Monthly Archives: Ocak 2010

Dişbudak

dişbudakYüksek boylu, yaprakları dantelâ gibi, gösterişli bir ağaçtır.

Neye yarar ?

Taş ve kum düşürmede, yapraklarını kaynatıp suyundan bir bardak içmek yararlıdır. Bu yapraklar ayrıca, emzikli kadınların sütlerinin artmasına da fayda verir. yaprağı, bir litre suda haşlanarak, sabah akşam birer kahve fincanı içilirse, romatizma hastalıklarına da iyi gelir. kabuğu, suda kaynatılıp içilirse ateşi düşürür ve ishali keser.

Dişbudak reçetesi

75-80 gram dişbudak yaprağı, bir litre suda kaynatılır. Günde birkaç lafa birer fincan içilirse, kabızlığa iyi gelir, müshil etkisi yaratır.
20-25 gram dişbudak kabuğu, bir litre suda İyice kaynatılır. Günde birkaç defa birer fincan içilirse ishale iyi gelir.
Kabuklarının kaynatılması ile elde edilen suyu içilirse, ateşi düşürür.
55-60 gram dişbudak yaprağı bir litre suda haşlanır. Bu sudan, sabah ve akşam, birer kahve fincanı içilirse romatizmaya karşı yararlı olur. Kuvvet verici, zindelik sağlayıcı etkileri bulunur.
35-40 gram dişbudak tohumu, bir litre suda iyice kaynatılır. Temiz bir tülbentten süzülen bu su idrar yolu darlığına iyi gelir. İdrarı söktürür, arttırır. Ayrıca, terlemeyi sağlayarak, bir takım zararlı maddelerin vücuttan atılmasını da mümkün kılar.
Dişbudak kabuğunun küllü suyundan, vücutta görülen bazı şişler ile ağrıların ve sızıların giderilmesinde yararlanılır. Küllü su, şişlerin üzerine ağrılı ve sızılı yerlere sürülürse şifalı olur.
Aynı şekilde, küllü dişbudak kabuğunun suyu, uyuza karsı iyi gelir yararlar sağlar.

İnsan beyninin gelişimi tamamlanmış mıdır?

beyinİnsan kendini yaratılışın medarı iftiharı sayıyor ve bunu, hiç de alçakgönüllülük göstermeden, üstün aklına ve diğer zihinsel becerilerine dayandırıyor. Gerçekten de 1350 cm3 ile vücuda oranla büyüklüğü temel alındığında, diğer bütün canlı türlerinden bariz şekilde daha büyük (bu arada erkekler ortalamada kadınlardan daha büyük beyne sahipler). Bu da yeter, diye düşünüyor olabilir birçok insan. Ancak evrim sırasında düşünme organımız giderek büyüdü. Ve Chicago’lu genetik bilimcilerin Eylül 2005′te Science dergisinde yayımlanan iki makalede bildirdikleri üzere, beynin gelişiminin sonu da anlaşılan hâlâ ufukta görünmüyor. Ayrıca Science dergisinin aynı sayısında yer alan diğer bir araştırmada, sadece insan beyninde sinir hücrelerini koruyarak çevresini saran ve primatlarda bulunmayan bir proteini üreten bir genin varlığı kanıtlandı. Kuzey Carolina’daki Duke Üniversitesi’nde genetik bilimci olan Huntington Willard, bu verilerle ilgili, “Bunlar büyüleyici sonuçlar” diyor. “Çünkü konunun uzmanı olmayan insanların çoğu, kendimizi ve beynimizi geliştirmeye son verdiğimize inanıyor.”

Moleküler biyologlar ASPM ve mikrosefali genlerini incelediler. Her iki kalıtsal özellik beynin gelişimini etkiliyor. Beynin az gelişmesine sebep olan genetik bir bozukluk durumunda hatalı ya da en azından ağır şekilde zarar görmüş durumda oluyor. İnsan ve şempanzenin evrim yolları yaklaşık altı milyon yıl önce ayrıldığından beri, özellikle beyin ve yumurtalıklar farklı gelişim gösterdi en yakın hayvan akrabalarımızla aramızdaki en büyük farklar sinirlerde ve testislerde.

Araştırmacılar, son zamanlarda ASPM ve mikrosefali genlerinin yeni varyasyonlarının evrim bakış açısından oldukça kısa aralıklarla geliştiğini keşfettiler; anlaşılan bu varyasyonlar insanlar için bir seleksiyon avantajı sağlıyordu. Mikrosefali’nin yeni bir gen varyasyonu, yaklaşık 37 bin yıl önce, hemen hemen sanat, müzik ve dinsel uygulamaların ilk şekillerinin geliştiği zamanlarda oluştu. ASPM’nin yeni bir şekli 5800 yıl önce gelişti çok kısa bir süre önce, bilinen ilk medeniyet Mezopotamya’da ortaya çıkmıştı.

