<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlıklı sayfalar &#187; Ruh Sağlığı ve Psikolojik Hastalıklar</title>
	<atom:link href="http://www.sagliklisayfalar.com/saglik/ruh-sagligi-ve-psikolojik-hastaliklar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sagliklisayfalar.com</link>
	<description>Saglikli Sayfalar</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 05:20:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Şizofreni ilaçları giderek gelişti mi? Yan etkileri daha az mı?</title>
		<link>http://www.sagliklisayfalar.com/sizofreni-ilaclari-giderek-gelisti-mi-yan-etkileri-daha-az-mi.html</link>
		<comments>http://www.sagliklisayfalar.com/sizofreni-ilaclari-giderek-gelisti-mi-yan-etkileri-daha-az-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 13:16:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı ve Psikolojik Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklisayfalar.com/?p=5690</guid>
		<description><![CDATA[Buna doktorlar da inanıyordu. Ne de olsa, şizofreni tedavisi son 50 yılda tam bir başarı öyküsü gibi görünüyordu. Psikofarmakolojik ilaçlar piyasaya çıktığından beri, bu ilaçlar has­talığın halüsinasyon, kuruntu, düşünce bozukluğu ve diğer be­lirtilerini o kadar hafifletebiliyor ki, hastalar ayakta tedavi görebiliyor. Daha 100 yıldan bile kısa bir süre önce, &#8220;deliler&#8221; tı­marhanelerde, taburcu olma, hatta hava [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Buna doktorlar da inanıyordu. Ne de olsa, şizofreni tedavisi son 50 yılda tam bir başarı öyküsü gibi görünüyordu. Psikofarmakolojik ilaçlar piyasaya çıktığından beri, bu ilaçlar has­talığın halüsinasyon, kuruntu, düşünce bozukluğu ve diğer be­lirtilerini o kadar hafifletebiliyor ki, hastalar ayakta tedavi görebiliyor. Daha 100 yıldan bile kısa bir süre önce, &#8220;deliler&#8221; tı­marhanelerde, taburcu olma, hatta hava almak için bile dışarı­ya çıkarılma ümidi olmadan, çoğu kez insanlık dışı şartlar al­tında kapalı tutulurken, bu gelişmeler hastalar için muazzam.<br />
Şizofreni ilaçları 50&#8242;li yıllardan beri var ve bu ilaçların bir kısmı hâlâ kullanılıyor. İlaçlar beyinde dopamin reseptörlerini (tam olarak dopamin D-2 reseptörünü) bloke ediyor. Bu hüc­resel antenlere yerleşen dopamin ama hastanın sadece ruh ha­lini ve bilişsel işlevlerini değil hareketlerini ve hassas hareket yeteneğini de etkiliyor. İlk kuşak psikofarmokolojik ilaçlarda, iletici görevi gören bu maddenin dolaşımı bloke edildiği za­man, tutulma, titreme ve adale kasılması gibi Parkinson hasta­lığına benzer belirtiler ortaya çıkıyor. Hastalar, ilaçları ağır yan etkileri nedeniyle çoğu kez bırakıyordu.</p>
<p>90&#8242;lı yılların başından beri yeni kuşak antipsikotik ilaçlar yaygınlaştı: Atipik nöroleptika (ya da diğer adlandırmayla ikinci kuşak antipsikotik ilaçlar). Bu ilaçlar sadece tek taraflı dopamin reseptörlerine değil, serotonin ve noradrenalin trans­ferine de etki ettiği için daha iyi etki ve daha az yan etki vaat ediyordu.<br />
ABD&#8217;de yaklaşık 3,2 milyon şizofreni hastası var. Alman­ya&#8217;da 600.000 ila 800.000 insan bu akıl hastalığından muzdarip. Bu hastalığa yakalanma riski yaklaşık % 1.<br />
ABD&#8217;den bir psikiyatri ekibi 2005&#8242;te ilaçların etkilerini ve yan etkilerini mercek altına aldı. Araştırmacılar Netv England Journal of Medicine dergisinde ilginç bir sonuca vardılar: Ye­ni kuşak antipsikotik ilaçlar eski kuşak ilaçlardan sadece daha iyi etki etmemekle kalmıyor, sıklıkla benzer şekilde ağır yan etkilere de sebep oluyordu. Diğer yandan, atipik nöroleptikler olarak adlandırılan bu ilaçların fiyatları klasik şizofreni ilaçla­rının yaklaşık on katı.</p>
<p>Bu sonuçlar psikiyatrlar için bile oldukça şaşırtıcıydı. De­nenen ilaçların üreticileri de bu duruma pek sevinmedi. Ame­rikan Sağlık Dairesi&#8217;nin (NIH) mental sağlık bölümünün baş­kanı Thomas Insel araştırma için, &#8220;Hem doktorlar hem de hastalar artık farklı tedavi olanaklarını kıyaslamak için yeterli bilgiye sahip&#8221; dedi. &#8220;Bu araştırma ne de olsa şizofreni tedavi­sinin incelenmesinde en büyük, en uzun ve en bağımsız araş­tırma.&#8221; ABD&#8217;de 57 hastaneden yaklaşık 1500 hasta bu araştır­maya dahil edildi. Hastalar gelişigüzel beş gruba ayrıldı ve on­lara 18 ay boyunca ya klasik ilaçlardan Perphenazin (Trilafon) ya da yeni kuşak ilaçlardan Olanzapin (Zyprexa), Quetiapin (Seroquel), Risperidon (Risperdal) ve Ziprasidon (Geodon/Zeldox) verildi.</p>
<p>Yeni kuşak psikofarmakolojik ilaçlar 90&#8242;lı yıllarda piyasa­ya sürüldüklerinden beri gerçi sık sık kontrol edilmişlerdi ama bu testlerin çoğunu, akut tedavide kullanım izni alabilmek için üretici firmalar yaptırmıştı. Dolayısıyla bu araştırmalar genellikle 1-2 aylık süreleri kapsıyor, az sayıda hastayla gerçekleştiriliyor ve ilaçların çoğu kez plaseboyla karşılaştırıl­masına dayanıyordu. Böylece, yeni araştırmanın gözler önüne serdiği durum açığa çıkmamıştı. Yeni ya da eski kuşak ilaçlar fark etmedi  hastaların % 74&#8242;ü ilaçları yan etkileri ya da yeterince etki göstermedikleri sebebiyle tedavi sonlanmadan bıraktı. Sadece yeni ilaçlar grubuna giren Olanzapin, hastala­rın % 64&#8242;ünün ilacı bırakmasıyla, diğerlerinden biraz daha iyi bir sonuç elde etti.<br />
Olanzapin bu araştırmada şizofreni şikâyetlerini diğer dört ilaca kıyasla biraz daha etkili şekilde hafifletti. Ama öte yan­dan yan etkileri çok ağırdı. Diyabet ve damar sertleşmesi ris­kini bariz şekilde arttıran metabolizma değişiklikleri ve koles­terol yükselişi, Olanzapin kullanımında yaygındı. Bütün ilaçlarda, hastalar kilo artışı yaşadı. Dergide araştırmaya ek ola­rak yayımlanan yorumda, &#8220;Sonuçları pekâlâ moral bozucu olarak tanımlayabiliriz&#8221; diyor psikiyatr Robert Freedman. Ancak ilaçların her hastada farklı etki yarattığını da vurgulu­yor.<br />
Beklentinin aksine, yeni nöroleptik ilaçlarda Parkinson hastalığı benzeri hareket bozuklukları da eski kuşak ilaçlara kıyasla daha ender değildi oysa yeni kuşak ilaçlar bu bozuk­lukları hafifletmek için geliştirilmişti. Araştırmayı kaleme alan uzmanlar sonucu, &#8220;Özet olarak, yeni ilaçlar bu araştırmada eski kuşak ilaçlara göre hiçbir avantaj sağlamadılar&#8221; şeklinde ifade ettiler.<br />
