Monthly Archives: Ocak 2010
Dünyada artık hiç çiçek hastalığı virüsü kalmadı mı?
Çiçek hastalığı 1980′den beri yeryüzünden silindi sayılıyor. 1977′de son bir çiçek hastalığı salgını Kuzey Afrika ülkeleri Somali ve Etiyopya’nın bazı bölgelerini etkiledikten sonra, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bu vahim enfeksiyon hastalığının artık salgın tehlikesi taşımadığını açıkladı. Bütün dünya genelinde yürütülen aşı kampanyaları başarılı olmuştu ve insanlık için en tehlikeli salgın hastalıklardan birine karşı zafer kazanılmıştı. Daha 60′lı yıllarda o zamanki Yugoslavya’da çiçek salgını yaşanmış, hastalık tüm tıbbi acil yardımlara rağmen birkaç kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin de çirkin yaralar taşımasına sebep olmuştu.
Fakat Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamaları, dünyada artık hiç çiçek virüsü kalmadığı anlamına gelmiyor. Yerkürenin farklı yerlerinde bazı laboratuarlarda bu tehlikeli virüsler hâlâ saklanıyor. Açıklama olarak, bunun araştırma amaçlı olduğu söyleniyor. Örneğin ABD’de Atlanta’daki Salgın Denetim Merkezi (CDC — Centers for disease control) virüsleri koruyor ve birtakım sıkı güvenlik kontrollerinden sonra seçilen kuruluşların kullanımına sunuyor. Ama 1980′den beri bu virüslerin başka kimlerin elinde olabileceğine dair spekülasyonlar var. Bazı örnekler eski Sovyetler Birliği’ne de yollandığı için, çöken bu devasa devlette işsiz güçsüz kalan bilimcilerin şantaj girişimlerine yenik düştükleri ve virüsleri terör organizasyonlarına ya da diktatörlükle yönetilen ülkelere satmış olmaları ihtimal dışı sayılmıyor. Çiçek virüsü gibi biyolojik silahlarla bir saldırı tehlikesini, terör uzmanları her halükarda gayet gerçekçi buluyor.
Ayakkabı kartonlarının üzerindeki numaralar gerçek ayakkabı numaraları mıdır?
38 numara her zaman 38 numara değildir. Bu, modelden modele ve üreticiden üreticiye değişir. “Ayakkabının iç alanını baz alan bir ölçüm sistemine ihtiyacımız var” diyor Tübingenli spor ortopedisti Thomas Horstmann. Üreticilerin sadece ayakkabı kartonunda yazan numarada ayakkabı üretmelerini ve artık nihayet ayakkabı kalıplarını daha gelişmiş hale getirmelerini öneriyor. Ayakkabıların çoğunun üretildiği düzenlemeler geçmiş 40 yıl içerisinde neredeyse hiç değiştirilmedi. Ayaklar geçmişe göre pek fazla değişmedi ama kalıplar çocukların ayaklarının ihtiyaçlarını karşılamıyor. Üreticiler o zamanlar WMS sisteminde (Weirenmesssytem: Taban Genişlik Sistemi yani geniş, orta, dar) uzlaştılar. Bu yeterli değil. Tübingenli doktorlar ölçümlerinde beş kriter çıkardılar: Ayak tarağı genişliği, topuk genişliği, ayağın üst kısmının yüksekliği, tarak açısı ve uzunluğu. Bu kriterlerden yaygın olan üç tip belirlediler: Hacimli ayak (ayak parmakları kısa ve geniş, ayağın üst kısmı yüksek), ince ayak (ayak ince, ayağın üst kısmı dar, ayak parmakları uzun), sivri ve uzun ayak (ayak parmakları kısa, tarak kısmı uzun, tarak açısı dar). Ayakkabı üreticileri hiç sorun yaşamadan kalıplarını değiştirebilirler. Ayrıca taban geometrisi de önemli. Taban geometrisi çoğu kez ayağın yürürken yuvarlanma hareketine uymaz. Ayakkabının en esnek bölgesi çoğu kez fazlasıyla geride ya da öndedir, bazen mevcut bile değildir. Oysa bu bölge tarak kısmının altında ortada olmalıdır. İyi ayakkabıları kullandıktan sonra atmayıp başkasına vermek de yanlış olmaz. Ayakkabılar tamamen eskimediği sürece giyilmelerinin sakıncası yoktur.
Bebekler sırtüstü uyuduğunda, ani bebek ölümünün önlenebileceği bilindiğinden beri, tavsiyelere uyuluyor mu?