Araştırmacılar, bu eşzamanlılıktan yola çıkarak, gen değişikliklerinin anlayış ve/veya kültür etkinliklerinin artışıyla el ele gelişmiş olabileceği sonucuna varıyorlar. Yeni gen varyasyonları her halükarda bilişsel bir avantajla bağlantılı olmalı. Başka araştırmacılar ise, ırkçı teorilere yol açabilecek, kısa yoldan yapılan bu tür sosyobiyolojik çıkarımlara karşı uyarıyorlar. Bu yüzden Science dergisinde yayımlanan makalelere hiç yorum yapmak istemediler. Zira gen değişiklikleri coğrafi olarak çok farklı dağılım gösteriyor yeni mikrosefali varyasyonuna örneğin Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’da, Afrika’da Sahra’nın güneyine kıyasla bariz şekilde daha sık rastlanıyor. Bu örnek, Afrikalı ve bazı Asyalı topluluklara karşı önyargıları destekleyebilir. “Science dergisindeki üç araştırmadan ikisini yöneten Bruce Lahn, “Diğer gen varyasyonlarında farklı bir coğrafi dağılım var” diyor. “Bu genlere diğer hepsine yaklaşıldığı gibi yaklaşılmalı.”

Beynin sürekli gelişiminin insanı daha akıllı yaptığı da kanıtlanmış değil zaten. “Sırf bu genlerin daha hızlı gelişmiş olması, bizim giderek zekileştiğimiz anlamına gelmez” diyor Lahn. “Ne de olsa, bencillik, şiddet ve gaddarlık genleri de gelişti.”

E vitaminine bakış

e vitaminiPek çok çalışma E vitaminin vücuttaki oksidatif strese karşı çalıştığını saptamıştır. Serbest radikaller kardiyovasküler hastalıklara ya da başka ciddi hastalıklara sebep olmadan, onları etkisiz hale getirir. Aşağıda bazı ikna edici ispatlar verilmiştir.

* Harvard araştırmacılarının takip ettiği “Hemşire sağlığı” çalışmasında yaşları 34 ile 59 arasında değişen 87245 bayan hemşire sekiz yıl boyunca izlenmiştir. Çalışma başladığında hemşirelerin hiçbiri kardiyovasküler hastalık sahibi değildir. Araştırmacılar bu hemşirelerin günlük diyetlerinde en fazla E vitamini alanlarını ve en az E vitamini alanlarını belirlemiş ve ikisini karşılaştırmışlardır. 1933′de Yeni İngiltere Tıp Dergisinde yayınlandığı üzere araştırmacılar en fazla E vitamini desteği alan hemşirenin diğerlerine göre koroner hastalık riskinin % 34 daha az olduğu sonucuna varmışlardır. 2 yıldan fazla zamandır günde 100IU veya daha fazla E vitamini desteği alan kadınlarda bu azalma oranı % 41′dir.

Harvard’da 1993′de aynı dergide yayınlanan paralel başka bir çalışma; Sağlık profesyonelleri çalışması da yaşları 40 ile 75 arası olan çalışma başladığında kalp rahatsızlığı olmayan 40.000 erkek sağlık uzmanını incelemiştir. Takip eden dört yıldan sonra E vitamini alımı günde 601U’dan fazla olan bu kişilerin koroner hastalık riski günde 7,51 U kadar E vitamini alan diğer kişilere oranla % 36 daha azdır. Bu kişiler arasında günlük 100IU E vitamini desteğini en az iki yıl alanların koroner hastalığa yakalanma ihtimalleri de E vitamini desteği almayanlara oranla % 37 daha azdır.

* Teksas’ta Sourwestern Medikal Center Üniversitesi’nde araştırmacıların yirmi bir sağlıklı katılımcıya günde 1200IU E vitamini destek ürünü vermiş ve oksitlenen LDL kolesterol seviyelerini takip etmişlerdir. E vitamini alımına başlandıktan sekiz hafta sonra 21 katılımcının da LDL kolesterol seviyelerinin serbest radikaller tarafından oksitlenme eğiliminde düşüşler gözlenmiştir. 1996 da yayınlanan “Journal of Clinical Investigation” dergisinde, Teksas bilim adamları ayrıca endothelial duvara yapışabilen bir çeşit alyuvar hücresi olan monoksitler tarafından engellenen serbest radikallerin sayısında önemli düşüşler gözlemlendiğini bildirmiştir. “X Faktörü” artık E vitamini olarak tanınmaktadır. Genel olarak tıp bilimine ve özel olarak da kardiyovasküler sağlığa hayati bir bilgi sağlamıştır.