Bonn Üniversitesi&#8217;nde psikiyatri profesörü ve Alman Psiki­yatri Derneği&#8217;nin başkanı Wolfgang Maier bu konuya farklı bakıyor. Maier incelemeyi, &#8220;Aslında bu araştırma büyük bir eksikliği doldurdu, çünkü uzun gözlem süresi hastaların gün­delik hayatını ve ilaç şirketlerinin en çok parayı kazandıkları tedavi sürecini yansıtıyor&#8221; şeklinde yorumladı. &#8220;Öte yandan yeni kuşak nöroleptik ilaçlar hastaların zihinsel kapasitesini ve hayatlarından memnuniyetlerini arttırıyor, böylece bu has­talar hem iş hem de sosyal hayatlarına daha iyi adapte olabili­yorlar.&#8221; Maier, bu durumun, hastaların ilacı bırakmasının kıstas olması nedeniyle araştırmaya dahil edilmediğini ayrıca &#8220;ilacı bırakma&#8221;nın bu araştırmada sadece bir nöroleptik ilaç­tan bir başkasına geçmek anlamına geldiğini savundu. Mai­er, ilaçlar sözde hiçbir işe yaramadığından, sağlık sigortaları­nın bunları ödememesi için yeni sebepler sunulmaması gerek­tiği uyarısında da bulundu. Uygulamada birçok hastanın bu ilaçlardan fayda sağladığının pekâlâ görüldüğünü ifade etti.<br />
Araştırmayı kaleme alan uzmanlar çıkardıkları sonuçlar­da yine de çekingen davranıyorlar. &#8220;Etki, yan etki ve fiyat arasındaki amaç çatışmasının doktorlar, hastalar, hasta ya­kınları ve siyasetçiler tarafından nasıl değerlendirildiği, gele­cekte hangi psikofarmokolojik ilaçların ne sıklıkla yazıldığını belirleyecek.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklisayfalar.com/sizofreni-ilaclari-giderek-gelisti-mi-yan-etkileri-daha-az-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres sağlığa zararlı mıdır? Kansere sebep olabilir mi?</title>
		<link>http://www.sagliklisayfalar.com/stres-sagliga-zararli-midir-kansere-sebep-olabilir-mi.html</link>
		<comments>http://www.sagliklisayfalar.com/stres-sagliga-zararli-midir-kansere-sebep-olabilir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 08:19:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı ve Psikolojik Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklisayfalar.com/?p=5347</guid>
		<description><![CDATA[Bu, stresin nasıl algılandığına bağlı. Stresin sağlık riski oluşturması açısından belirleyici faktör, bunun olumsuz stres (distres) ya da olumlu stres (östres) olması. Danimarkalı doktorlar, stresin meme kanserine yakalanma riskini nasıl etkilediğini araştırdılar. Kopenhag&#8217;da neredeyse 20 yılık süre boyunca yaklaşık 6700 kadını incelediler. Kadınlardan yaşadıkları stresin boyutunu değerlendirmeleri istendi ve kadınlar az, orta ve yüksek baskı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu, stresin nasıl algılandığına bağlı. Stresin sağlık riski oluşturması açısından belirleyici faktör, bunun olumsuz stres (distres) ya da olumlu stres (östres) olması. Danimarkalı doktorlar, stresin meme kanserine yakalanma riskini nasıl etkilediğini araştırdılar. Kopenhag&#8217;da neredeyse 20 yılık süre boyunca yaklaşık 6700 kadını incelediler. Kadınlardan yaşadıkları stresin boyutunu değerlendirmeleri istendi ve kadınlar az, orta ve yüksek baskı altında olmak üzere üç grupta sınıflandırıldı. Gerginlik, sinirlilik, sabırsızlık, korku ve uykusuzluk &#8220;stres&#8221; olarak sayıldı.</p>
<p>Sonraki 18 yıl boyunca hangi kadınlarda meme kanseri oluştuğu gözlemlendi. Araştırmaya katılan kadınlardan 251&#8242;i bu hastalığa yakalandı. Araştırmada, günlük stresin kadınların meme kanserine yakalanma riskini orta yaşlarda azalttığı sonucu çıktı. Böylece en yüksek stres seviyesinde olan kadınların meme kanserine yakalanma olasılığı, az stres seviyesinde olduklarını ifade eden kadınlara kıyasla % 40 daha düşüktü. Altı kademeli bir stres cetvelinde, stres seviyesi yükseldiğinde meme kanseri riski % 8 düşüyordu. Doktorlar verileri şu şekilde yorumluyorlar: Günlük stres olumlu etki ederken, ani stres örneğin bir yakınını kaybetme sağlığı kötü etkiliyor. Bu olgunun muhtemel bir açıklaması, sürekli stresin, meme kanseri oluşumunda payı olan östrojen konsantrasyonunu etkilemesi olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklisayfalar.com/stres-sagliga-zararli-midir-kansere-sebep-olabilir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çok fazla düşünmek huzur kaçırır mı?</title>
		<link>http://www.sagliklisayfalar.com/cok-fazla-dusunmek-huzur-kacirir-mi.html</link>
		<comments>http://www.sagliklisayfalar.com/cok-fazla-dusunmek-huzur-kacirir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 15:26:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı ve Psikolojik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[çok fazla düşünce uyku kaçırır mı?]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk sıkıntısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklisayfalar.com/?p=5289</guid>
		<description><![CDATA[Kadınların uyku kalitesi bu yüzden mi daha düşüktür? İtiraf edelim ki, burada cinsiyet farkları hakkındaki eski önyargılara el atmaktayız. Kadınların daha sık &#8220;kafayı taktığı&#8221; ve bu yüzden pek iyi uyuyamadığı düşüncesi çok yaygındır. Peki, ama neden erkekler değil de kadınlar? Kadınlar, erkeklere kıyasla daha sık uyku bozukluğu yaşıyorlar. Bu durum ülke ve kültür farkı da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadınların uyku kalitesi bu yüzden mi daha düşüktür?</strong></p>
<p>İtiraf edelim ki, burada cinsiyet farkları hakkındaki eski önyargılara el atmaktayız. Kadınların daha sık &#8220;kafayı taktığı&#8221; ve bu yüzden pek iyi uyuyamadığı düşüncesi çok yaygındır. Peki, ama neden erkekler değil de kadınlar? Kadınlar, erkeklere kıyasla daha sık uyku bozukluğu yaşıyorlar. Bu durum ülke ve kültür farkı da gözetmiyor: Kadınlar uykuya dalmada ve deliksiz bir uyku uyumada (araştırmanın türüne göre) 1,3 ila 2 kere daha sık sorun yaşıyorlar.<br />
Tayvanlı tıp uzmanları, eğitim gibi sosyal faktörlerin uykuyu etkileyip etkilemediğini araştırdılar. Tüm ülke çapında 40 bin kişi ile gerçekleştirilen ve toplumsal eğilimleri konu alan bir anketi değerlendirdiler. Genel olarak, daha yaşlı, boşanmış ya da ayrılmış, daha düşük eğitim seviyesine sahip, daha dar gelirli ve sağlık sorunlarından şikâyetçi olan kişilerde uykusuzluk daha yaygındı. Araştırmacılar eğitim seviyesine özel ağırlık verdiler. Bu alanda şaşırtıcı sonuçlara ulaştılar. Kadınlar için şu durum geçerliydi: Eğitim seviyeleri ne kadar yüksekse, o kadar iyi, derin ve huzurlu uyuyorlardı. Erkekler için ise tam aksi söz konusuydu. Eğitim seviyesinin yükselmesiyle, uyku bozuklukları da artıyordu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklisayfalar.com/cok-fazla-dusunmek-huzur-kacirir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antidepresan ilaçlar intiharı önler mi?</title>
