Monthly Archives: Aralık 2009

Bebekler ve küçük çocuklar yüzükoyun mu uyumalıdır?

yüzükoyun bebekÇocukların ve çocuklara nasıl davranılması gerektiğinin eğitimi kadar zor bir şey neredeyse yok. Anne babalara iyi tavsiyeler vermek hassas bir konu. Ve tam da çocuklara nasıl davranılmasıyla ilgili, çoğu anne baba kendi doğru bildiklerini okur: Daha sağlıklı olduğu için çocukları yüzükoyun yatırmak gibi. Oysa doğru olan tam aksidir. En önemli tavsiye hâlâ “back to sleep” yönünde. İngilizce bu kelime oyunu hem “sırtüstü yatırmayı” hem de “tekrar yatırmayı” ifade ediyor ve anne babalara ani bebek ölümü riskinden kaçınmanın yolunu göstermeyi hedefliyor: Anne babalar bebeklerini birinci yaşına kadar dümdüz sırtüstü yatırmalı. Münih Üniversitesi’nde Haunersches Kinderspital’den sinir hastalıkları profesörü Florian Heinen, “Giderek daha çok anne baba bu tavsiyeye uyduğundan beri, ani bebek ölümü vakaları büyük ölçüde geriledi” diyor. İstatistik Dairesi’ne göre Almanya’da 1990′da hala 1283 ani bebek ölümü vakası varken (705 canlı doğumda bir), 90′lı yılların başından itibaren bebekleri sırtüstü yatırma tavsiyelerinden sonra bu sayı sürekli düştü ve 2004′te 323 vaka olarak kaydedildi (2184 canlı doğumda bir).

Amerikan Çocuk Doktorları Birliği Ekim 2005′te, ani bebek ölümü vakalarının gelecekte daha da ender yaşanmasını hedefleyen, revize edilmiş yeni bir tavsiye yayımladı. Son tavsiye 2000′de yayımlanmıştı. Doktorların yeni önerileri arasında, ani bebek ölümü sendromunu engellemek için emziğin kesinlikle tavsiye edilmesi de yer alıyordu. Emziği emme sırasında farklı emme refleksleri ve solunum alıştırması sayesinde, belli ki bebekler nefessiz kalma ve diğer iritasyonları daha iyi atlatabiliyorlar. Bebeklerin anne babalarla bir yatakta yatırılmaması da yeni tavsiyeler arasında. Bebekleri aynı odada başka bir yatakta ya da doğrudan yan odada yatırmak daha doğru. Birkaç yıl öncesinde, doktorlar anne babanın kalp atışlarının çocukları sakinleştirdiğini ve bu yüzden bebeklerin anne babayla aynı yatakta yatmasının tıbbi açıdan daha faydalı olduğunu düşünüyorlardı.

Anne gebelik sırasında sigara kullanmazsa, anne baba doğumdan sonra da sigara içmez ve çocuğu hava kirliliğinden (örneğin soba dumanı) uzak tutarsa da ani bebek ölümü sendromu riski düşüyor. Çocuk odası fazla ısıtılmamalı ve çocuk fazla giydirilip sıcak “paketlenmemeli” ve çocuğa asla bere giydirilmemeli. Bebeklere tulum ve pijama giydirilmesi yeterli; yorgan ya da battaniye yerine uyku tulumu kullanmak daha doğru. Odanın sıcaklığı için, hafif giyinmiş bir yetişkinin kendisini rahat hissettiği ısı tavsiye ediliyor.
Çocukların iki yaşına kadar sırtüstü yatırılmasının daha doğru olduğu bilgisiyle birlikte çocukların gelişiminde değişiklikler de yaşandı. Çocukların gelişimi biraz yavaşladı. Daha önce bebeklerin yüzükoyun yatırılması, çocukları hareket etmeye daha çok teşvik ediyordu. Sırtüstü yatan çocuklar eklemlerini kullanmayı, dönmeyi ya da başlarını kaldırmayı denemeyi daha geç öğreniyor. “Günümüzde çocukların motorik gelişim aşamalarına, eski gelişim norm tablolarında yazan değerlere kıyasla ortalama birkaç hafta daha geç ulaştıklarını görüyoruz” diyor Münih Üniversitesi Haunersches Kinderspital’den Florian Heinen. “yüzükoyun pozisyonda çocuklar daha fazla tepinmeye ve daha erken hareket etmeye teşvik oluyorlar.” Ama gelişim aşamalarındaki hafif gecikmenin, günümüzde bilindiği kadarıyla herhangi bir tıbbi olumsuzluğu olmadığını söylüyor Heinen. Sadece tıp kitaplarında tipik gelişim aşamaları için verilen sürelerin ileride değiştirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Çocuk doktorlarının bir diğer tavsiyesi, uygulamadaki zorluklardan dolayı başarısız olabilir. Sırtüstü pozisyonda bebeğin başının arkasının düzleşmemesi ve asimetrik gelişmemesi için, doktorlar çocuğun başını bir hafta sağa, bir hafta sola yatırmayı tavsiye ediyorlar.

Alkol soğuğa karşı korur mu?