E vitamininin sağlığınıza katkıları

e vitaminiBünyemizde Bulunan Nitrik Oksit (NO) Mucizesi ile Kalp Hastalıklarına Son Yazı Dizisi’nden (Dr. Louis J. İgnarro’nun Nobel tıp ödüllü programı) aslında bir tocopherol ve tocotrienol birleşimidir. Alfa-tokofenol, vitaminin biyolojik olarak en aktif formudur ve yemeklerde az miktarlarda bulunur. Özellikle mısır, soya fasulyesi, ayçiçeği gibi mahsullerin yağları, buğday tohumu ve fındıkta bulunmaktadır. Dr. Louis J. İgnarro’nun önerisi kişisel antioksidan programınıza alfa-tokofenol ‘ü de dahil etmenizden yanadır. vücudunuzdaki iltihaplanma sürecine müdahale edebilir. ayrıca LDL kolesterolü de engeller.

E vitamini kalp krizlerini azaltır

İngiltere Cambridge Üniversitesi’nde, Cambridge Kalp Antioksadı Çalışması’nda (CHAOS) araştırmacılar, kalp hastası 2002 katılımcı üzerinde E vitaminin etkilerini araştırmışlardır. Katılımcıların yarısından fazlasına alfa-tokofenol kapsül olarak (bazılarına günde 800 IU, diğerlerine 400IU) ortalama 510 gün kadar verilmiştir. Katılımcıların kalan kısmına ise ilaç olmayan sahte haplar verilmiştir. 1996′da Lancet dergisinde yayınlanan sonuçlara göre, araştırmacılar aktif vitamini alan grupta öldürücü olmayan kalp krizi riski, sahte hap alan gruba göre % 77 azalmıştır. Vitaminin faydaları, gönüllüler vitamin desteği almaya başladıktan altı buçuk ay sonra kendini göstermiştir.

Gıdalardaki karbonhidratlar kan basıncı ve kolesterol seviyesini, yağ ve proteinden daha olumlu etkiler mi?

karbonhidratBazı diyetler sadece et içerir, bazıları da sadece yeşillik. Her iki uç da pek sağlıklı değil. Şimdiye kadar, az yağ ve protein içeren karbonhidrat ağırlıklı bir beslenme özellikle sağlıklı sayılıyordu. Ama farklı beslenme şekilleri arasında ciddi bilimsel karşılaştırmalar da pek mevcut değildi. Bugüne kadar, yemek konusunda doğru olmadığı ortaya çıkarılan o kadar çok efsane var ki, genel kabul görmüş kurallar artık sarsılmaz olarak kabul edilemiyor. Kasını 2005′te Journal of the American Medical Association’da yayımlanan bir araştırma, bu sefer de farklı gıda bileşenlerinin ne kadar sağlıklı olduğu ve onların beslenme programımızdaki uygun dağılımı hakkında doğru bilinenleri yerle bir etti.

Anlaşılan, yağ, protein ve karbonhidratların miktarı, belirli sınırlar içinde, sanıldığı kadar önemli değil. Araştırmada, dörtte üçünden fazlası obez olan 191 gönüllü altı hafta boyunca sadece araştırma protokolünde belirlenen gıdaları yediler. Üç farklı diyet denendi. Sebze, meyve ve salata, her üçünde de vardı. Balık, kırmızı et, beyaz et ve yumurta yasak değildi ancak hepsi sadece az miktarda doymuş yağ asitleri içeriyordu. Birinci diyette kalorilerin % 58′i karbonhidrat özellikle patates ve makarna; buna ek olarak % 15 protein ve % 27 yağ şeklindeydi. Bu değerler, çoğu güncel diyet önerisine denk düşmektedir. İkinci diyet % 50′nin altında karbonhidrat içeriyordu; ama et ve kabuklu yemişler şeklinde verilen protein oranı daha yüksekti (% 25). Üçüncü diyetin de karbonhidrat oranı düşüktü; hatta yağ oranı çoğunlukla kolza yağı ve zeytinyağı şeklinde % 37′ydi.

Özellikle sağlıksız sayılan protein diyeti ve yağ diyeti en iyi sonuçları verdi: Aradaki farklar gerçi çok ufaktı ama karbonhidrat diyetiyle karşılaştırınca özellikle kan basıncı düşüş gösterdi. Kan yağ değerlerinde de iyileşme görüldü.
Bu sonuçlar şaşırtıcı, çünkü genel tavsiyelere ters düşüyor. Indiana polis Üniversitesi’nden Myron Weinberger, araştırma sonuçlarına eklediği yorumunda, araştırmanın ne kadar titiz ve sağlam hazırlandığını vurguluyor. Ama yağ ve protein diyetini uygulayanların daha uzun mu yaşayacaklarının belli olmadığını belirtiyor. “Araştırmada kan yağları ve kan basıncı gibi kıstaslar incelendi” diye yazıyor Weinberger. “Ama kuşkuyla yaklaşan insanları yeni bir diyetin faydalarına inandırmak için, kalp krizlerinin ve ölüm vakalarının tam oranlarını inceleyen, daha uzun araştırmalar gerçekleştirmek gerekir.”