		<link>http://www.sagliklisayfalar.com/antidepresan-ilaclar-intihari-onler-mi.html</link>
		<comments>http://www.sagliklisayfalar.com/antidepresan-ilaclar-intihari-onler-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 05:30:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı ve Psikolojik Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklisayfalar.com/?p=5125</guid>
		<description><![CDATA[Bu akla yakın geliyor. Ne de olsa bu ilaçlar iç sıkıntısı çeken insanların moralini yükseltmek ve onları kendilerine ya da başkalarına zarar verici hareketlerden uzak tutmak için veriliyor ve kullanılıyor. Ancak son yıllarda antidepresan ilaçların intihar deneme sıklığını gerçekten düşürdüğüne dair kuşkular dile geliyor. ABD&#8217;de ilaçların izinlerinden sorumlu daire FDA, 2004&#8242;teki uyarıdan sonra 2005 yazında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sagliklisayfalar.com/wp-content/uploads/antidepresan_ilaçlar.jpg" alt="antidepresan ilaçlar" width="230" height="230" align="right" />Bu akla yakın geliyor. Ne de olsa bu ilaçlar iç sıkıntısı çeken insanların moralini yükseltmek ve onları kendilerine ya da başkalarına zarar verici hareketlerden uzak tutmak için veriliyor ve kullanılıyor. Ancak son yıllarda antidepresan ilaçların intihar deneme sıklığını gerçekten düşürdüğüne dair kuşkular dile geliyor. ABD&#8217;de ilaçların izinlerinden sorumlu daire FDA, 2004&#8242;teki uyarıdan sonra 2005 yazında bir kez daha uyardı. Özellikle antidepresan kullanan gençlerde intihar eğiliminde artma olup olmadığına dikkat edilmesi gerekiyordu.<br />
Mesleki yayımlarda, gençlerin antidepresan kullandıkları zaman intihar eğilimlerinin arttığına dair, ilaçların kullanım sebebine tezat oluşturduğu düşünülen ipuçları giderek daha sık yer almaya başladı. Bunun ne sıklıkla yaşandığını belirlemek çok zor, çünkü depresyondaki insanlardaki intihar eğilimi riski normal nüfusa göre genelde daha yüksek. Birçok hasta antidepresan ilaçlardan fayda görüyor ve bu moral düzeltici ilaçlar karanlık düşünceleri insanlardan uzak tutuyor.</p>
<p>Ama hastaların bir alt grubunda (öyle görünüyor ki bu altgrup özellikle gençlerden oluşuyor) psikotropik ilaçlar paradoks bir etki de yaratabiliyor ve intihar teşebbüsü olasılığını arttırıyor. Doktorlar, ilaç kullanımına yeni başlayanlarda bu riskin yükselmesine şu şekilde açıklama getiriyorlar: Tedavinin başında korku ve moral bozukluğu yaygın; bu belirtiler ancak tedaviye başlandıktan birkaç gün sonra azalmaya başlıyor. Fakat antidepresan ilaçlar genel hareketliliği daha çabuk etkiliyor. Bazı hastalar, antidepresan ilaçlar sayesinde kendilerini daha cesur ve harekete geçmeye hazır hissederken moralleri hâlâ çok bozuk olduğunda belki de intihara daha yatkın oluyorlar. Bu yüzden Amerikan ilaç dairesi, antidepresan ilaçların prospektüslerinde olası yan etkilerde intihara teşebbüs riskinde de bir artış yaşanabileceğinin belirtilmesini artık şart koşuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklisayfalar.com/antidepresan-ilaclar-intihari-onler-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bach çiçek terapisi birçok rahatsızlıkta ve hastalıkta faydalı olur mu?</title>
		<link>http://www.sagliklisayfalar.com/bach-cicek-terapisi-bircok-rahatsizlikta-ve-hastalikta-faydali-olur-mu.html</link>
		<comments>http://www.sagliklisayfalar.com/bach-cicek-terapisi-bircok-rahatsizlikta-ve-hastalikta-faydali-olur-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2010 04:05:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı ve Psikolojik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[bach çiçek terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[bach çiçek terapisi işe yarar mı]]></category>
		<category><![CDATA[bach çiçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[bach çiçekleri tedavi eder mi]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Bach çiçek terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Bach kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı bach çiçek terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı için çiçek terapisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklisayfalar.com/?p=4948</guid>
		<description><![CDATA[Birçok insan bu tedavi yöntemine inanıp uygulasa da, bu tedavinin etkili olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. &#8220;Bach çiçek terapisi&#8221; Doktor Edward Bach (1886-1936) tarafından geliştirildi. Tedavinin prensibi, fiziksel hastalıkları ve psikolojik bozuklukları belirli bitki karışımlarıyla tedavi etmektir. Bach, farklı psikolojik kişilik tipleri belirlemiş ve bunları çeşitli ruh hallerinden yola çıkarak kategorize etmiş. Böylece Bach&#8217;ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sagliklisayfalar.com/wp-content/uploads/bach_cicek.jpg" alt="bach çiçekleri" width="207" height="155" align="right" />Birçok insan bu tedavi yöntemine inanıp uygulasa da, bu tedavinin etkili olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. &#8220;Bach çiçek terapisi&#8221; Doktor Edward Bach (1886-1936) tarafından geliştirildi. Tedavinin prensibi, fiziksel hastalıkları ve psikolojik bozuklukları belirli bitki karışımlarıyla tedavi etmektir. Bach, farklı psikolojik kişilik tipleri belirlemiş ve bunları çeşitli ruh hallerinden yola çıkarak kategorize etmiş. Böylece Bach&#8217;ın teorisine göre, belirli rahatsızlıklara neden olan 38 negatif ruh hali (örneğin, nefret, bencillik ya da hırs) var ve bunlar 38 çiçek özüyle tedavi edilmeli. Bu durumda Bach&#8217;ın iddiasına göre belirli bir hastalık değil, psikolojik bozukluk ve bununla bağlantılı olarak da doğrudan şikâyetler tedavi ediliyor. Bach&#8217;ın savına göre bitkilerin faydalı olmasının sebebi, bunların sadece belirli etken maddeleri değil, ayrıca enerji ve ruhani güçler de içermeleri; fakat Bach bu güçlere açıklık getirmemiş.</p>
<p>Ancak farklı araştırmalara rağmen, Bach çiçek terapisinin faydalı olduğu şimdiye dek kanıtlanamadı. Bunun sebebi, Bach&#8217;ın bitki seçimini tamamen sezgisel gerçekleştirmiş olması ve botanik tutkusuna açıklık getirebilecek herhangi bir bilimsel sistem ya da benzeri bir şey kurma zahmetine de girişmemiş olması. Bach&#8217;ın talimatlarına göre (&#8220;bulutsuz bir pazar günü sabah saat 9&#8242;dan önce toplayın, kaynak suyu ile bir kâsede saklayın, konyak ya da benzeri bir sert içki içinde konserve edin ve sıvıyı 1&#8242;e 240 oranında inceltin&#8221;) elde edilen ilaçların hazırlanış şekilleri de, bu tedavinin etkisini kanıtlamaya pek elverişli türden değil. Ayrıca son derece hoşgörülü psikologlar ve psikiyatrlar bile, Bach&#8217;ın, insanın tüm hayatının ve acılarının doktorun belirlediği 38 ruh haliyle açıklanabilir olduğu tezini çok temkinli tabirle akla yakın bulmuyorlar.</p>
