Monthly Archives: Şubat 2010
Sars ya da Kuş gribi’nin bulaşması yüz maskesiyle önlenebilir mi?
2003 ilkbaharında akciğer hastalığı Sars’ın ortaya çıkışından beri yüz maskeleri peynir ekmek gibi satılıyor. 2005′te Asya kıtasında farklı ülkelerde, 2006′da da Afrika ve Avrupa’da çıkan Kuş gribi bu maskelerin dünya genelinde popüler olmasına sebep oldu: Ticari adıyla N95 olarak bilinen, çay tabağı şeklinde yarı yuvarlak yüz maskesi. N95, Asya ve Kuzey Amerika’nın bazı bölgelerinde (Kanada’da Toronto da bir süreliğine Sars riski taşıyan bir bölgeydi) milyonlarca adet satıldı. Ve türlü türlü yeni bulaşıcı hastalıktan koruduğu iddia ediliyordu. Ağır, akut nefes darlığı sendromu olan Sars ve grip tükürük yoluyla bulaşır. Sars’a neden olan corona virüsleri, gribe neden olanlar ise influenza virüsleri. Dolayısıyla tanesi bir dolara satılan yüz maskesi çok akla yakın bir tedbir olarak görünüyordu.
Maskenin, takınca enfeksiyonları önlermiş hissini verip gerçek koruma işlevinin belirsizden de öte olması çok fena ne yazık ki. Çünkü bu maske sadece tüberküloz bakterisi gibi büyük mikroorganizmaları uzak tutuyor. Ama Sars ya da grip bulaşmasına sebep olan virüsler o kadar küçük ki, maskenin gözeneklerinden rahatça geçebiliyorlar. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü, Sars ve Kuş gribi’nden korunmak için yüz maskesinin gerekli olmadığını da açıkladı. Hatta enfeksiyon uzmanları bu maskeleri birden fazla kez kullanıma karşı uyardılar; bu durumda maskeler enfeksiyon odağı haline gelebiliyor, çünkü buraya başka mikroorganizmalar yerleşiyor. Ama bu hastalıklardan korunmak yine de mümkün. Cerrahların kullandığı türden basit bir yüz maskesi virüslerin çoğunu uzak tutuyor. İtiraf edelim ki pek şık durmayan cerrahi maske, yüz maskesinden daha etkili olduğu gibi, birkaç kuruşluk fiyatıyla çok daha ekonomik.
Annenin emzirmesi sadece çocuğun yararına mıdır?
Emzirmenin çocuğun sağlığı açısından faydalı olduğu artık biliniyor. Örneğin, emzirilen çocuklar enfeksiyonlara karşı daha iyi korunuyorlar ve ileriki yaşlarda daha az alerji geliştiriyorlar. Anne ve çocuk arasındaki kuvvetli vücut teması çocuğun gelişimini de olumlu etkiliyor.
Ama emzirme sadece çocuğun yararına değil. Daha önce emziren kadınlarda, örneğin meme kanseri daha ender görülüyor. Bu durum basitçe, kanserin oluşabileceği meme bezlerinin ve süt kanallarının emzirme sırasında genellikle yıkandığı ve böylece buralarda tümör hücrelerinin tutunamadığıyla açıklanıyor. Görünen o ki, emziren kadınların bir diğer avantajı, ileride daha ender olarak şeker hastalığına yakalanmaları.
Boston’daki Harvard Üniversitesi’nden tıp uzmanları 2005′te, Nurses’ Health Study adı altında gerçekleştirilen iki büyük araştırmayı değerlendirdiler. Bir araştırmaya 83 binden fazla kadın, diğerine ise 73 binden fazla kadın katılmıştı. İki araştırma da, kadınların ileride “Tip 2 diyabet” olarak da adlandırılan Erişkin Diyabeti’ne yakalanma riskinin eğer emzirdilerse % 15 daha düşük olduğunu ortaya koydu. Daha önce gerçekleştirilen diğer araştırmalar, emzirme sayesinde hücrelerin insülin hassasiyetinin arttığı sonucunu akla getirmişti. İnsülin hassasiyetinin artması, hücrelerin kan şekerini daha çabuk tüketmeleri ve böylece şeker hastalığı riskinin düşmesi anlamına geliyor. 150 binden fazla kadının katılımıyla gerçekleştirilen iki büyük araştırma sayesinde, emzirmenin kadınlar için ne kadar faydalı olduğu ilk kez kanıtlanabildi.
Kadınlar emzirme sürecinde kabuklu yemişlerden ve diğer gaz yapıcı gıdalardan uzak durmalı mıdır?
