Kategori: Genel Sağlık Bilgileri
![]() |
İnsan beyninin gelişimi tamamlanmış mıdır? |
İnsan kendini yaratılışın medarı iftiharı sayıyor ve bunu, hiç de alçakgönüllülük göstermeden, üstün aklına ve diğer zihinsel becerilerine dayandırıyor. Gerçekten de insan beyni 1350 cm3 ile vücuda oranla büyüklüğü temel alındığında, diğer bütün canlı türlerinden bariz şekilde daha büyük (bu arada erkekler ortalamada kadınlardan daha büyük beyne sahipler). Bu da yeter, diye düşünüyor olabilir birçok insan. Ancak evrim sırasında düşünme organımız giderek büyüdü. Ve Chicago’lu genetik bilimcilerin Eylül 2005′te Science dergisinde yayımlanan iki makalede bildirdikleri üzere, beynin gelişiminin sonu da anlaşılan hâlâ ufukta görünmüyor. Ayrıca Science dergisinin aynı sayısında yer alan diğer bir araştırmada, sadece insan beyninde sinir hücrelerini koruyarak çevresini saran ve primatlarda bulunmayan bir proteini üreten bir genin varlığı kanıtlandı. Kuzey Carolina’daki Duke Üniversitesi’nde genetik bilimci olan Huntington Willard, bu verilerle ilgili, “Bunlar büyüleyici sonuçlar” diyor. “Çünkü konunun uzmanı olmayan insanların çoğu, kendimizi ve beynimizi geliştirmeye son verdiğimize inanıyor.”
Moleküler biyologlar ASPM ve mikrosefali genlerini incelediler. Her iki kalıtsal özellik beynin gelişimini etkiliyor. Beynin az gelişmesine sebep olan genetik bir bozukluk durumunda hatalı ya da en azından ağır şekilde zarar görmüş durumda oluyor. İnsan ve şempanzenin evrim yolları yaklaşık altı milyon yıl önce ayrıldığından beri, özellikle beyin ve yumurtalıklar farklı gelişim gösterdi en yakın hayvan akrabalarımızla aramızdaki en büyük farklar sinirlerde ve testislerde.
Araştırmacılar, son zamanlarda ASPM ve mikrosefali genlerinin yeni varyasyonlarının evrim bakış açısından oldukça kısa aralıklarla geliştiğini keşfettiler; anlaşılan bu varyasyonlar insanlar için bir seleksiyon avantajı sağlıyordu. Mikrosefali’nin yeni bir gen varyasyonu, yaklaşık 37 bin yıl önce, hemen hemen sanat, müzik ve dinsel uygulamaların ilk şekillerinin geliştiği zamanlarda oluştu. ASPM’nin yeni bir şekli 5800 yıl önce gelişti çok kısa bir süre önce, bilinen ilk medeniyet Mezopotamya’da ortaya çıkmıştı.
Araştırmacılar, bu eşzamanlılıktan yola çıkarak, gen değişikliklerinin anlayış ve/veya kültür etkinliklerinin artışıyla el ele gelişmiş olabileceği sonucuna varıyorlar. Yeni gen varyasyonları her halükarda bilişsel bir avantajla bağlantılı olmalı. Başka araştırmacılar ise, ırkçı teorilere yol açabilecek, kısa yoldan yapılan bu tür sosyobiyolojik çıkarımlara karşı uyarıyorlar. Bu yüzden Science dergisinde yayımlanan makalelere hiç yorum yapmak istemediler. Zira gen değişiklikleri coğrafi olarak çok farklı dağılım gösteriyor yeni mikrosefali varyasyonuna örneğin Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’da, Afrika’da Sahra’nın güneyine kıyasla bariz şekilde daha sık rastlanıyor. Bu örnek, Afrikalı ve bazı Asyalı topluluklara karşı önyargıları destekleyebilir. “Science dergisindeki üç araştırmadan ikisini yöneten Bruce Lahn, “Diğer gen varyasyonlarında farklı bir coğrafi dağılım var” diyor. “Bu genlere diğer hepsine yaklaşıldığı gibi yaklaşılmalı.”
Beynin sürekli gelişiminin insanı daha akıllı yaptığı da kanıtlanmış değil zaten. “Sırf bu genlerin daha hızlı gelişmiş olması, bizim giderek zekileştiğimiz anlamına gelmez” diyor Lahn. “Ne de olsa, bencillik, şiddet ve gaddarlık genleri de gelişti.”




Yorumunuzu yazın