<p>Çiçek terapisinin etkisini konu alan sadece dört tane kontrollü klinik araştırma gerçekleştirilmiş ve bunlar bir analiz şeklinde bir araya getirilmiş. Dört araştırmadan ikisinde, çiçek terapisinin doğumda ve depresyonda şikâyetleri hafifletmekte faydalı olduğu belirtilmiş. Ama bu iki araştırmanın da metot açısından o kadar büyük eksiklikleri var ki, bunları kanıt olarak görmek imkânsız. Zira her iki incelemede de, karşılaşılan hafif olumlu etkinin çiçek terapisinden mi, plasebo etkisinden mi kaynaklandığı konusunda bir ayrım yapılmamış.</p>
<p>Diğer iki araştırmada &#8220;rescue (İng.: hayata döndürme) damlası&#8221; adı verilen damlaların sınav stresine karşı faydalı olup olmadığı incelenmiş. Bu analizde herhangi bir etki saptanamamış. Stiftung Warentesr&#8217; , özet olarak, incelenen üç alanda (doğum, depresyon ve sınav stresi) bile herhangi bir etki kanıtlanamadığı sonucuna varıyor. Diğer şikâyetlerde ve hastalıklarda, bilimsel açıdan ciddiye alınır bir araştırma bile mevcut değil. Böylece Bach çiçek terapisiyle hastalıkların etkili bir şekilde tedavi edilebileceğine dair hiçbir gösterge yok.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklisayfalar.com/bach-cicek-terapisi-bircok-rahatsizlikta-ve-hastalikta-faydali-olur-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyurgezerlik</title>
		<link>http://www.sagliklisayfalar.com/uyurgezerlik.html</link>
		<comments>http://www.sagliklisayfalar.com/uyurgezerlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2009 02:06:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı ve Psikolojik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[neden uyurgezer olunur]]></category>
		<category><![CDATA[uyurgezer]]></category>
		<category><![CDATA[uyurgezerlik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[uyurgezerlik tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklisayfalar.com/?p=1286</guid>
		<description><![CDATA[Uyurgezerlik bir ruh hastalığıdır. Rüyaların hareket haline dönüşmesine bağlı bozukluktan ileri gelir. Genellikle hassas çocuklarda görülür. Uyurgezerler, derin bir uykudan hafif bir uykuya geçerken gördükleri rüyanın etkisi altında yataklarında kıpırdarlar ve daha sonra da hareket etmeye başlarlar. Hastalığın hafif şekillerinde hastalar yalnız gördüklerini, yaşadıklarını konuşarak belirtirler. Buna uykuda konuşma da denir. Çoğu zaman normal insanlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sagliklisayfalar.com/images/uyurgezer.jpg" alt="uyurgezer" align="right" /> Uyurgezerlik bir ruh hastalığıdır. Rüyaların hareket haline dönüşmesine bağlı bozukluktan ileri gelir. Genellikle hassas çocuklarda görülür.<br />
Uyurgezerler, derin bir uykudan hafif bir uykuya geçerken gördükleri rüyanın etkisi altında yataklarında kıpırdarlar ve daha sonra da hareket etmeye başlarlar. Hastalığın hafif şekillerinde hastalar yalnız gördüklerini, yaşadıklarını konuşarak belirtirler. Buna uykuda konuşma da denir. Çoğu zaman normal insanlar bile çok yorgun olduklarında, hareketli bir gün geçirdiklerinde uykularında konuşur.<br />
Hastalığın daha ileri safhalarında ise hasta yataktan kalkar, sokağa, dama ya da bahçeye çıkarak herhangi bir işle uğraşabilir. Uyurgezerler arasında dama, yüksek duvarlara ve hatta kulelere çıkıp tehlikeli hareketler yapanlar vardır. Bu durumda uyandırılacak olurlarsa duyacakları korku sonucu bulundukları yerden düşebilirler. Uyku halindeyken de düşebilecekleri göz önüne alınarak bulundukları yerin çevresinde koruyucu tedbirlere başvurmak gerekir.</p>
<p>Uyurgezerlerin gece kalkıp yazı yazanlarına ve iş yapanlarına da rastlanmaktadır.<br />
Bir uyurgezerin hareketleri, gündüz yaptığı hareketlerin tekrarı gibidir. Hastalar uyku halinde evin içindeki eşyalara çarpmadan rahatlıkla dolaşabilirler. Uyurgezerlerin bu halleri sırasında konuşanlarına pek ender rastlanır.<br />
Uyurgezerler uyandıklarında, uyku halinde dolaştıklarını ve bu sırada yaptıktan işleri pek hatırlamazlar. Uykuda gezerken pek çok uyurgezerin gözleri kapalı değildir.<br />
Uyurgezerlik tehlikeli bir hastalıktır. Tedavisi ise şartlıdır.</p>
<p><strong>Tedavi</strong><br />
Hastalığın tedavisinde hastanın bütün ruh durumu gözden geçirilir, dertleri çözümlenmeye çalışılır ve uykusu düzene konulur. Yorgun ve uykusuz geçen günlerden sonra uyurgezerlerde hastalığın arttığı görülür. Hasta ile birlikte uykusu hafif birinin yatmasında yarar vardır. Bu kişi hastayı doğabilecek çeşitli tehlikelere karşı koruyabilir. Yaş ilerledikçe uyurgezerlerin hastalıklarında azalma ve ileri yaşlarda da kaybolma söz konusudur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklisayfalar.com/uyurgezerlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruhi hastalıkların genel belirtileri</title>
		<link>http://www.sagliklisayfalar.com/ruhi-hastaliklarin-genel-belirtileri.html</link>
		<comments>http://www.sagliklisayfalar.com/ruhi-hastaliklarin-genel-belirtileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 04:05:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı ve Psikolojik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık spazmozları]]></category>
		<category><![CDATA[Apsesyon]]></category>
		<category><![CDATA[davranış bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Davranış Negativizmi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Duruş Stereotipi]]></category>
		<category><![CDATA[düşünme bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[duygu bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Ekopzasia]]></category>
		<category><![CDATA[Hipokomdirya]]></category>
		<category><![CDATA[İşitme Sanrılan]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Konuşma Perseverasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Neologism]]></category>
		<category><![CDATA[Perseverasyon]]></category>
		<category><![CDATA[ruh hastalıklarının belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[ruh hastası belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[ruh hastası nasıldır]]></category>