Bu tavsiyeyi duymayan anne yoktur. Zira küçük çocukların, her seferinde ortada anlaşılabilir bir sebep olmadan ağlama huyları vardır. Ufaklıkların bu feryatları genellikle karın ağrılarıyla açıklanır ve ilk üç aylık bebeklik döneminde gelişigüzel “ilk üç ayda yaşanan kolik” olarak tanımlanır. Çocuklar gerçekten de anne sütüyle beslenmeye alışmak için biraz zamana ihtiyaç duyarlar. Ama annenin beslenmesi, bebeğin yaşamının ilk birkaç haftasında hazım zorlukları çekip çekmemesini pek etkilemez.
Annenin tükettiği besinlerin bebeğin durumunu bu derece etkilemesi için uzunca bir yol gerekli. Annenin aldığı gıdalar önce mide ve bağırsaklara geçmek zorunda. Gaz yapan maddeler genellikle doğrudan etki gösterir; yani fermantasyon ve ayrışım, gaz üretimine sebep olur. Midede besin maddeleri ve metabolik ürünler mide duvarı üzerinden kana karışır. Ama süt üreten meme bezleri kan dolaşımıyla sadece dolaylı olarak bağlantılıdır; böylece burada da birçok doğal filtre, örneğin yeşil fasulyenin gaz yapıcı maddelerinin frenlenmeden bağırsaklardan kana ve oradan da süte geçmesini engeller.
İlaçlarda ve alkolde durum farklıdır bu maddeler pekâlâ anne sütü üzerinden çocuğa zarar verebilir. Çünkü bu maddelerde bağırsakta bir değişim ve fermantasyon süreci yaşanmaz, zararlı maddeler annenin bağırsaklarına olduğu gibi kanına, sütüne ve nihayetinde de bebeğin vücuduna geçer.
Emzik sağlığa zararlı mıdır?
Bu düşünce bir yandan doğru, çünkü emzik dişlerin gelişimini olumsuz etkiler ve çocukların orta kulak iltihabı geçirmeye yatkınlığını 1,2 ila 2 kat yükseltir. Ayrıca çocukların anne memesini kabul etmeme olasılığını da arttırır. Ama emziğin fayda-zarar değerlendirmesinde daha belirleyici olan faktör, anlaşılan o ki emzik kullanımının küçük bebeklerin ani bebek ölümü sendromundan hayatlarını kaybetme tehlikesini önemli derecede azaltmasıdır. Amerikan Çocuk Doktorları Birliği’nin Kasım 2005′te sunduğu ve ani bebek ölümü sendromuna karşı yeni tavsiyelerin yer aldığı en yeni araştırmalarda bu sonuca ulaşılıyor. Bu bilgi anne-babaların hoşuna gidecektir ne de olsa emzik İngilizcede “pacifier” olarak adlandırılır; bu da “barış sağlayıcı”, “yatıştırıcı” anlamına gelir.
Yedi büyük araştırmanın değerlendirmesi, bebeklerin uykuya dalmasına yardımcı olan emziğin ani bebek ölümü sendromu riskini açık şekilde azalttığını gösterdi. 2733 ani bebek ölümü sendromundan biri bu şekilde önlenebilir. Bilimciler olası açıklama olarak farklı hipotezler sunuyorlar. İlk olarak, emzik, emme ve nefes refleksini destekleyebilir. İkinci sav, bebeklerin emzikle, burun tıkalıyken de ağızdan nefes almasını daha çabuk öğreniyor olmaları ihtimali. Üçüncü düşünceye göre, bebeğin emziği emmesi, dilinin geriye kaymasını ve gırtlağını tıkamasını önlüyor olabilir. Dördüncü olarak da, emzik kullanan çocuklar, kullanmayanlara kıyasla, daha çabuk uyanmaya meyilli görünüyor. Bu önemli bir nokta, çünkü ani bebek ölümü sendromuyla ilişkilendirilen nefes alamama, kalp ritim bozukluğu ve diğer komplikasyonlarda ölüm vakaları çocukların zor uyanmasıyla çok kere el ele gidiyor. Ayrıca emzik kullanan çocuklar genellikle sırtüstü yatıyor ki bu yatış şekli de ani bebek ölümü sendromu riskini kanıtlanmış şekilde azaltıyor. Hangi açıklama geçerli olursa olsun, anlaşılan o ki, çocukların dörtte üçü emziği gece boyunca toplamda bir saatten az bir süre ağzında tutsa da, emzik bebeklerin hayatta kalma olasılığını olumlu yönde etkiliyor.