Aslında bu bir skandal. En geç 70′li yılların başından beri, bebeklerin yüzükoyun yatmasının korkulan ani bebek ölümü sendromundan hayatlarını kaybetmeleri tehlikesini bariz şekilde arttırdığı biliniyor. Yine de çoğu tıp uzmanları birliği, ancak 90′lı yılların başında, çocukları sırtüstü yatırma tavsiyesini açıkladı. Bebekler için yüzükoyun pozisyonunun ne kadar zararlı olduğuna dair daha önce saptanmış kanıtlar olmasına rağmen, bu pozisyon 1945′ten yaklaşık 1990′a kadar kitaplarda ve broşürlerde hep tavsiye edildi.
New Yorklu bir patolog daha 1944 yılında, beklenmedik şekilde uykuda ölen bebeklerin üçte ikisinin yüzükoyun yattığını ve boğulduğunu gözlemlemişti. Buna rağmen 1945′ten itibaren Amerikalı çocuk doktoru Woolley’in düşüncesi kabul gördü. Woolley boğulma teorisinin yanlış olduğunu açıklamış ve bebeklerin, yüzleri örtü ya da yastıkla kapalı olsa bile nefes alabildiğini sözde açık şekilde gösteren birkaç deney hakkında bilgi vermişti. Bu yüzden Woolley bebekleri yüzükoyun yatırmayı tavsiye ediyordu. Ayrıca boğulma teorisinin anne-babalara vicdan azabı yarattığını söylüyordu. Ancak 1991/1992′den sonra, bebekleri sırtüstü yatırmanın kesinlikle tercih edilmesi gerektiği düşüncesi yaygın olarak kabul gördü.
Birçok araştırmayı bir araya getiren bir çalışmanın yazarları, en geç 70′li yılların başından beri bebekler sırtüstü pozisyonunda yatırılsalardı ve bunun faydası doktorlar ve popüler literatür üzerinden duyurulsaydı, yalnızca Büyük Britanya’da yaklaşık 10.000, Avrupa ve ABD’de ise 50.000 anı bebek ölümü vakasının önlenebileceğini tahmin ediyorlar.
2005 yazında International Journal of Epidemiology dergisinde yayımlanan bu sarsıcı sonuçlar, saygın tıp dergisi Lancef’in yayıncılarını mesleki makalelere yaklaşım üzerine tartışmaya itti. Yayımladıkları bir yorumda, yazarlardan araştırma sonuçlarını daha iyi sunmalarını talep ettiler ve yayın organlarında yer alacak her bir makale için artık araştırmaların güncel durumunun bir özetini ve verilen makalenin hangi anlamda araştırmaların güncel durumundan ileriye gittiğine dair bilgi talep edeceklerini açıkladılar.
Küçük çocuklar yumuşacık bir yatakta mı uyumalıdır?
Küçük çocukların, içinde yumuşacık bir battaniyesi, pofuduk oyuncakları ve yastık gibi diğer yumuşak nesneleri olan yatakları göze çok rahat görünür. Ama bu sağlıklı bir şey değildir. Aksine çok sağlıksızdır. Çocukların tek başına yatması, emzik kullanması ve sırtüstü yatırılması dışında ani bebek ölümü sendromunu önlemek için, küçük çocukların mümkün olduğunca sert ve üzerine sadece bir çarşaf geçirilmiş olan bir yatakta yatırılması tavsiye ediliyor. Ayrıca küçük çocuklar en azından sağlık sebeplerinden uyurken mümkün olduğu kadar az rahat etmeli. Büyük oyuncaklar da dahil olmak üzere, pofuduk oyuncaklar, yumuşak yastıklar ve çocuğun sarılabileceği diğer yumuşak nesnelerin, bir yaşının altındaki bir çocuğun yatağında hiç işi yok. Çünkü birçok araştırma, aniden yatakta ölen çocukların çoğunluğunun, yüzükoyun yatarak yüzlerini yumuşak bir yüzeye gömdüklerini gösterdi. Gerçi ani bebek ölümü sendromunun sebebi hâlâ tam olarak bilinemiyor ama bu vakaların çoğunluğunda çocukların yeterli derecede hava alamadıkları ve boğuldukları tahmin ediliyor.
Küçük çocukların yataklarında ağır battaniyeler, yorganlar ya da örtüler de olmamalı. En doğrusu, çocukları fazla dar olmayan bir uyku tulumunda uyutmaktır. Ama çocukların uykuda bu tulumu yüzlerine çekmeyeceğinden emin olunmalı. Bebeklerin yastığa da ihtiyacı yoktur.