		<category><![CDATA[Stereotipi Duruş Stezotipisi]]></category>
		<category><![CDATA[Stereotipi–Perseverasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Verbigezasyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklisayfalar.com/?p=1049</guid>
		<description><![CDATA[1 &#8211; Davranış Bozuklukları Ruhi hastalıklar sinsi sinsi seyreder, belirtiler birer birer ortaya çıkar. Bu özelliği bakımından hastalığı teşhis kolay değildir. Sabır ve zaman ister. Genel ve en çarpıcı belirti, hastanın eski alışkanlıklarındaki büyük değişiklerdir. Bunun içindir ki, tedavide başarıya ulaşabilmenin en büyük yardımcısı hastanın çocukluk yıllarından itibaren hayat hikâyesidir. Ruhi hastalıklar, alışkanlıkların değişmesinin yanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sagliklisayfalar.com/images/ruhhh.jpg" alt="ruh hastalıkları belirtileri" align="right" /><strong>1 &#8211; Davranış Bozuklukları</strong></p>
<p>Ruhi hastalıklar sinsi sinsi seyreder, belirtiler birer birer ortaya çıkar. Bu özelliği bakımından hastalığı teşhis kolay değildir. Sabır ve zaman ister.<br />
Genel ve en çarpıcı belirti, hastanın eski alışkanlıklarındaki büyük değişiklerdir.<br />
Bunun içindir ki, tedavide başarıya ulaşabilmenin en büyük yardımcısı hastanın çocukluk yıllarından itibaren hayat hikâyesidir. Ruhi hastalıklar, alışkanlıkların değişmesinin yanı sıra, tutum, davranış, düşünce ve duygu bozuklukları ile belirir, teşhise imkân verir.<br />
Alışkanlıkların geniş Ölçüde değişmesinin farkına varmayan kimse sadece hastanın kendisidir. Bu da hastalığın en açık belirtilerinden biridir.</p>
<p>Sağlıklı günlerinde, işine gücüne karşı sorumluluk duygusu taşıyan, kılığından kıyafetine, yediğinden içtiğine, her konuda hassas olan kişi, hastalığın pençesine düşünce tam bir derbeder, ölçüsüz bir vurdumduymazdır. Hasta, dalgınlığı içinde dünyadan elini eteğini çeker.<br />
Hasta, alışılmadık bir canlılık, hareketlilik gösterisi içindedir. Kılık kıyafetine aşırı düşkünlüklerin yanı sıra, temizlik konusunda anormal, olmadık titizlikler gösterir. İyimserlikte olduğu kadar, karamsarlıkta da ölçüsüzlükler, vehimler, şüpheler görülür. Gereksiz suskunluklar kadar yersiz bir konuşkanlık hevesi ortaya çıkar. Hasta, hiç bir konuda sır saklamanın gerekliliğinin, farkında olmaz gene düşüklüğünü bir hüner sayar.</p>
<p>Hasta herhangi bir hareketi durup dinlemeden tekrarlar (<a href="http://www.sagliklisayfalar.com/saglik-etiket/stereotipi-durus-stezotipisi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Stereotipi Duruş Stezotipisi">Stereotipi Duruş Stezotipisi</a>). Ellerini ovuşturur, bulunduğu yerde durmadan yürür.<br />
Hasta herhangi bir şekilde duruşu saatlerce sürdürür (Duruş Stereotipi). Elleri çenesinde, dirsekleri dizlerinde, gözleri bir noktaya dikili olarak uzun müddet hareketsiz kalır.<br />
Hasta, başka bir hareket yapmak arzusuna rağmen, iradesi dışında diğer bir hareketi tekrarlar veya birçok hareketi sürdürür (Perseverasyon).<br />
Ancak, tiklerle alışkanlık spazmozları, Stereotipi–Perseverasyon hastalıklarından sayılmayan basit hareketlerdir.</p>
<p>Tiklere ve <a href="http://www.sagliklisayfalar.com/saglik-etiket/aliskanlik-spazmozlari" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with alışkanlık spazmozları">alışkanlık spazmozları</a>na karşı bilinçli davranış mevcuttur.<br />
Bu durumda olanlar, tiklerinden, alışkanlıklarından kurtulmak isterler. Parmak çıtlatmak, omuz silkmek, gereksiz burun çekmek alışkanlıkları olanlar, hareketlerini normal ölçüler içinde tutmaya gayret eder, bunda bir dereceye kadar başarılı da olurlar.</p>
<p>Hâlbuki Stereotipilerde bilinç yoktur. Ağır vakalarda hasta tam bir hareketsizliğe bürünür. Bu duruma bitkinlik sebep olabileceği gibi, mukavemet isteği de yol açabilir (Davranış Negativizmi).<br />
Hasta gayretine rağmen hareketi çok ağır şekilde, yapar (Psikomotor Gerilik).<br />
Hasta, gördüğü herhangi bir hareketi, zorlamaya, ikaza gerek kalmadan tekrarlar(Ekopzasia). Bu gibi hastalar itaat ederler. Herhangi bir duruş şeklinde, kımıldamadan saatlerce kalırlar.</p>
<p>Otomatizm denilen bu hallerde hasta iradesine sahip değildir, otomatik olarak katıldığı hareketin anlamını, önemini bilmez. Uykuda dolaşmak, otomatik yazı yazmak gibi.<br />
Hasta düşünerek veya hiç düşünmeden birden bire feveran eder (Tepi). Birçok vakalarda hastanın, herhangi bir konuda şiddetli bir tepki göstermek için hazırlandığı görülür. Hasta ancak bu patlamadan sonra sükûnete kavuşur. Şiddetli tepkiye mani olmaya hastanın gücü yetmez.</p>
<p><strong>2 &#8211; Konuşma Bozukluğu</strong></p>
<p>Hasta, normal, alışılagelmiş konuşma üslubunu, aşırı konuşkanlık veya suskunlukla değiştirir. Bazı hallerde maksadını, gevezeliğe varan ölçülerle de olsa, anlatmayı başarır, sözünün sonunu düzgünce getirir.<br />
Bazı hallerde ise bunun tak aksi görülür. Hasta sözünün sonunu getiremez, konuyu dağıtır, değiştirir, unutur.<br />
Konuşmada ağırlaşma bazı hallerde son derece ileri bir safhaya ulaşır (Mutizm). Hasta mahzun, sessiz ve dilsizdir. Melankoli içindedir.<br />
Hasta konuşursa bir zarara uğrayacağı vehmi içine girer, ağzını açarsa mikropların hücumuna uğrayacağına inanmış görünür. Hasta, sorulara cevap vermediği halde, yalnızken kendi kendine konuşur. Bu durum Negativizm’den ileri gelir.</p>
<p>Hastanın sorulara verdiği cevaplar, hastalığın teşhisinde büyük kolaylık sağlar. Hasta, soruları birçoğunu tekrarladığı kelime yağmuru ile cevaplandırır. Cevaplar soru ile ilgili değildir. Sözler arasında da irtibat yoktur (Verbigezasyon).<br />
Hasta, soru ne olursa olsun, konuların değiştirilmesini de anlamamış görünerek, kendince bir takım kelime veya kelimeleri biteviye tekrarlar durur (<a href="http://www.sagliklisayfalar.com/saglik-etiket/konusma-perseverasyonu" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Konuşma Perseverasyonu">Konuşma Perseverasyonu</a>).<br />
Hasta kendine göre bir konuşma dili belirler. Uydurma bir dille konuşur. Heceleri böler, ayırır, birleştirir ve bunları dile getirir (<a href="http://www.sagliklisayfalar.com/saglik-etiket/neologism" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Neologism">Neologism</a>).<br />
Hasta, parçalayıp böldüğü bu kelimelerle yarattığı konuşma diline son derece bağlı görünür.<br />
Hasta, kendisine sorulan sorulara herhangi bir cevap vermek yerine, soruyu tekrarlamakta direnir (Echolallia).</p>
<p><strong>3 &#8211; Duygulardaki Bozukluklar</strong></p>