Emzik kullanımını kısıtlamaya dair tavsiyeler yine de yok değil. Emzik asla gün içinde kullanılmamalı ve bebeklere ancak, onlar düzenli emzirilmeye alıştığında, en erken dört haftadan sonra verilmeli. Emzik bebeklerin sadece uykuya dalmalarına yardımcı olmak için öneriliyor bebek uyuduktan sonra emzik ağzından düşerse tekrar ağzına tutuşturulmamalı. Ve çocuk bir yaşına geldiğinde de emzik alışkanlığını bırakması sağlanmalı. Çünkü çocukların bir yaşını bitirmesiyle birlikte ani bebek ölümü sendromu tehlikesi açık şekilde azalıyor ve diş gelişiminde bozukluklar ve enfeksiyon yatkınlığı ağır basıyor.
Ritalin’in etkileri hâlâ pek bilinmiyor mu?
Aslında bu her ilaç için söylenebilir. Çünkü her türlü ilaçta, doktorların bu ilaçlarla edindikleri uzun süreli tecrübelere rağmen, arzu edilmeyen yan etkiler ortaya çıkabilir. Yerinde durmayan çocukların ilacı Metilfenidat (Ritalin ve Medikinet adlarıyla da tanınır) özellikle eleştiri oklarına maruz kalıyor. Bu ilaç son 1015 yıldır konsantrasyon bozukluğu ve dikkat eksikliğinin tedavisinde giderek daha sıklıkla kullanılıyor. Günümüzde, sadece ABD’de bu ilacın verildiği hastaların sayısı, 1995 yılına kıyasla 40 katı.
Son yıllarda birçok kez bu ilaçla ilgili tehlikeye işaret edenler olduktan sonra 2005 yazında tekrar heyecan yaşandı: Teksaslı doktorlar, Metilfenidat’ın laboratuar deneylerinde kanser benzeri hücrelerin oluşmasına sebep olabileceğine dair ipuçları bulduklarını iddia ettiler. ABD’deki ilaç ve tıp tekniği ruhsatlarından sorumlu olan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) araştırmacıların sonuçlarını hemen mercek altına aldı. Houston’daki Anderson Kanser Merkezi’nin araştırmasının birçok zayıf noktası olduğu ortaya çıktı: Kanser uzmanları, üç aydır Ritalin kullanan çocukların genetik yapısında kromozom hasarları bulmuşlardı. Ama doktorlar sadece 12 (!) çocukta bu genetik hasarı incelemişlerdi. Ayrıca, aslında normal uygulamada âdet olduğu üzere, plasebo verilen bir kontrol grubunu aynı hücre değişiklikleri açısından incelememişlerdi. Ciddi araştırmalar için yeterli katılımcı sayısı ve benzer karşılaştırma grupları standart sayılır.
Ritalin hep eleştirilere maruz kalan bir ilaç. Birkaç yıl önce Göttingen Üniversitesi’nden araştırmacılar, Ritalin’in beyinde, ileride Parkinson hastalığına kadar gidebilen değişikliklere sebep olabileceğini iddia” etmişlerdi. Bu hipotezin dayandırıldığı hayvan deneylerinin metot açısından o kadar şüpheli olduğu anlaşıldı ki, makaleyi kaleme alan iki araştırmacıdan biri, çok geçmeden, makalenin ve meslektaşının arkasında durmadığını açıkladı.
Amerikan mercileri, zayıf verilere rağmen bu araştırmadan sonra yine alarm durumuna geçti. FDA’ dan David KacobsonKram, araştırmalar yayımlandıktan sonra New York Times’a bir açıklama yaptı: “Bu veriler doğrulanırsa, son derece kaygılanırım.”
Belirsizliği gidermek için deneyler büyük çapta tekrarlanmalı. Ancak JacobsonKram şimdilik bu ilacın kullanımından vazgeçmek için bir sebep olmadığını ifade etti. ABD’de 2004 yılında, Ritalin ve Medikinet gibi ilaçlar için 29 milyon reçete yazılmış.
Almanya’da metilfenidat ile tedavi gören çocukların sayısı 50 bin ile 100 bin bin arasında tahmin ediliyor. Ulm’da çocuk hastalıkları profesörü ve Alman Sosyalpediyatri ve Genç Sağlığı Birliği’nin başkanı Harald Bode, “Uygulamada bu ilaçla olumlu tecrübeler yaşıyoruz” diyor. “Bu ilaç güvenli, etkili ve hastalar ilacı uzun vadede son derece iyi tolore ediyor” diye onaylıyor Göttingen Çocuk ve Genç Psikiyatrisi’nin başkanı Aribert Rothenberger. “Metilfenidat, tam da bu kadar çok eleştirildiği için, çocuk hastalıkları dalında herhalde en fazla incelenen ilaç” diye ekliyor.






