Homeopati hakkında..
Homeopati, sadece bitkisel temele dayanan, vücudu yormayan bir tedavi midir?
Homeopatinin vücudu ne kadar az yorduğu, uzmanlar tarafından tartışılıyor. Ancak preparatlann büyük çoğunluğu o kadar inceltilmiştir ki, kürecikler (globuli), haplar ya da solüsyonlar aktif maddeden sayısal anlamda tam bir molekül bile barındırmaz. Homeopatide kullanılan bazı ilaç maddelerinde zaten doğrusu da bu, zira bunlar boruçiçeği, banotu, porsuk ağacı ya da güzel avrat otu gibi yüksek derecede zehirli bitkilerden elde ediliyor. Ama sadece kullanılan bitkiler değil, homeopatlar tarafından sıklıkla tavsiye edilen diğer maddeler de zehirli. Yılan zehri, istiridye, arı ya da cıva, kadmiyum, arsenik ve kurşun gibi ilaç bileşenleri sağlıklı değildir ve illa ki kullanılacaksa homeopatik dozlarda alınmalıdır.
Homeopati plasebodan çok daha iyi etki eder mi?
Homeopatinin popülerliği çelişkili yollar izliyor: Bu tedavinin etkinliğine dair sözde kanıtlar ne kadar incelir ve sulanırsa, bu tedavi o kadar fazla hayran topluyor. Anketlere göre, Almanya’da nüfusun % 50 ila 80′i homeopatiye yakın duruyor. 2005′te, Bern Üniversitesi’nde Sosyal ve Koruyucu Tıp Enstitüsü’nden Matthias Egger’in çalışma ekibi homeopati hayranlarının önüne zor yenilir yutulur bir lokma koydu: İsviçreli epidemiyologlar, saygın tıp dergisi Lancei’ta yayımladıkları makalede, homeopatik küreciklerin ve esansların plasebo tedavisinden (yani bir parçacık şekerden) daha etkili olmadığı sonucunu açıkladı.
1755′te Meiisen’da doğan Samuel Hahnemann 1796′da homeopatiyi geliştirip 1810′da Organon der rationellen Heilkunst adlı eserinde tanıttığından beri, Hahnemann’ın tedavi yöntemi tartışılıyor. Hahnemann “çivi çiviyi söker” yönteminin tedavide fayda sağladığını iddia etmişti tedavi için hastanın şikâyetlerine benzer semptomlar yaratan maddeler seçilmeliydi. Hahnemann’ın kanısınca, bu maddeler inceltilip karıştırıldığında, homeopatik terkipler ancak gerçek etkilerini gösteriyordu. İlaç maddelerinin inceltilme işlemleri potens ve dinamikleştirme olarak adlandırılıyordu.
Homeopati oldum olası eleştiri oklarına maruz kalmıştır. Ünlü Alman şair Heinrich Heine, bir mektubunun içine “homeopatik dozda bir salam” (yani hiçbir şey) koymuş ve mektubun alıcısının bununla doyacağını umduğunu ifade etmişti. Günümüzde ise bu yöntemi eleştirenler, hangi homeopatik seyreltmede artık bir molekül bile bulunmadığını ve hangi inceltmenin Atlas Okyanusu’nda bir damla etkin maddeye denk geldiğini hesaplamaya çalışıyorlar.
Her şey hokkabazlıktan mı ibaret? “Bu araştırmanın homeopatinin sonunu getirmeyeceği kesin” diyor Matthias Egger araştırma hakkında. “Bu tedavi yönteminde sadece hiçbir özel etki saptayamadık.” Bernli doktorların verilerinin aksini ispat etmek de pek mümkün değil. Egger ve ekibi tıbbi literatürden 110 homeopati araştırmasını, geleneksel tıp yöntemlerinin kullanıldığı 110 araştırmayla karşılaştırdılar. İsviçreli uzmanlar, her iki tedavi yönteminin de, plasebo verilen karşılaştırma gruplarıyla denetlenmesine ve araştırmaya katılanların gruplara dağılımının tesadüf yöntemiyle gerçekleşmiş olmasına özellikle dikkat ettiler. Homeopatların ve klasik tıpçıların 110′ar araştırmasında benzer hastalık tabloları incelendi; bu hastalıklar arasında solunum yolu enfeksiyonları (% 19), bahar nezlesi (% 15), jinekolojik şikâyetler (% 13) ve mide bağırsak rahatsızlıkları (% 11) vardı.
Sonuç şöyle: Homeopatik ilaçlar neredeyse hiç etki etmiyor, ama klasik tıp yöntemlerinde kullanılanlar pekâlâ etkili. Uzmanlar bir incelemede, sadece çok sayıda katılımcısı olan araştırmaları temel aldılar: Farklar daha da büyüktü; ama söz konusu olan yalnızca sekiz homeopatik ve altı geleneksel tedavi araştırmasıydı. “Bir şeyin hiç etki etmediği kanıtlanamaz” diyor epidemiyolog Egger. “Ama homeopati araştırmalarındaki etkinin plasebo etkisiyle karşılaştırılabilir olduğunu gösterebildik.”
Bir diğer araştırmacı Klaus Linde, Egger ve ekibinin analizini sağlam buluyor, ama “derginin araştırmayı sunma şeklini” değil. Linde Münih Teknik Üniversitesi’nde Doğal Tedavi Yöntemleri Araştırmaları Merkezi’nde görevli ve 1997′de kendisi de Lancet dergisinde homeopati üzerine genel bir araştırma yayımlamış. Yayımladığı araştırmanın sonucu, homeopatinin etkisinin plasebo etkisinden fazla olduğu yönündeydi. Ancak Linde şimdi konuya daha şüpheli yaklaşıyor. Ama Lancet dergisinin yayıncılarının Egger’in makalesinin yer aldığı sayıdaki ek yorumda “homeopatinin sonu”nun geldiğini ve bu iki tedavi yönteminin karşılaştırılması için başka araştırmalar yapılmasını gereksiz bulduklarını ifade etmelerini eleştiriyor. “Bu açıkça politik motivasyondan kaynaklanıyor” diyor Linde.
Linde’nin Lancet dergisine eleştirilerinden biri de, İsviçreli uzmanların hangi sekiz homeopatik ve altı geleneksel tedavi araştırmasını yeterince kapsamlı ve kaliteli bulduklarını belirtmek zorunda bırakılmamış olmaları. “Bu inceleme şeffaf değil ve meta analizlerin standartlarına uymuyor” diyor Linde. Egger bu durum üzerine, “Bu gerçekten bir ihmaldi” şeklinde tepki verip, verileri Lancet’in sonraki sayılarından birinde yayımlayacaklarını ifade etti.
Uzmanların kavgası, homeopati tedavisinin etkisinden emin olan hastaların çoğunluğunun pek umurunda değil. “Bu ritüel insanlara iyi geliyor. Belli ki bu, doktor ile hasta arasındaki iletişimden kaynaklanıyor” diye belirtiyor Matthias Egger. Ama geleneksel tıp yöntemlerinin taraftarları için Lancet dergisindeki yorum yine de düşündürücü olmalı. Yorumda, doktorların hastalarına karşı daha dürüst davranmaları ve homeopatinin faydası olmadığını hastalarından saklamamaları gerektiği ifade ediliyor. Devamında ise, “Ama doktorlar kendilerine karşı da dürüst olmalı” deniyor. “Doktorlar modern tıbbın, hastaların kişisel ilgi beklentilerini karşılamaktaki başarısızlığı konusunda dürüst olmalı.”