<p>Ruhi hastalıklarda, duygular ve duygusal tepkilerde beliren bozukluklar ortaya çıkan vakalar ciddi ve önemli bir başka türü teşkil eder.<br />
Hasta, korku, sevinç, sinirlilik, öfke, şüphecilik, kaygılanma ve benzeri hallerde aşırılıklar gösterir. Basit bir sebeple bu konulardan herhangi birisine ait duygular, aşırı ölçüler içinde ve sürekli biçimde açığa vurulur.</p>
<p>Hastanın içinde bulunduğu duruma hiçte uygun düşmeyen, abartılmış neşeli, sevinçli hali, hastalığın en önemli belirtilerindendir. Bunun tam aksini teşkil eden, sebepsiz, ölçüsüz, derin keder ve üzüntülerin ortaya çıkması da teşhisi kolaylaştırır.<br />
Hastanın düşüncesi ile duygulan arasında denge ve ahenk kaybolur. Sevindirici düşüncelere rağmen teessürle hareket veya üzüntü kaynaklı düşüncelere rağmen duyguların neşe ve sevinçle belirtilmesi diğer hastalık belirtileridir.</p>
<p>Hasta, normal hallerde sevindirici veya üzücü duygulara yol açan olaylar karşısında tamamen duygusuz kalır. Erken bunama (Apaty &#8211; Duygusuzluk hali).<br />
Hasta yeterince başarılı olmadığı düşüncesiyle, çevresiyle ilgisizdir. Yerinde, çok basit bir ikaz, uyarı karşısında ani, çok şiddetli tepkiler gösterir. Tam manasıyla infial içindedir(İrritabilitiy).<br />
Yok yere, olmadık hallerde kızar, bağırıp çağırır, gücenir, küser korkuya ve teessüre kapılır.<br />
Hastanın duygularında denge kaybolur. Gülerken ağlar, ağlarken güler, duyguları, sebepsiz yere sık sık değişir.<br />
Hasta, duygularını kontrol etmek gücünü tamamen kaybeder. Telkinlere açık, bir çocuk gibidir. Normal olaylara karşı belli duyguların açıklanmaması hastalığın en önemli belirtilerindendir.</p>
<p><strong>4 &#8211; Düşünmedeki Bozukluklar</strong></p>
<p>Ruhi hastalıkların diğer bir bölümünde, düşünmede bozukluklarla hastalık ortaya çıkar.<br />
Hasta hayal içindedir. Gerçeklere göre düşünme kabiliyeti kaybolur. Uygulanması, gerçekleştirilmesi mümkün olmayan düşüncelerle hülyalar sürer gider.<br />
Arzular, istekler ve temenniler ite dilekler, duygular düşünme kabiliyetini pençesine alır (antistic).<br />
Düşünce şuuraltının emrine girer. Hasta, olduğu gibi değil, olmasını istediği biçimde düşüncelerle davranışlar içinde görünür.</p>
<p>Hasta, düşünme de güçlük çeker, ağırlaşma belirtileri gösterir. Ayrıca, herhangi bir düşünceye takılıp kalma yüzünden başka konularla ilgilenme ve düşünme yeteneği de kaybolur (Düşünme Güçlüğü).<br />
Herhangi bir fikir düşünceyi tam bir şekilde hâkimiyeti altına alır. Hasta bunun farkındadır. Ancak kendisini bunun tesirinden kurtaramaz (<a href="http://www.sagliklisayfalar.com/saglik-etiket/apsesyon" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Apsesyon">Apsesyon</a>). Düşüncenin, anormal fikrin baskısından kurtulması gerektiğini bilen hasta, bunun için başarısız gayretler de gösterir.</p>
<p>Hasta, herhangi bir ikaza aldırmadan dalgınlık içinde bir takım fikir ve düşüncelere kapılır. Durumunun farkında olmadığı içindir ki, bu halden kurtulmak için hiç bir gayret göstermez (Preoküpasyon).<br />
Hasta, birbirine zıt fikir ve düşüncelerin tesiri altında görünür. Bir kimseyi hem sever hem de ondan nefret eder (Ambivalaus). Kendini aynı zaman da, birbirinden çok uzak iki yerde bulunuyor farz eder.<br />
Hasta, kendisiyle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan alaylarla, eşyaların, davranışların, doğrudan doğruya kendisini hedef aldığı, tehdit ettiği inancı içindedir (Paranoya ve Erken Bunama). Hastalığın temelinde şuuraltı günahkârlık, suçluluk, kendini kusurlu, kabahatli görmek gibi düşünceler, fikirler bulunur.</p>
<p><strong>5 &#8211; Düşünme İçerikliği Bozuklukları</strong></p>
<p>Düşüncenin şeklinde görülen bozukluk ve hastalıklardan ayrı olarak, düşünme içeriliği anormallikleri, ruhi hastalıkların başka çeşitlerini teşkil eder.<br />
Hastalığın en önemli belirtileri, akıl ve mantık dışı konuşmalar, sözler, gerçek dışı muhakeme ve hükümlerdir.<br />
Hastayı, düşüncelerinin ve muhakemesinin yanlışlığına inandırmak mümkün değildir. Herhangi bir kimsenin düşmanlığına inanarak söyledikleri doğru ve mantıklı görünürse de esasında yanlıştır. Çünkü ortada bir düşmanlık yoktur (Paranoyak).</p>
<p>Hasta büyüklük kompleksi içindedir. Zulmedilme düşüncesinin esiri görünür. Başarısızlıklara mazeret arama gayretleri vardır.<br />
Günahkârlık, fakirlik düşüncelerin altında bulunan hasta, ağır hallerde kendisinin ve nihayet dünyanın varlığını inkar, yok olduğunu iddia eder.<br />
Hasta, organik ciddi hiç bir rahatsızlığı olmadığı halde hasta olduğu inancındadır. Hastalık hastalığı (Hipokomdirya) diye de tarif edilen bu anormallik, muhtelif ruhi hastalıkların belirtisi olarak ortaya çıkar.<br />
Basit hastalıkların, çok ağır ve ciddi rahatsızlıklara dönüşebileceği, dönüştüğü inancının yerleşmesinin asıl sebebinin, marazi ve ruhi olduğu ortaya çıkar.</p>
<p>Hasta, her şeyin, herkesin, hatta kendisinin, durup dinlenmeden değiştiği kanaatindedir. Hasta düşüncesindeki anormalliğin farkındadır, kendi kendisinden şikâyetçi görünür.<br />
Hasta, dıştan hiçbir uyarı, ikaz olmadığı halde, duyu organlarıyla bazı izlenimler sağladığını iddia eder (Sanrı).<br />
Hasta gözlerini bir noktaya diker, bir şeyler seyreder gibi görünür (Görme Sanrıları).<br />
Hasta kulaklarını dikmiş, bir şeyler dinliyormuş gibidir (İşitme Sanrılan)<br />
Hasta, bazen fısıldayarak, bazen yüksek sesle hayaletlerle konuşur.<br />
Hasta, hayaletlerin kendisini tehdit ettiklerini, onların zulmüne uğradıklarını ileri sürebileceği gibi, bunların tam aksini de iddia edebilir.</p>
<p>Erken bunamalarda hastalık, kişinin, her türlü hareketinin ve davranışlarının kontrol altında bulundurulduğunu ileri sürmesiyle belirir. Hasta, bütün fikir ve düşüncelerinin başkaları tarafından olunduğuna, aklından geçenlerin bilindiğine vücudunun olmadık alet ve cihazlarla kontrol altına alınmış bulunduğuna inanır.<br />
Hasta, içinde bulunduğu yer ve zamanı tayin etmek gücünden yoksundur(Oryantasyon Bozukluğu).<br />
Hastalık belirtileri arasında, kişinin, günü, tarihi ve bulunduğu yeri bilmemesi de bulunur.</p>
<p><strong>6 &#8211; Hafıza, Dikkat ve Uykudaki Bozukluklar</strong></p>
<p>Ruhi hastalıklar, &#8220;Hafıza, Dikkat ve Uyku&#8221; bozuklukları ile de ayrı türlerin belirtisiyle ortaya çıkar.<br />
Ruhi hastalıklarda hafıza tamamen veya kısmen kaybedilir. Çeşitli kademelerde unutkanlıklar görülür.<br />
