Sıvı tüketimi, ihtiyaç hissedilmeden mi yapılmalıdır?
Çok sıvı tüketmek gerektiği tavsiyesini duymuş olmak için illaki maraton koşmak gerekmez. Herhalde 2003 ya da 2004 yılındaydı. Birden, özellikle genç hanımlar su ve enerji içeceklerinin emzikli şişelerini keşfettiler. Bu şişeler yolda sokakta, metroda, her yerde karşımıza çıkar oldu.
Sporcularda durum farklı. Ara sıra koşanlar bile, bu emzikli şişe modasından önce de, dayanıklılık gerektiren sporları yaparken, efor harcamanın öncesinde ve sırasında yeterince sıvı tüketmek gerektiğini bilirdi. Her halükarda, susuzluk hissi gelmeden önce sıvı tüketmek çok önemli görünüyordu. İddia edildiği üzere, susuzluk hissedildikten sonra şişeye ya da bardağa sarılmak sıvı dengelemesi için çok geçti. Ama eğer vücuda sıvı ya da besin vermenin zamanı geldiğinin işareti olarak değilse, vücut susuzluk ya da açlık gibi hislerin sinyalini neden versin ki?
Bu garip tavsiyenin nereden çıktığı belirsiz kalsa da, bilimciler bu sporcu dogmasını daha detaylı inceleme zahmetine gerçekten pek girişmemişlerdi. Gerçekleştirilen araştırmalar ya az sayıda sporcuyu gözlemlemiş ya da zirvedeki sporculara odaklanmıştı. Harvard Üniversitesi’nden araştırmacılar bu efsaneyi daha geniş bir zeminde mercek altına aldılar. Araştırma için, 42,195 kilometrelik, herhalde en ünlü koşu olan Boston Maratonu’nun 766 katılımcısını incelediler. 2002 yılında koşulan ve ne yazık ki bir de ölüm vakası 28 yaşındaki bir koşucu finişten az önce yığılıp kalmıştı gerçekleşen maratonu seçtiler.
Sporculardan koşu sırasında sıvı tüketimleri hakkında kayıt tutmaları istendi; hem aldıkları hem de vücuttan attıkları sıvı miktarını tahmin etmeliydiler. Finişten sonra koşuculardan kan örneği alındı. Koşudan sonra katılımcıların % 13′ü (kadınların % 22′si, erkeklerin % 8′i) hiponatremi gösterdi, yani kandaki sodyum konsantrasyonu bariz şekilde düşmüştü. Koşucuların % 0,6′sında (yani 3 koşucuda) kandaki sodyum miktarı o kadar tehlikeli seviyede düşüktü ki, sonuç olarak şuur bulanıklığı, baş dönmesi ve kramplar meydana gelebilirdi. Analiz, elit sporcular sınıfına dahil olmayan, hobi olarak koşanların, hiponatremi geliştirmeye özellikle yatkın olduklarını ortaya koydu. 42,195 kilometrelik mesafeyi dört saatten uzun sürede koşanlar, koşu sırasında üç litreden fazla sıvı içenler ve bu yüzden şiddetli ağırlık dalgalanması yaşayanlar özellikle tehlike altındaydı. Kadınlar ve “izotonik” içecekler tüketenler hiponatremiye daha fazla maruz kaldı, çünkü spor içeceklerinin içindeki sodyum konsantrasyonu vücudun sodyum konsantrasyonunun yaklaşık beşte birine denk geliyor. Daha önce gerçekleştirilen araştırmalarda genellikle elit koşucular incelenmişti; bu sporcularda hiponatremi riski belli ki daha düşük.
Araştırmacılar, hiponatreminin birçok koşucu için bir sorun olduğunu vurguluyorlar. 2002 koşusunu tamamlayan Boston Maratonu’nun 15.000 katılımcısına oranlanınca, 1900′ünde düşük seviyede hiponatremi, hatta 90 kişide ağır sodyum kaybı sonucuna varılabilir. Koşucular farklı miktarlarda terlediklerinden her birinde sıvı kaybı değişik olduğu için genel tavsiyelerde bulunulamaz. Harvard uzmanları oldukça basit bir önlem olarak, koşucuların idmandan önce ve sonra tartılmalarını tavsiye ediyorlar. Koşudan sonra öncesine göre bariz şekilde fazla vücut ağırlığına sahip olanların, kötü yan etkilere maruz kalmamak için, koşu sırasında sıvı tüketimlerini sınırlamalarında fayda var.






