Monthly Archives: Mayıs 2010

Cinsel perhiz sperm kalitesini yükseltir mi?

Seks ve üreme bazen birbirleriyle bağlantılıdır. Uzmanlar bu konuda hemfikirler. Ama hamile kalma ihtimalini arttırmak için kadın ve erkeğin ne sıklıkta seks yapması gerektiği sorusunda fikirler ayrılıyor. Birçok erkek (ve kimi kadın), erkek seksten birkaç gün uzak durduğu zaman, sperm kalitesinin ve böylece de kadının hamile kalma ihtimalinin arttığına inanıyor. Birçok üreme tıbbı uzmanı da belli ki bu düşünceye katılıyor ve çocuk sahibi olma arzusunu gerçekleştirememiş çiftlere üç ila beş günlük öneriyor.

Buna karşın, İsrail’deki Soroka Üniversitesi’nden Eliyahu Levitas şöyle diyor: “İki günde bir cinsel ilişkiye girmek daha iyi olur.” Hem de tıbbi nedenlerden. Zira Levitas’ın ekibi yaklaşık 900 erkekten topladığı 1800 sperm örneğini araştırdı ve sonuçları 2005′te Kopenhag’da Avrupa Üreme Tıbbı Kongresi’nde açıkladı. İsrailli uzmanlar erkekleri iki gruba ayırdılar; bir grup normal, diğeri düşük sperm sayısına sahipti. Düşük sperm sayısına sahip erkeklerde, iki günü aşan bir cinsel perhizde spermlerin hareketliliği, yumurtaya girme ve dölleme yeteneği azaldı. Normal sayıda sperme sahip erkeklerde ise, spermlerin yeteneği ancak beş ila on günlük bir cinsel perhizde azalma gösterdi. Levitas, çocuk sahibi olma arzusunu gerçekleştirememiş çiftlere her halükarda “sadece kısa perhizler” öneriyor. Çünkü belli ki spermler iyi şaraplar gibi değil: Kalite, yaşlandıkça illa ki artmıyor.

İçki erkeklerde cinsel arzuyu öldürür mü?

Tıbbi meselelerde genellikle olduğu gibi, bu da içkinin dozuna göre değişir. Farklı farklı rivayetler de var. Kimi insan birkaç bardaktan sonra kendisini halsiz ve yorgun hisseder, hatta uyuya kalır, kimileri de kanlarında alkol varsa esas o zaman coşar. Ama burada asıl konu, içmek ve alkol değil, sadece ve sadece bunun tahayyülüymüş. Zira Amerikalı psikologlar, erkeklerin tüketmeden âleminden kavramlarla yalnızca karşı karşıya getirildiklerinde ne tür tepkiler verdiklerini incelediler. Bu kapsamda araştırmacılar, 18 ila 28 yaşlarındaki katılımcılara alkolün cinsel arzularını etkileyip etkilemediğini sordular. Daha sonra, genç erkeklerin bir kısmına, içinde fıçı, bira, viski gibi kelimelerin de tekrar tekrar bulunduğu kavramlar gösterildi. Diğer grubun önüne konulan kavramların arasında çay, kahve ya da su vardı.Bundan sonra beylerden bilgisayar ekranında gördükleri kadınların çekiciliğine 1′den 9′a kadar puanlar vermeleri istendiğinde, iki grup arasındaki fark ortaya çıktı. Daha önce “alkollü” kavramlarla karşı karşıya gelen grup, alkolsüz gruba kıyasla kadınları daha çekici buldu. Ancak bu “içelim-güzelleşelim”e gerek kalmadan “düşünelim-güzelleşelim”, sadece içkinin cinsel arzularını arttırdığını düşünen erkeklerde geçerliydi.

Sarılmak, kucaklaşmak kan basıncını nasıl etkiler?

Anlaşılan o ki, bu durumda önemli olan birlikteliğin süresi. Sevecen davranışların kan basıncını yükselttiğini değil düşürdüğünü gösteren bu araştırma için en azından bir yıldır birlikte yaşayan, dolayısıyla tutkularında birazcık soğumuş çiftlerden bilgi alındı. İnsan ilişkilerinde içtenliğin, sıcaklığın sağlık üzerinde etkilerini araştıran Kanadalı doktorlar günlük tecrübelerden yola çıkmışlardı. Ne de olsa, insan işinden gücünden evine döndüğünde nasıl karşılandığı insanın kendini nasıl hissettiğini ve sağlığını etkiliyor. Kadının erkeği eve döndüğünde sevecen mi karşıladığı, yoksa hemen dırdıra mı başladığı, sıcak bir yemekle mi beklediği, yoksa adamın nihayet teşrif ettiğini sadece yüzüne vurmakla da mı kalmadığı, bir fark yaratıyor nihayetinde.