Hastalık, dikkatin, aşırı şekilde artması veya azalmasıyla belirir. Hasta dikkatini herhangi bir konu üzerinde toplayamaz.<br />
Uyku düzeninde, alışılmadık, ciddi ve sürekli değişikliklerin ortaya çıkmasıyla ruhi hastalık belirir.<br />
Hastalık, uykunun, anormal şekilde artması veya azalması yahut tamamen ortadan kaybolmasıyla ortaya çıkar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklisayfalar.com/ruhi-hastaliklarin-genel-belirtileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruhi hastalıkların sebepleri</title>
		<link>http://www.sagliklisayfalar.com/ruhi-hastaliklarin-sebepleri.html</link>
		<comments>http://www.sagliklisayfalar.com/ruhi-hastaliklarin-sebepleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2008 02:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı ve Psikolojik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[alkollü içecekler ve ruh hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde ruh hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda ruh hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ruh hastalıklarının sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[ruhi hastalıkların sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[yaşın ruhi hastalıklara etkisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklisayfalar.com/?p=1037</guid>
		<description><![CDATA[Soyaçekim Ruhi hastalıkların ilk ve hatta tek sebebinin soydan geldiği &#8220;Soyaçekim&#8221; inancının yanlış olduğu modern tıp tarafından ispatlanmıştır. Soyunda bir ruh hastası bulunan insanında er geç aynı akıbete uğrayacağına inananların hastalıklarından şüphe edilebilir. Ruhi hastalıkların kalıtım yoluyla nesilden nesle geçişinde bir ölçüde gerçek yönler bulunduğu da bilinmektedir. Soydan gelen ruhi hastalıkların ortaya çıkışında tesirli olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sagliklisayfalar.com/images/ruh_hastaliklarii.jpg" alt="ruh hastalıkları" width="312" height="226" align="right" /><strong>Soyaçekim</strong></p>
<p>Ruhi hastalıkların ilk ve hatta tek sebebinin soydan geldiği &#8220;Soyaçekim&#8221; inancının yanlış olduğu modern tıp tarafından ispatlanmıştır. Soyunda bir ruh hastası bulunan insanında er geç aynı akıbete uğrayacağına inananların hastalıklarından şüphe edilebilir.<br />
Ruhi hastalıkların kalıtım yoluyla nesilden nesle geçişinde bir ölçüde gerçek yönler bulunduğu da bilinmektedir.<br />
Soydan gelen ruhi hastalıkların ortaya çıkışında tesirli olan şartlar, genellikle beş gurupta toplanmaktadır.</p>
<p><strong>1 &#8211; </strong>Yalnız ana veya baba tarafından hastalık varsa, geçiş ihtimali dörtte birdir.</p>
<p><strong>2 &#8211; </strong>Hastalık hem ana hem de baba tarafından varsa, geçiş yarı yarıyadır.</p>
<p><strong>3 &#8211; </strong>Hastalık, ana-babada büyük anne-büyük babanın birisinde veya ikisinde de varsa, geçiş ihtimali yarıdan çok daha fazladır.</p>
<p><strong>4 &#8211; </strong>Ana baba tarafındaki hastalıklardan, &#8220;manic depressi ve psikoz&#8221; veya &#8220;Şizofreni&#8221; geçiş ihtimali en çok olanlardır.</p>
<p><strong>5 &#8211; </strong>Anadaki hastalığın, kız çocuğuna geçiş ihtimali, erkek çocuğuna nispetle, çok daha yüksektir.</p>
<p><strong>Alkollü içkiler</strong></p>
<p>Ruhi hastalıklarla, zekâ gerilik ve noksanlıklarında alkollü içkilerin rolü ve yeri, uzun zamanlar boyunca araştırılmış, tıp dünyasında tartışılmıştır.<br />
Ağır alkollü içkilerin ruhi hastalıkların doğrudan doğruya sebebi olduğu şeklindeki görüşler bugün terk edilmiştir.<br />
Alkollü içkilere düşkünlük, hastalığın sebebi olmaktan çok, ruhi bozukluğun ve dengesizliğin mevcut olduğunu gösteren ciddi bir belirtidir. Bu durumdaki hastaların alkollü içkilere alışkanlığı, ancak hastalığı kırbaçlayan, arttıran bir sebeptir.</p>
<p>Sayı ve nispetleri az olmakla beraber aşırı içki düşkünlerinin Alkolik psikoz&#8217;dan yakalarını kurtaramadıkları ve ruhi hastalığa sürüklendikleri de bir gerçektir.</p>
<p><strong>Yorgunluk</strong></p>
<p>Ruhi hastalıkların sebepleri arasına yorgunluğun da katılması gerektiği görüşü daima tartışılan bir iddiadır. Ruh hastalıklarının bazı türleri ile yorgunluklardaki belirtilerin benzerlikleri iddiaların dayanağı olarak ileri sürülür.<br />
Düşünme zorlukları, dikkat dağınıklığı, halsizlik, genel isteksizlik gibi belirtileri de olan ruhi bozukluklarda yorgunluğun, durumu hastalık haline çevirebileceği tartışmalar arasındadır.</p>
<p>Nevrastenik bozukluklardan sürmenaj bu konudaki hastalıklar arasında en çok görülenidir. Hastalığın sebebi aşın yorgunluktur.<br />
Yorgunluğun, ruh hastalığının sebebi olmadığı kabul edilirse de ruh sağlığının devamı için sakınılması gereken yanlış bir çalışma ve gayretin şekli de olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Ruhi hastalık ve cinsiyet</strong></p>
<p>Ruhi hastalıkların cinsiyet açısından gösterdiği özellikler tespit edilmiştir.<br />
Kadın ve erkek bakımından ruhi hastalıklar, sayı, nispet ve sebepler bakımından farklılıklar, ayrılıklar gösterir.</p>
<p><strong>1 &#8211; </strong>Erkekler arasında görülen ruhi hastalıkların sayısı, nispeti, kadınlara kıyasla yarıdan çok fazladır. Ölüm nispeti de, aynı şekilde erkek hastalarda daha yüksek seviyededir.</p>
<p><strong>2 &#8211; </strong>Kadınlar arasında görülen ruhi hastalıkların, gebelik, adet&#8217;ten kesilme, bunlara bağlı rahatsızlardan ileri geldiği tespit edilmiştir.</p>
<p>Kadınlardaki ruhi hastalıklar, organik çöküntülere sebep olmayan nevroz ve psikozlardan kaynakların. Bu özellikler yüzündendir ki ölüm nispeti daha çok düşük, ömür daha uzundur.<br />
Erkeklerde ruhi hastalıklara başlıca sebepleri, aşın içki alışkanlığı, hayat mücadelesinin menfi gelişmeleri, frengi gibi hastalıklar teşkil eder.<br />
Erkeklerdeki görülen genel felç, alkolik psikoz, organik çöküntülere de yol açtığından ruh hastalarının ölüm oranını yükseltir.</p>
<p><strong>Ruhi hastalık ve yaş</strong></p>
<p>Yaş&#8217;ın, yaşlılığın, ruhi hastalıklarla doğrudan doğruya değil, dolaylı olarak ilgisi ve ilişiği vardır.<br />
Erkekler, en çok &#8220;30–40&#8243; kadınlarsa &#8220;25–35&#8243; yaşları arasında ruhi hastalıklara daha çok açıktırlar.<br />
İsteri, nevrasteni ve benzeri nevrozlarla, erken bunama türünden psikozlar daha çok ergenlik çağında patlak verir.</p>
<p>Kadınlar  &#8220;45–50&#8243; yaş arasında, adet kesilmeleri yüzünden ruhi bunalımın yanı sıra fizyolojik değişikliklerin sarsıntısına da uğrarlar. Bu rahatsızlıkların ruhi hastalıklar çapına ulaşmaması için hekimin yardımına ihtiyaç vardır.<br />
