşünüp Türkiye Diyabet Vakfına bir proje sundu. Biz de İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğüne yazı yazarak onay aldık. 10 okul denetlendi. Yüzde 8′inde meyve, yüzde 14′ünde salata, yüzde 40′ında süt, yüzde 65′inde ayran, yüzde 100′ünde ise cips, sosis, hamburger ve kolalı içecekler olduğu belirlendi. Biz ülke olarak her yıl okula yeni başlayan 5 milyon çocuğu devlet kanalıyla fast food kültürüne alıştırıyoruz.”
Bu nedenle, üniversitelerden uzmanların ve TÜBİTAK temsilcilerinin katılımıyla 50 kişilik Ulusal Beslenme Platformu oluşturulacağını anlatan Prof. Dr. Yılmaz, bu platformun, sahipsiz alan olan, kimsenin doğrudan sorumluluk üstlenmediği beslenme programını ele alacağını bildirdi. Prof. Dr. Yılmaz, ”Alan sahipsiz olduğu için bilimle ilgisi olmayan kabus gibi adamlar, otçular, vitaminciler çeşitli diyet ve beslenme yöntemleriyle gazetelerde boy gösteriyor. Bu platform, bunların karşısına çıkacak” diye konuştu.
Kaynak: Haberturk.com