Alkolün sübjektif olarak en azından kısa süreliğine sıcaklık veren bir etkisi olduğu inkâr edilemez. Birkaç bardak içkiden sonra çoğu insan hoş bir sıcaklık hisseder ve yüzü kızarır. Ancak işte tam da bu olgu, alkolün soğukta uzun süreli sıcaklık veren bir etkisinin olmamasının nedenidir. Kızaran yanaklar ve kısa süreliğine sıcaklık basmalarının sebebi, alkol nedeniyle deri yüzeyinin altındaki küçük damarların genişlemesidir aslında. Bu mekanizma, vücudun normalden daha da çabuk ısı kaybetmesine neden olur. Evsiz barksız, sokaklarda yaşayan insanlar ve gönüllü ya da zorunlu olarak kışın geceyi dışarıda geçirenlerin başına hep gelen felaketin sebebi de budur. Alkolden sersemlemiş halde uykuya dalarlar; genişleyen damarlar vücudun daha da çabuk soğumasına sebep olur ve insanlar aşırı bir soğuğa maruz kalmadıkları halde soğuktan donma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar.

Yemekten sonra sert bir içki hazmı kolaylaştırır mı?

içkiÖzellikle yağlı ve ağır bir yemekten sonra bir bardak sert içki ikram edilir, çünkü yüksek alkollü içkilerin yağı çözdüğüne inanılır. Oysa yüksek dereceli bir içki, akşamın devamını ko­laylaştırmak yerine daha da zorlaştırır: Alkol hazmı hızlandı­racağına frenler. Çünkü alkol mide asitlerinin ve diğer mide sıvılarının çalışmasını bozar. Ayrıca, böylece organizma (özel­likle karaciğer) yağlı yemeği değil, alkolü eritmekle meşgul olur. Dolayısıyla şişkinlik hissi daha da uzun sürer.

Alkol kanser riskini arttırır mı?

içkiYüksek miktarda alkol tüketimi, ağız boşluğu, yemek borusu ve karaciğer kanserlerine yakalanma riskini arttırıyor gerçi ama bazı kötü huylu tümör türleri, düzenli olarak belirli miktarda alkol alan kişilerde daha az görülüyor.

Belirli lenf kanserlerini araştıran bir uluslararası bilimciler ekibi, Lancet Oncology dergisinde, düşük miktarda alkol tüketiminin Hodgkin dışı lenfomaya (NHL) yakalanma riskini azalttığını kanıtlamayı başardı. Hodgkin dışı lenfomalar, lenf sisteminin hücrelerinin bozulma gösterdiği farklı tümörleri kapsıyor. İsim olarak çok tanınmasa da, NHL en çok rastlanan kanser türleri arasında erkeklerde altıncı, kadınlarda ise sekizinci sırada. Araştırmalara katılan 15 bin kişinin verileri incelendiğinde, bilimciler, sık değil ama düzenli şekilde içki tüketiminde, NHL riskinin hiç içki tüketmeyenlere göre % 27 daha düşük olduğunu buldular. Bu risk, artan alkol tüketimi miktarıyla azalmıyordu ama tüketilen içki türünden bağımsızdı. Burkitt lenfoması olarak adlandırılan tümör türünde risk en büyük azalmayı yarı yarıya gösteriyordu.
Araştırmacılar, aşırıya kaçmadan tüketilen alkolün kansere yakalanma riskini azaltmasının sebepleri hakkında ancak tahminlerde bulunabiliyorlar. Bilinen, aşırı miktarlarda tüketilmedikçe alkolün bağışıklık sistemini uyardığı ve vücudun hastalıklara karşı savunma gücünü yükseltebildiği. Ayrıca alkol, vücut hücrelerinin insülin hassasiyetini de yükseltiyor. Düşük insülin hassasiyeti diyabet riskini arttırmakla kalmayıp, lenf kanserlerine yakalanma riskini de biraz arttırıyor.

İçki insanı aptallaştırır mı?

içki aptallaştırırmıÖzellikle kadınlarda ve aşırıya kaçmayan miktarlar söz konusu olduğunda, bu inanış doğru değil gibi görünüyor. Amerikalı tıp uzmanlarının bir araştırması, aşırıya kaçmadan tüketilen alkolün yaşlılıkta bunama ve diğer zihinsel bozuklukları % 23 azaltabildiğini gösterdi. Tercih edilen içkinin şarap ya da bira olması sonuçları etkilemedi.

Harvard ve Nashville’den bilimciler, 70 ile 81 yaşları arasında 11 binden fazla kadının katıldığı bir araştırmada, katılımcıların zihinsel kapasite ve bilişsel fonksiyonlarını incelediler. Bu kadınların içki tüketimi son 20 yıl içinde kaydedilmiş ya da sorulmuştu. Katılımcılardan, örneğin, bir dakika içinde akıllarına geldiği kadar çok hayvan saymaları ya da sayı sıralarını tersten söylemeleri istendi. Sonuçlar, düzenli olarak günde yaklaşık 15 gram alkol alan kadınların, hiç içki içmeyen kadınlara göre daha yüksek düşünce ve mantık kapasitesi gösterdiklerini ortaya koydu. 15 gram alkol yaklaşık 0,3 litrelik bir bardak biraya, 0,2 litrelik bir bardak şaraba ya da küçük bir bardak yüksek alkollü içkiye denk geliyor. Gelecek yıllarda bunama ya da zihinsel fonksiyonlarda azalma riski de, aşırıya kaçmadan içki kullananlarda hiç içki kullanmayanlardan daha düşüktü.

Bu fenomenin farklı açıklamaları olabilir. Ancak bunlardan biri akla yatkın görünüyor: Aşırıya kaçmayan miktarlarda alkol kalp ve damarları olumlu etkiliyor, kan dolaşımını iyileştiriyor ve böylece beyin damarlarında zedelenmelerden inmenin önlenmesine kadar etkili oluyor. Aynı şekilde, sebepleri açıklanabilmiş olmamakla birlikte, Alzheimer riski de içki tüketimi ile azaltılabiliyor.