Her iki cinsin de, ruhi bunalım ve hastalıklara çok müstait, bulundukları dönem, yaşlılık-ihtiyarlık yıllarıdır. Bu dönem, fizyolojik çöküntülere, güçsüzlüklere de sebep olduğu için ruh hastalıklarına çok geniş bir kapı açılır.<br />
İhtiyarlık bunamaları, en çok, 70 yaşından sonra insanları tehdit eder.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklisayfalar.com/ruhi-hastaliklarin-sebepleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruhi hastalıklar</title>
		<link>http://www.sagliklisayfalar.com/ruhi-hastaliklar.html</link>
		<comments>http://www.sagliklisayfalar.com/ruhi-hastaliklar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2008 04:15:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı ve Psikolojik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[ruh hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ruhi hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[ruhi hastalıklar nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ruhi hastalıkların sebepleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklisayfalar.com/?p=1033</guid>
		<description><![CDATA[Ruh hastalıkları &#8220;Psikiyatri&#8221; tıp dalındaki çalışmalar, Ruhi hastalıkların çoğunun, insan tarafından pek âlâ ve kolayca kontrol altına alınabilecek, giderilebilecek sebeplerden ileri geldiğini ispat etmiştir. Ruhi hastalıklar, ruh hastalıkları birden bire ortaya çıkmadığı gibi, bir veya birkaç sebepten de ileri gelmez. Ruh Sağlığının, bir, iki beklenmedik olay yüzünden kaybedilebileceği inancı yanlıştır. Sevdiği bir kimseyi kaybeden bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sagliklisayfalar.com/images/ruhi_hastaliklar.gif" alt="ruhi hastalıklar" width="250" height="146" align="right" />Ruh hastalıkları &#8220;Psikiyatri&#8221; tıp dalındaki çalışmalar, Ruhi hastalıkların çoğunun, insan tarafından pek âlâ ve kolayca kontrol altına alınabilecek, giderilebilecek sebeplerden ileri geldiğini ispat etmiştir.<br />
Ruhi hastalıklar, ruh hastalıkları birden bire ortaya çıkmadığı gibi, bir veya birkaç sebepten de ileri gelmez. Ruh Sağlığının, bir, iki beklenmedik olay yüzünden kaybedilebileceği inancı yanlıştır.</p>
<p>Sevdiği bir kimseyi kaybeden bir insanın, iflâs eden bir iş adamının, ağır trafik kazası geçiren bir kimse, halk dilinde &#8220;aklını kaybetti&#8221; teşhisiyle damgalanır.<br />
Ruhi hastalık, hayat boyu süregelen, birbiriyle alakalı olaylar dizisinin sonunda, birçok sebeplerle ortaya çıkar. Gerçekten ruh hastası olan insan, gerçeklerden uzaklaşır, var olmayanı mevcut kabul eder.</p>
<p>Hastaya gerçekleri kabul ettirmek diye ifade edilebilecek olan tedavi yolları vardır. Ancak bunun kolay olmadığı da bir gerçektir.<br />
Ancak, hemen hemen her insanda görülebilen bazı anormal hareketlerle, garip tutum ve davranışların tedaviyi gerektirecek bir ruh hastalığı olmadığı bilinmelidir. Aşırı temizlik düşkünlüğü, fareden, hamam böceğinden, karanlıktan, yükseklikten, geniş alanlardan, ölçüsüz tedirginlik ve hatta korkular gibi. Bu tutum ve davranışlar kişinin normal ve ruh sağlığı içinde bulunmadığı şeklinde yorumlanmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklisayfalar.com/ruhi-hastaliklar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evren ve insan</title>
		<link>http://www.sagliklisayfalar.com/evren-ve-insan.html</link>
		<comments>http://www.sagliklisayfalar.com/evren-ve-insan.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 03:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı ve Psikolojik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[çevrenin ruh sağlığı üzerindeki etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[evren nedir]]></category>
		<category><![CDATA[evren ve insan]]></category>
		<category><![CDATA[ruhun evrenle ilgisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliklisayfalar.com/?p=1026</guid>
		<description><![CDATA[Beden ruhun etkisi altında olduğu gibi ruh da evrenin etkisi altında bulunmaktadır. Ancak bu etki henüz kesin bir şekilde açığa çıkarılamamıştır. Ancak hava şartları ve iklim gibi etkiler insan ruhu üzerinde tabiatın ve dolayısı ile evrenin etkili olduğunu ortaya koymaktadır. İnsan ve çevre Ruh üzerinde insanın yaşadığı çevrenin büyük etkisi vardır. Aynı yaradılışa sahip iki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sagliklisayfalar.com/images/evren.jpg" alt="evren" width="267" height="308" align="right" />Beden ruhun etkisi altında olduğu gibi ruh da evrenin etkisi altında bulunmaktadır. Ancak bu etki henüz kesin bir şekilde açığa çıkarılamamıştır. Ancak hava şartları ve iklim gibi etkiler insan ruhu üzerinde tabiatın ve dolayısı ile evrenin etkili olduğunu ortaya koymaktadır.<br />
İnsan ve çevre</p>
<p>Ruh üzerinde insanın yaşadığı çevrenin büyük etkisi vardır. Aynı yaradılışa sahip iki insan ayrı ayrı çevrelerde yetiştirildiklerinde birbirlerinden çok değişik karakter ve kişilik kazanırlar.<br />
Yapılan incelemeler, insanın kişiliğine biçim veren çevre etkenlerinin arasında tabiatın birinci planda geldiğini göstermiştir. İnsanın var olduğu günden buyana ruh bakımından da beden bakımından da en fazla tabiatın etkisinde kaldığı bir gerçektir. Bu etkenler insanı heyecanlandırmış, duygulandırmış ve bu etkenlerle düşünme yolunu tutmuştur insan. Hatta bu yolda bazı inanışlara sahip olmuştur.</p>
<p>Ancak zamanın ilerlemesi ve düşünmenin bilgi ile beslenmesi birçok inanışın değişmesine yol açmıştır. Ama ne var ki insan ruhu hiç bir zaman duygulardan kurtulup aklın ve mantığın emri altına girmemiştir. Çünkü insanın çevresi daima bilinmeyenlerle doludur. Bunlar akıl yolu ile açıklanmadıkça duygu oluşmuştur, insan ruhundaki korku ve sevgi daima birbirleri ile çırpışmaktadır. Bu çırpışmada merak ve bilginin payı büyüktür. İnsan, herhangi bir şeyi merak eder. Onu tanımadıkça korku hissine kapılır. Tanıdığı zaman ise sever.</p>
<p>Eski çağlarda, özellikle taş devrinde insanlar çevrelerindeki pek çok şeyin ne olduğunu bilmedikleri için korku ve sevgi arasında bocalamışlardır. Pek çok olaylar karşısında kararsız kalmışlar ve bunun sonucu olarak da pek çok olaydan korkmuşlardır. Ama yine de o insanlar korktukları olayları tanıdıkça onları sevmişlerdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sagliklisayfalar.com/evren-ve-insan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
