İlaçların ağır yan etkileri son derece ender midir?

Hayır, ilaçların yan etkileri ve etkileşimleri hâlâ hafife alınıyor doktorlar tarafından bile. Öte yandan, bütün ilaçlar hakkında fikir edinmek kolay değil. Almanya’da, içeriğinde 1819 madde bulunan 19.491 reçeteye tabi ilaç mevcut; bu sayıya yılda ortalama 45 ilaç ekleniyor. Bu ilaçların neler yapabileceğine dair genel bir bakışı yitirmemek daha da zor. Bu sebepten Almanya’da yılda 16 bin ölüm mü yaşanıyor, yoksa 58 bin ölüm mü? Mağdur olanların sayısı yüz binler mi, yoksa hatta milyonlar mı? Almanya’da kaç kişinin yanlış dozdan ya da ilaçların bilinmeyen etkileşimlerinden hayatını kaybettiğini ve kaç kişinin sağlığının bu yüzden ağır zarar gördüğünü kimse söyleyemez. Ayrıca kolesterol düşürücü Lipobay ya da ağrı kesici Vioxx gibi ilaçların sansasyon yaratacak şekilde piyasadan çekilmesi değil yalnızca söz konusu olan, ilaçlardaki gündelik karmaşa.

İngiltere ve ABD’de ilaçlardan ölenlerin sayısının trafik kazalarında ölenlerden fazla olduğu biliniyor. “Almanya’da da çok ölüm yaşanıyor. Mağdur olanların sayısı daha da fazla. Bu kadarını biliyoruz” diyor Alman Tabipler Birliği’nin İlaç Komisyonu Başkanı Bruno Müller Oerlinghausen. “Elimizde kesin veriler olmaması çok kötü. Ama sebeplerin ve bunu nasıl önleyeceğimize dair stratejilerin bugüne dek neredeyse hiç araştırılmamış ve tartışılmamış olması daha da kötü.”
Bu durum yavaş yavaş değişiyor. Nisan 2005′te Saarbrücken’de, Almanya’da bir ilk olarak, ilaç tedavisinde hasta güvenliği hakkında bir kongre düzenlendi. Çünkü ilaçların tehlikeli yan etkileri ve etkileşimleri sık yaşanıyor. Dahiliyede hastaların yüzde dördü sırf bu yüzden hastaneye yatıyor Almanya’da bu sayı yılda yaklaşık 88 bin. Bu durum yılda 400 milyon euroluk bir harcama yaratıyor. Almanya’da ilaç kullanımıyla bağlantılı olarak yılda 58 bin ölüm vakası tahmini Norveç’te yapılan bir araştırmaya dayanıyor. Bu sayıyı eleştirenler, Norveç’teki durumun genellenebileceğinden kuşku duyuyorlar.

“Kendi kendimizle savaşmaktan vazgeçmeliyiz” diyor Müller Oerlinghausen. “Doktorlar sayıları kabul etmiyor, rencide olarak tepki veriyor ya da birbirlerini hekimliği lekelemekle suçluyorlar. En azından önlenebilir hatalardan kaçınmaya başlamalıyız artık.” Tedavi hatalarını kabullenme doktorlar arasında pek yaygın değil. Bir doktor çıkıp da, ilaç tedavisinin önemli riskler barındırdığından yola çıkmak gerektiğini, tedavinin çok sayıda istenmeyen ağır vakaya sebep olduğunu ve bu vakaların tam sayısının bilinmediğini itiraf ettiği zaman, birçok tıp uzmanı hırçınlıkla tepki veriyor. Davranışlarıyla hastalara belki de zarar veriyor olmaları, kendilerini yardım eden ve iyileştiren olarak görmeleriyle çelişiyor.

Oysa ne hastanelerde ne de muayenehanelerde (örneğin uçuş emniyetindeki gibi) hataları tespit etmeye yarayan bir sistem bulunuyor şimdilik. İlaç kullanımı süreci doğru organize edilmezse, işinin ehli doktorlar bile hatalardan kaçamazlar. Dahiliye hastaları ortalama on iki farklı ilaç alıyorlar. Saarbrücken Kliniği’nin başhekimi ve Nisan 2005′te gerçekleşen kongrenin düzenleyicilerinden olan Daniel Grandt çok etkili bir karşılaştırma yapıyor: “Çok iyi bir şoför olsanız bile kabak yaz lastikleriyle tipiden çıkamazsınız.” Bu şekilde, örneğin hastanede her beş hastadan biri doktorunun bilgisi dışında ilaç kullanıyor. Böyle durumlarda doktorlar hastalardan, “ilacın akrabasında ya da komşusunda çok işe yaradığı” savunmasını duyarlar genellikle. “Doktorlar da hastalar da, ilaç kullanımının çok riskli bir süreç olduğunu bilmeliler” diyor Grandt.

Bazı hastalar özellikle tehlikede. Böbrekler kanı doğru şekilde temizlemediğinde, ilaçlar vücutta birikir ve ilaç zehirlenmesine sebep olabilir. “Normal bir dahiliye servisinde yatan her altı hastadan birinde böbrek fonksiyonu bozukluğu var” diyor Heidelberg Üniversite Kliniği’nden klinik farmakoloji uzmanı Walter Haefeli. Burada sorun şu: Yaşlı insanlarda, böbrek fonksiyon bozukluğunun belirtisi olan, kandaki kreatinin konsantrasyonu gecikmeli yükseliyor. “Yaşlı, zayıf bir hanımın böbrek fonksiyonları yarıya düşmüş olabilir ve hastanede bunun farkına varılmayabilir” diyor Haefeli. Böyle bir durumda, normal tedaviye devam edilirse, sinsice yaklaşan doz aşımı feci sonuçlar doğurabilir. Kalp ilacı Digoxin ağır ritim bozukluklarına, mide ilacı Ranitidin zihin bulanıklığına sebep olabilir; herpes ilacı Aciclovir komaya kadar götürebilir. “Hastaların yanlış doz nedeniyle zehirlendiği anlaşılana dek maliyetli ek tetkikler gerekir” diyor Haefeli.

Bu durum mutlaka düzeltilmeli. Dahiliye servislerinde, böbrek fonksiyonu bozukluğu olan hastaların sadece üçte birine doğru doz veriliyor. Heidelberg Üniversite Kliniği’nde 5000′den fazla bilgisayar var; bunlar doktorlara ilaç yazarken yardımcı oluyor. Bir ilacın böbrek hastaları için tehlikeli olduğunu ya da diğer etkileşimlere dikkat edilmesi gerektiğini gösteren sinyaller var. “Böylece, böbrek hastalarında doğru doz yüzde 67 oranına, hatta serviste bir klinik farmakolog varsa, yüzde 80 oranına yükseltildi” diye ifade ediyor Haelefi. Daniel Grandt, örneğin ilaç patent dairelerinin risklere karşı uyarıda bulundukları durumlar için, bu tür yardımcı yöntemlerin diğer avantajlarına dikkat çekiyor: “Bu bilgilerin diğer dosyaların arasında kaybolup gitmediğinden emin olmalıyız, bütün doktorların istedikleri an hemen bu dosyalara ulaşabilmelerini sağlamalıyız.” Bruno Müller Oerlinghausen siyasetçilerden ve halktan, bu konuya artık üvey evlat muamelesi yapmamalarını talep ediyor: “Her bir moleküler detay için araştırma fonları mevcut, ama ilaç güvenliğine dair ilaç şirketlerinden bağımsız araştırmalar şimdiye dek neredeyse hiç desteklenmiyor.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>