Stresli hayatlar süren birçok çalışan kişinin uzun süredir tahmin ettiği şey 2005′te en nihayet bilimsel olarak da kanıtlandı. Toronto’dan kardiyologlar, insanın eşi tarafından sevecenlikle, hatta daha da iyisi şefkatle karşılanmasının, kan basıncını düşürdüğünü göstermeyi başardılar. Amerikalı kardiyologların 2005 yılında Washington’da gerçekleştirdiği yıllık kongrede (ki bu dünyanın en büyük kalp kongresidir) Kanadalı doktorlar elde ettikleri sonuçları açıkladılar. Bu iyi haberlerin hem kadınlar hem de erkekler için geçerli olduğunu vurguladılar.
Araştırmayı yürüten Sheldon Tobe, “İşyerindeki stresin tansiyon üzerinde büyük etkisi var” diyor. Toronto’dan doktorlar araştırmaları için 216 kadın ve erkeği bir yıl boyunca gözlemlediler. Başlangıçta bütün katılımcıların bir iş günü boyunca tansiyon oynamaları 24 saat kaydedildi. Yıl süresince ve araştırmanın sonunda, katılımcıların kan basınçları tekrar saptandı.

Ayrıca araştırmaya katılan kişilerden, ne tür bir aile ortamında yaşadıklarını ve “ilişkideki birlikteliklerini” nasıl tanımladıklarını ifade etmeleri istendi. Buna ek olarak, işyerlerindeki zorlanma dereceleri saptandı. “Motive olmak için belirli bir gerilime ihtiyaç duyarız gerçi” diyor Britanya Kalp Vakfı’ndan Charmaine Griffiths, “ama fazla streste yükseliyor”. Bu da kalp krizi ve diğer dolaşım sistemi hastalıklarının nedeni sayılıyor.

Araştırmanın sonucunda, iş sırasında ağır strese maruz kalan ve akşam eşinden yakınlık gören kişilerin kan basıncının ortalamaya göre 2,5 puan (basınç ölçümünde bir ölçüm birimi) düştüğü ortaya çıktı. Kan basıncı küçük bir düşüş gösterse de, bu sonuç önemli. Çünkü kan basıncı normalde ilerleyen yaşla birlikte yükseliyor. İşyerinde strese maruz kalan ve evde seven bir bekleyeni olmayanların damarlarındaki kan, 2,8 ölçüm birimi daha yüksek bir basınçla akıyordu.

Elbette bu araştırmaya haklı eleştiriler var. Eşler arasında sevecenlik üzerine bir araştırmanın, bilimsel standartların öngördüğü gibi “kör” planlanması pek mümkün değil. Kör araştırmalarda, katılımcılar doğru tedaviyi mi, plasebo üzerine kurulu bir tedaviyi mi aldıklarını bilmezler. Ama bir hoş geldin öpücüğünün etkisini, karşılaştırma grupları ya da hatta plasebo üzerinden test etmek mümkün olamaz.
Araştırmacılar en azından, taze âşık olma durumu gibi, sonuçları olumsuz etkileyebilecek faktörleri elediler. Zira dizlerinin bağı çözülecek kadar büyük heyecanlar kan basıncını tehlikeli derecede yükseltiyor. Bu nedenle, araştırmacılar en azından altı aydır birlikte yaşayan çiftleri incelediler. Sevecenlikle tansiyonu düşürmenin arzu edilen bir şey olmadığı eleştirisi de çürütülebilir. Ne de olsa, incelenen çiftler 40 ile 65 yaş arasındaydı. Hayatın bu evresinde artık pek tansiyon aletini hoplatan heyecanlar değil, huzur ön planda oluyor.

Sakız mideye yapışır mı?

Bu uyarıyı duymayan çocuk yoktur: yutulmaz, yoksa mideye yapışır. İlk bakışta mantıklı gibi görünmekle birlikte bu uyarı saçmalıktır. Çünkü birincisi, çiğnendikçe yapışma özelliğini yitirir; ikincisi (ki bu çok daha önemli bir noktadır), midede sakızın mide duvarlarına yapışmasını engelleyen türlü türlü keskin kimyasal maddeler bulunur. Örneğin, mide asidi o kadar keskindir ki, pH değeri neredeyse tuz ruhununkiyle aynıdır. Midedeki bu asit banyosundan hiçbir besin maddesi sağ salim çıkamaz. Buna ek olarak midede, besinleri eriten ve parçalayan birçok sindirim enzimi bulunur. Ayrıca sakızların içindeki maddelerin birçoğu sindirilebilen maddeler değildir ve bunlar bu yüzden oldukları gibi bağırsaklardan geçerler. Araştırmacılar, mide ve bağırsaklarda büyük tıkanmalar yaşanması için yaklaşık iki kilo sakızın hiç çiğnenmeden yutulması gerektiğini tespit ettiler.